Bir keresinde Diyojen zengin bir adamın evine girdiğinde adam ona asla yere tükürmemesini tembihler. Bir müddet sonra tükürme ihtiyacı duyan Diyojen adamın suratına tükürür ve bunun sebebini de ondan daha kötü bir yer bulamaması olarak açıklar.Böyle bir korkusuzluk insanı özgür kılmaz da ne yapar?
Hayat adil değil. Hiçbir zaman olmadı. Toplum içersinde adı olmasına rağmen gerçek bir adaletten de söz edemeyiz. Birilerinin çıkıp bize hakkımızı vermesini beklemekse işin doğrusu naiflik olur. Adalet birinden alınır mı? Adaletin birinden alınmayacak kadar insanın temel hakkı olması gerekmez mi? Peki, nasıl?
Kötülüklere bir son vermek önce gerçeği kabul etmekten sonra da bunu açıkça söyleyebilmekten geçer. Aslında bakılacak olursa Diyojen’in en önemsediği şeylerden biri dildir. İnsanın ne dediği, nasıl dediği,her şeyi basitleştirerek en yalın haliyle söylemeyi şüphesiz bir sanat olarak görmüştür. “En büyük meziyet düşündüğünü tam olarak ve karşındakinin anlayabileceği gibi söyleyebilmektir.”Elbette Diyojen bilgiden süzülen bir basitliği kastetmektedir.Bazen tek bir basit cümlenin altında yatan bütün bir felsefe gibi. Kelimelerin basitliği fikri de basit yapmaz.