Bünyamin Müftüoğlu, bir alıntı ekledi.
4 saat önce

Uluğ Bey'in rasathânesi kurucusunun ölümünden sonra çalışmalarını kesmiştir. Onun biricik öğrencisi ve ilim arkadaşı Ali Kuşcu Semerkand'dan ayrılarak, 879(1474) yılında İstanbul'da ölmüştür. Ali Kuşçu'dan başka Kadızâde'nin torunu Meryem Çelebi de Uluğ Bey'in eserlerinin yorumcularındandı. Fakat İslâm astronomisi Uluğ Bey'den sonra hiçbir ilerleme kaydetmedi. Uluğ Bey'den sonra gerçek astronomi bilginleri ortadan kalkmışlar ve onların yerini camilerdeki muvakkitler(takvim düzenleyenler) almışlardır.

Uluğ Beg ve Zamanı, V. V. Barthold (Sayfa 138 - Türk Tarih Kurumu Yayınları)Uluğ Beg ve Zamanı, V. V. Barthold (Sayfa 138 - Türk Tarih Kurumu Yayınları)

Vechi var kasd eylesem hecrinle ülfet itmeğe
Görmemek yeğdür görüp dîvâne olmakdan seni

Cenânî Mustafâ Çelebi-Bursavî

Artık ayrılığınla dostluk etmeye niyet edersem, yeridir.
Çünkü görmemek yeğdir, görüp divane olmaktan seni.

Oğuzhan Çelebi
Çok şey var içimde,
kimselere anlatamadığım kadar çok şey var güzel dost.
İnsan, elindeki çay bardağına içindekilerini anlatabildiğinde, içini dökebildiğinde büyüdüğünü anlıyormuş.
Ama ben içimde ne var yoksa hepsini sana, yalnızca sana anlatmayı istiyorum.
Anlıyor musun beni?
Anlamasan da olur ama içimdeki bu acıya ortak ol.
Senin adın derde derman olsun.
Verecek çok bir şeyim de yok sana ama alırsan birçok duam var kalbimde.

Burak BAĞRIAÇIK, bir alıntı ekledi.
24 May 05:36 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Hikâyemi, yalnızca tarihsel olarak uygun düştüğü ya da renkli ve civcivli bir dönem olduğu için değil, aynı zamanda kahramanlarım Naima, Evliya Çelebi ve Kâtip Çelebi'nin yazdıklarından yararlanabilsinler diye 17. yüzyılın ortalarına oturtmaya karar verdim, ama daha önceki ve sonraki yüzyıllarda yaşanmış birçok küçük hayat parçacığı da, seyahatnameler aracılığıyla kitabıma sızdı.

Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 148 - Sonsöz)Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 148 - Sonsöz)
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
24 May 05:06 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Seni bir müddetliğine Recep Paşaya emanet edeceğim Musa, karışıklık biter bitmez tekrar saraya gelecek ve musahibim olacaksın

Musa Çelebi tevekkülle boynunu büktü:

"Padişahım nasıl münasip görürse öyle olsun."

Bağırıp çağırsaydı Padişaha bu kadar dokunmazdı. Kendini küçülmüş, cüceleşmiş, hissediyordu. Hışımla Recep Paşaya döndü:

"Baka Paşa, Musa'm size Allah'ın emaneti olsun. Kılına halel gelirse senden biliriz. Ve senden biliriz Canbulatoğlu. Koruyabileceğinize aklınız yetiyorsa alın. Yoksa kalsın."

Canbulatoğlu hemen atıldı:

"Başımızla bile koruruz Padişahım, kul Padişahının emanetine hıyanet etmez. Yüreğinizi ferah tutunuz."

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu
Halil Furkan Özkan, Kayı 1: Ertuğrul'un Ocağı'ı inceledi.
23 May 18:11 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan Çelebi Mehmed'e kadar çok güzel bir şekilde yazılmış bir kitap.. Hocamızı tebrik etmek ediyorum. Her yönden harika bir eser.

Pars Kieslowski, bir alıntı ekledi.
 23 May 04:02 · Kitabı okuyor

Kediler ağlamaz
Çöp tenekelerinde ölür
Sıska kediler
Damlardan çok mezbelelerde görünür
Küçük kedim
Molozlu sokakların ağır uykusundan gerin
Bilirim ki sen
Bu çöplükten değilsin

Bütün Şiirleri, Asaf Hâlet ÇelebiBütün Şiirleri, Asaf Hâlet Çelebi

Tarihe Damgasını Vurmuş Müslüman Bilim Adamı
Evliya Çelebi (1611 - 1682)
40 yılı aşkın süre boyunca Osmanlı topraklarını gezmiş, gördüklerini ise dünyâca ünlü eseri "Seyahatname"de toplamış halk bilimci gezgindir. Evliya Çelebi'nin ömrünü verdiği bu çalışması dünyâca ünlü çalışma olmakla birlikte yazılışından iki yüzyıl sonra, ancak 1896 yılında Arap harfleriyle basılabilmiştir. Çelebi, seyâhat ettiği bütün yerlerin, târihine, halkının özelliklerine, diline, dinine, kıyafetlerine, sanâtlarına, gündelik yaşamlarına, mutfaklarına, coğrafyasına ve sanât târihine dâir muazzam bilgiler vermiştir. Bu çalışması "Biyografya romanı" olarak nitelendirilmiş ve toplamda 10 ciltte toplanmıştır.

dervis orhan, Deli Kurt'u inceledi.
23 May 00:25 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Anadolu'da bir söz vardır: "Bir yiğit ağlıyorsa ya yenemediği başka bir yiğit ya da gönlünü alamadığı bir güzel vardır." derler.


Nihal Atsız'ın okuduğum 4. kitabı ve bu kitapta da, mitolojik, efsanevi ögelerle ve doğaüstü olaylarla konuyu işlemiş ve aralara da yerinde şiirler serpiştirerek; kitaptaki duygu tufanını (Ruh Adam'daki kadar olmasa da) iyi yansıtmış ve yine Bozkurtlar'daki Ay Hanım,Işbara Alp'in kızı ve Ruh Adam'daki Güntülü gibi masallardan çıkmış, peri kızı gibi güzel olan bir kıza (Gökçen Kız) yer vermiş ve ona aşık olan Fetret Devri şehzadelerinden Isa Çelebi'nin oğlu, iradesi kuvvetli,nice savaşlara girip sağ çıkan, yiğitliğini herkese ispat eden "Deli Kurt" Şehzade Murat; daha doğrusu Tımarlı Sipahi Murat (çünkü Murat, babasının kim olduğunu,aslında bir şehzade olduğunu bilmiyor).bence Atsız, bu "yiğit" sipahi Murat'ın peri kızı Gökçen'e olan aşkıyla kendi yumuşak karnını öykülemiş.Yani Anadolu özdeyişindeki "gönlünü alamadığı bir güzel olan yiğit" durumu...Sonuçta yer yiğidin bir zaafı vardır.


Hüseyin Nihal Atsız'ı çoğu kişi sert mizaçlı,ciddi, bir adam olarak düşünür; ki makalelerine,fikirlerine bakınca bu doğrudur ama bence siyasi fikirleri dışında, "aşk"ı da, en iyi aşk şairlerinden altta kalmayacak şekilde hissediyor ve hissettiriyor.Tek sıkıntı (bu kitapta da bolca gördüğümüz gibi) neredeyse sadece dış güzelliğe methiyeler dizerek sevgiyi sanki sadece dış güzellikten ibaretmiş gibi göstermesi.

Ayrıca kitap Anadolu Türk-İslam kültürünü çok iyi yansıtmış.Bazı sayfalarını okurken köyümün yaylalarına çıktığım,sokaklarında dolaştığım doğrudur.