Fevziye Abdullah'ı tanıyordum. Kendini ilme vermiş, gayet mütevazı, münzevi ve çekingen bir öğretmendi. Sırası gelmişken Maarif Vekili Sayın Celâl Yardımcı'ya şunu haber vereyim ki bu Fevziye Abdullah, lisede bırakılması değil profesör yapılması gereken bir bilgindir. Tanzimat çağı ve sonrası edebiyatının en büyük uzmanıdır. Sayın Celâl Yardımcı yetkisini, otoritesini kullanarak onu doğrudan doğruya bu kürsünün profesörlüğüne getirirse memlekete ve edebiyatımıza büyük hizmet etmiş olur. Fevziye Abdullah bu kürsüye imtihanla getirilemez. Çünkü onu imtihana çekebilecek kimse yoktur. O, kendisini imtihan edecek olanlara daha yıllarca hocalık edebilir.
Fevziye Abdullah'ın bu meziyetlerini nereden bildiğim sorulacak. Onu da arz edeyim:
Ben, Türkiyat Enstitüsü'nde asistanken Fevziye Abdul-lah edebiyat talebesiydi. Bizim üstad Köprülüzade, Barthold'dan "tamamiyle bihaber olarak" mühim ilmî keşfiyatla meşgul bulunduğu için çok defa derse gelmez, telefon ederek; "Nihal, sen derse bakıver" derdi. Ben de yetkim olmadığı halde derslere bakıverirdim. İşte Fevziye Abdullah'ı o zaman tanıdım. Ciddi ve çalışkandı. Anlamadığı noktayı öğrenmeden bırakmazdı. Bu sistemli çalışmalar, yemişini vermekte gecikmedi. Mezun olduktan sonra yayınladığı kitaplar ve makaleler, o konularda yazılanların en mükemmelidir. Eserlerinden bazıları doktora tezi de olur, doçentlik tezi de olur. Bugünkü profesörler arasında onunkiler ayarında eserleri olan azdır. Bu sebeple kendisinin son çağ Türk edebiyatı kürsüsüne getirilmesini millî menfaat gereklerinden sayıyorum.