İsmet Paşa'nın bütün siyaseti ihtiyat ve çekingenliğe dayanıyordu. Herkese dostluk göstermekle tehlikelerin önleneceğini sanıyordu.
Şüphesiz bu büyük bir yanlıştı. İsmet Paşa ya Türk tarihini hiç bilmiyor yahut jeopolitik icapları anlamıyordu. Uzun yüzyıllar boyunca sıcak denizlere çıkmak için didinen, bunu bir millî siyaset haline getiren, bu uğurda Türklerle destanî boğuşmalar yapan, fakat bir türlü emeline kavuşamayan Rusya'nın, kendisine dostluk gösterirsek Türkiye üzerindeki isteklerinden vazgeçeceğini sanmakla İsmet Paşa tarihin en büyük gafını yaptığının farkında değildi. Moskof'a dostluğun bir korkudan doğmayıp içimizden geldiğini göstermek için de tabiî iş Bulgar'a dostluk, Yunan'a dostluk, Sırp'a dostluk şekline dökülüyor ve bu dostluklar, o devletler toprağında yaşayan yüzbinlerce Türk'ün hakkını, Türklüğünü, hattâ insanlığını bize unutturacak kadar korkunç bir sivrilik alıyordu.
O küçük milletler, kendi tarihlerini Türk'e düşmanlık-la yuğurarak okutabiliyor, Türklerin iktisadî yoksulluğa ve kültür kargaşalığına düşmesi için her çareye başvuruyor, fakat biz ağzımızı açıp da Türklerin hukukunu koruyacak tek kelime söyleyemiyorduk.