Murat

Türk halklarının kurgan geleneği, cenazenin kütük ve ah-şap çukur içine defni, mezarın dibini ot, kamış, keçe ile kapla-ma, ölen kişiyi boğazlanan kendi atıyla gömme, kımız ve at eti kullanımı, gütme koyun üriticiliğine dayalı yaşam tarzı, keçe çadırlarda yaşama gibi tarihi-etnografik ve etnokültürel özel-liklerin retrospektif tetkiki, bu unsurların kökeninin ahşam mezar, Andronovo, oyma mezar kültürlerine ve İskit kabilele-rine dayandığı sonucuna götürmektedir. Başka bir deyişle, kur-gan kültürünün Avrasya bozkırlarının en eski proto-Türk kabi-lelerinin etno-kültürel özelliklerinin ilk şekilleniş döneminin kültürü olarak görmek için tüm mesnetler mevcuttur.
Sayfa 50·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Günümüz Türkologlarının büyük bir bölümü, ilk Türkle-rin vatanı olarak Altay, Güney Sibirya ve Baykal civarı olduğu-nu kabul etmeye mütemayiller. Biz de, Türlerin ilk vatanı ola-rak M.Ö. IV-III. Binyıllarda, Asya ve Avrupa'nın birçok bölge-lerine göç ederek yayılmış oldukları İdil-Ural bölgesini kabul etmeye eğilimliyiz. Idil-Ural bölgesi, özellikle de bozkır ve bozkır-orman böl-geleri, buralarda sakin olan etnosların hızlı gelişimine fevkala-de elverişli şartlar sunmaktaydı. Burada, hayvancılık için ge-rekli meralar, av hayvanlarının yaşaması için gerekli orman ta-bakası, balıkçılık için nehir ve göllerin yanı sıra, zengin maden yatakları da mevcuttu. Altay, Güney Sibirya ve Kafkasya kuşa-ğı (Karaçay, Kuban'ın yukarı kesimindeki Kuban boyu maden ocağı) ilk madencilik merkezlerinden birisi olmuştur. Bu böl-ge, Ural'ın ve ona komşu olan yakın bölgelerin iktisadi bakım-dan hızla gelişmelerinde büyük rol oynamıştır. Bu bölge, M.Ö. XIII. Binyılda, insanların vahşi hayvanları evcilleştirmeye başladıkları yerlerden birisidir. Özellikle Ural, Idil boyu, Hazar'ın kuzeyi, Karadeniz'in kuzeyi, Kuzey Kafkas-ya, Kazakistan ve Türkmenistan bozkır ve bozkır-orman böl-geleri, M.Ö. IV. Binyılda vahşi atların evcilleştirilmesi sürecin-de önemli yere sahiptir. Bilim adamları bu bölgeden, dünyanın diğer bölgelerine kültür yayılması olduğunu ortaya koydular. Dünyanın ileri tarım bölgesi olan Ön Asya'da atlar, M.Ö. II. Binyılın ortalarında görülmüştür. Bunun için, Hint-Avrupa dil-lerinde "at" adının tek bir kökü yoktur. At ve atlar tarafından çekilen arabalar üzerinde hayvan yetiştiricisi - göçebe ve sa-vaşçı - olan eski Türkler için uzun mesafeleri hızlı bir şekilde kat etmek çok önemli idi (Maddi Kültür, s. 23-35, 160-161).
Sayfa 40·Kitabı okudu
Türk halklarının etnogenezleri konusunda hakim olan res-mî görüş şöyle: Türklerin ataları Milattan itibaren son asırlara kadar (genellikle III. Yüzyıl olarak belirtiliyor) doğuda Altay ile Baykal arasında bulunan bölgede yaşamışlardır (SSCB Tari-hi, 1975, s. 18-19). Bazı bilim adamları, özellikle etnogenez süreçlerinin yoğun olarak yaşandığı bronz ve neolit gelişim dönemlerinde eski Türk kabilelerinin etno-kültürel oluşumu konusunda sözü edilen bölgelerde delil bulunamadığı için bu görüşe katılma-maktadırlar. Bu gruba giren bilim adamları Türklerin ilk va-tanları olarak Idil-Ural nehirleri arasında kalan bölgeyi kabul etmektedirler. Altay, Güney Sibirya ve Baykal ötesi, onların, buralardan Avrupa'ya ve Batı Asya'ya yaptıkları göçler sonu-cunda edindikleri ikinci vatanları olabilir; bunu, eski dönem yazarları tespit etmişlerdir. Değerli Macar Türkoloğu Nemeth bu konuda şunları yaz-maktadır: "Malum olduğu üzere, Türklerin yaşadıkları eski bölgeler umumiyetle Merkezi ve Doğu Asya'dadır. Buna karşı-lık ben Türklerin ilk vatanlarıyla ilgili olarak, lenguistik veri-lerle de uygunluk arz etmesi münasebetiyle ilk yaşam bölgele-rinin Batı Asya'da araştırılmasını öneriyorum. Türk kabileleri-nin Ural'dan çıkarılması ve Ural kabilelerinin ilk yaşam bölge-lerinin de Merkezi veya Doğu Asya olduğunun savunulması-nın ciddi bir dayanağı yoktur." (Nemeth, 1963, s. 127-128).
Sayfa 36·Kitabı okudu
Türk kabile ve halkları hakkında eski ve ortaçağ yazarları: Hekataios, Hesiodos, Herodot, Strabon, Pliny, Pomponius Me-la, Ptolemaeus, Horeneli Moses, XII. Yüzyıl "Ermeni Coğrafya-sı" adlı eserin yazarı Ananius Shirakatsius, Ibn'ül Esir, Reşi-düddin, Ibni Hurdadbeh, Ebu'l Fida, İbni Havkal ve benzerle-ri çok şeyler yazmışlardır. Fakat Türk halklarının tarihinin il-mi açıdan incelenmesi, ilk defa 1713-1722 yıllarında Sibir-ya'da görev yapmış olan İsveçli Subay F.I. Tabbert-Stralenberg tarafından yapılmıştır. Kendisi Türk halklarının ortaya çıkışla-rı hakkındaki Altay teorisinin kurucularından birisidir (Klyashtorny, 1964, s. 5). Herodot'un IV. "Tarih" kitabında tas-vir edilen, Türk-Arınların (Hakas Kabilesi) insan başlı yılan-larla savaşı hakkındaki efsaneleri derleyip onları İskit kabilesi Neürilerin yılanlarla yaptıkları savaşlarla ilgili efsanelerle kar-şılaştıran Stralenberg, şöyle der: "Biz, bu halkların Asya'dan Avrupa'ya göç etmiş ve Herodot'un devrine kadar orada yaşa-mış olan İskitlerin çocukları olduklarını düşünebiliriz." (Stra-lenberg, 1888, s. 3-4). Türk halklarının tarih ve etnografik oluşumlarının tetki-kinde oryantalistler ve XVII. Yüzyıl seyyahları I.A. Guldenş-tedt, P.S. Pallas, Klaproth emeklerini ortaya koymuşlar, bir çok halkların, özellikle de Karaçay-Balkarların yaşam tarzları, dil-leri, dinleri ve ahlaki değerleri hakkında değerli bilgiler bırak-mışlardır (Adıgey, Balkar, Karaçay, 1974). 1829-1830 tarihlerinde Macarların eski tarihleri ve etnoge-nezlerini araştıran Macar bilim adamı Jean-Charles de Bess (Beş) Kırım, Karaçay ve Balkarya'ya seyahat etmiştir. Bess, Ka-raçay-Balkarların Macarlarla aynı kökenden geldiklerinin ka-bul etmektedir. Bess, Paris'de Fransızca olarak yayınlanan (farklı bölümlerin tercümeleri için V.K. Gardanov'a teşekkür
Sayfa 32 - 34·Kitabı okudu
Bir milletin, tarihteki gurur verici haklı yerine alması için bünyesinden çok iyi tarihçiler çıkarması, Türkün Türke pro-pagandası kadar Türkün dünyaya propagandasını yapabilecek ilim adamları yetiştirmesi gerekir; ama dağı taşı Türk görme hastalığından da artık kurtulmalıdır.
Sayfa 21 - Ahsen Batur·Kitabı okudu