Murat

Biz Avrupalı falan değiliz. Buz gibi Asyalıyız ve hepsinden üstün olarak da Türk'üz... Anladın mı monşer? Avrupalı olmak meziyet olmadığı gibi, Asyalı olmak da kusur değildir. Unutma ki Arnavut Avrupalı fakat Japon Asyalıdır.
Sayfa 73·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
:D
Adamın biri gelip vezirin makamına oturmuş. Vezir onu görünce yarı hayret, yarı öfkeylesormuş: - "Kimsin?" Adam gayet kayıtsız bir tavırla soruyu soru ile karşılamış: "Sen kimsin?" Vezir şaşkın, cevap vermiş: "Vezirim!" "Sonra ne olacaksın?" "İki tuğlu vezir olacağım!" "Sonra?" "Sonra üç tuğlu vezir olacağım!" "Daha sonra?" "Daha sonra da sadrazam olacağım!" "Ondan sonra ne olacaksın?" Vezir şaşırmış. Çünkü sadrazamlıktan sonra olacağı bir nesne yok. "Hiç" diye cevap vermiş. O zaman öteki gülümsemiş: "Sen yıllarca çalıştıktan sonra hiç olacaksın. Ben şimdiden hiçim. Şimdi kim olduğumu anladın mı?"
Sayfa 70 - 71·Kitabı okudu
Fevziye Abdullah'ı tanıyordum. Kendini ilme vermiş, gayet mütevazı, münzevi ve çekingen bir öğretmendi. Sırası gelmişken Maarif Vekili Sayın Celâl Yardımcı'ya şunu haber vereyim ki bu Fevziye Abdullah, lisede bırakılması değil profesör yapılması gereken bir bilgindir. Tanzimat çağı ve sonrası edebiyatının en büyük uzmanıdır. Sayın Celâl Yardımcı yetkisini, otoritesini kullanarak onu doğrudan doğruya bu kürsünün profesörlüğüne getirirse memlekete ve edebiyatımıza büyük hizmet etmiş olur. Fevziye Abdullah bu kürsüye imtihanla getirilemez. Çünkü onu imtihana çekebilecek kimse yoktur. O, kendisini imtihan edecek olanlara daha yıllarca hocalık edebilir. Fevziye Abdullah'ın bu meziyetlerini nereden bildiğim sorulacak. Onu da arz edeyim: Ben, Türkiyat Enstitüsü'nde asistanken Fevziye Abdul-lah edebiyat talebesiydi. Bizim üstad Köprülüzade, Barthold'dan "tamamiyle bihaber olarak" mühim ilmî keşfiyatla meşgul bulunduğu için çok defa derse gelmez, telefon ederek; "Nihal, sen derse bakıver" derdi. Ben de yetkim olmadığı halde derslere bakıverirdim. İşte Fevziye Abdullah'ı o zaman tanıdım. Ciddi ve çalışkandı. Anlamadığı noktayı öğrenmeden bırakmazdı. Bu sistemli çalışmalar, yemişini vermekte gecikmedi. Mezun olduktan sonra yayınladığı kitaplar ve makaleler, o konularda yazılanların en mükemmelidir. Eserlerinden bazıları doktora tezi de olur, doçentlik tezi de olur. Bugünkü profesörler arasında onunkiler ayarında eserleri olan azdır. Bu sebeple kendisinin son çağ Türk edebiyatı kürsüsüne getirilmesini millî menfaat gereklerinden sayıyorum.
Sayfa 68 - 69·Kitabı okudu

Murat

, bir kitap okudu
Puan vermedi·256 syf.·
10 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2006 00:00
·
2006 3. kitabı
Yavuz Bahadıroğlu
8.2/10 · 1.635 okunma
Puan vermedi·78 syf.··
2026 26. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 22:06
Atsız Bey'in çoğunlukla 20'li yaşlarda yazdığı öykülerden oluşan bu küçük derlemenin girişinde Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun'un 20 sayfa kadar tutan bir incelemesi yer alıyor. Bu giriş yazısında Ercilasun, derlemedeki beş öykü üzerine konuşmuş. Kitapta altı öykü bulunuyor aslında ama sonradan bir öykü daha bulunup ekleniyor. Bu öyküyü -yani sonradan eklenen öykü- Atsız Bey 1925 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlatmış. Öteki öykülerden biri dışında geri kalanlar 1931 yılında ilk kez yayımlanmış. Son öykü Bozdoğan'la Sarı Yılan, yazıldığı yıl olan 1941'de ilk kez yayımlanmış. Ercilasun'un incelemesinde belirttiği birkaç husus öyküler üzerindeki bakış açımı etkiledi. Yani görmediğim ya da söz etmeyeceğim küçük ayrıntılara dikkat etmemi sağladı. Öncelikle Atsız Bey'in romanlarını keyifle okuduğumu söylemeliyim. Ama öykülerde aynı tadı alamadım. Sadece Bozdoğan'la Sarı Yılan öyküsü Atsız'ın romanlarının tadını veriyor. Bu da doğal bir durum çünkü geri kalan öyküleri gençken yazmış. Onlarda bir toyluk var. Ama kötü değiller. Ercilasun Hoca, Atsız'ın şiirlerinin yazıldığı dönemlerle bu öykülerin dilini ve küçük ayrıntılardan yaptığı çıkarımlarla 1931'de yayımlanan öykülerin çok daha erken yazıldığına işaret ediyor. Bir de bu öykülerin dördü Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nın etkileriyle yazılmış. O günlerdeki sıkıntıları konu edinmiş Atsız kendine. Öykülerle ilgili tat kaçıran bilgiler vermeyeceğim. Sadece şunu söyleyeceğim: Atsız öykülerinin hepsinde doğa güçlerini ve doğayı kişileştirme yoluna gitmiş. "Ay gözleri yaşlı, yavaş yavaş uzaklaşıyor." gibi betimlemeler var. Bu öykülerin hepsi de sade ve akıcı bir dille yazılmış. Bununla demek istediğim yalın bir Türkçe kullanıldığıdır. Yine Atsız eserlerinde gördüğümüz kahramanlık, fedakarlık, metanet ve aşk konuları da bu
Atsız HikayelerHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 20202,039 okunma