• Şiirler okuyacağız kulelerinden İstanbul
    ve yalnızca
    körler olacak sokaklarında
    eli sopalı
    gezen

    Bırakacağız rüzgara şiirlerimizi
    bildiri atılıyor diye
    ihbarlar yağacak telefonlardan
    bir kez daha kırılacak
    IV. Murat'ın elindeki kafes
    ve koltuklarınıza
    bağlandığınız ipleri koparın
    duyurusunu yapacak
    Hezarfen Ahmet Çelebi'nin torunlarından 
    bir hostes

    Ölmesin diye Deniz
    bir anlık
    ayaklarını tutan
    idam masasının tahtalarıyla
    sana iskeleler yapacağız İstanbul 
    denize doğru
    uzanan...
  • Tüm harçılığımı bu seriye yatırmıştım. Mahalledeki kırtasiyede 1.25 ytl fiyatıyla her sabah alıp akşama kadar okuyordum. Yaklaşık 14 yıl sonra şuan gezmeyi çok seven birisi olarak emeklerinize sağlık.
  • İçimdeki mağarada
    kurumuş ölüler yatar
    Asaf Hâlet Çelebi
  • Ne kadar güçlü yıkmaya çalışırsan ve yıkılmazsa o kadardan daha güçlü bir uyanış gelir.Tekrar bir uyanışın sancılı hikayesi. Tarihden çıkaracağımız dersler bu hikaye de bolca mevcut.
  • Her sene devr i daim sureti ile mevlidin bid'at mı bid'at ı hasene mi vs vs olduğu üzere polemik suretinde tartışma yok mu yani uzaktan izleyeceğimiz?

    Ben yine de farklı vecheden sırf şu tedrisattan geçmeyenin klasik türk musikisi yeterlilik sınavını veremeyeceğini düşünüyorum. Üstad Bekir Sıtkı Sezgin terennüm ediyor. Süleyman Çelebi. Viladet Bahri

    https://youtu.be/j1ATpnQhqBc
  • Yazar son derece aykırı bir insanmış. Bunu belirtmek isterim. Oldukça da cesur. Heralde Türkiye'de yazmamiş kitaplarini ki yazsa oldukça tepki çekerdi.

    Yazar, Müslümanlara cevaplamasi bazılarının zor olduğu bazılarının size çok saçma geleceği 37 soru sorarak sizi sorgulamaya sevk etmeye çalışıyor. Tabi biraz da tepki, öfke de sezinliyor insan yazarın uslubundan. Sorulardan birkaçı şunlar:
    - "Oruçlu bir kimsenin, ölü insan vücudu ile, ya da hayvanla, ya da uyumakta olan bir kadınla (onu uyandırmadan) cinsî münasebette bulunması konusunda İslâm ne gibi buyruklar getirmiştir?"
    -"Namaz kılmakla her türlü günah'tan kolaylıkla kurtulma olasılığına inanır mısınız?"
    -"Dilediğini imanlı ve dilediğini de imansız yapan Tanrı'nın, kâfir yaptığı kişileri şeytan ile dost kıldığını kabul edebilir misiniz?"
    -"Tanrı'nın insanları, vahşet niteliğindeki cezâ'lara çarptıracağına, örneğin el ve ayakları çaprazlama doğratmak, gözleri oydurtmak, ya da kafaları kılıçla doğratmak, ya da astırtmak, vb... gibi uygulamalara mahkûm kılacağına inanır mısınız?

    Sorulardan birçoğu hadislerden yola çıkılarak oluşturulduğu için eğer benim gibi düşünüyorsanız; bu hadis uydurmadir deyip hemen geçebilirsiniz.
    Ancak, bazı soruları Kuran âyetleri üzerinden yola çıkarak sorduğu için eminim ki birçok Musluman -ben de dahil- tutarlı cevaplar vermekte zorlanacaktir. Yazara, takip ettiğim bazı ilahiyatcilar aslında gayet mantıklı cevaplar veriyorlar. Ancak cubbeli ahmet gibileri dinliyorsaniz tutarlı cevap verebilmeniz olası gözükmüyor.

    Ben özellikle son soru hakkında bir şeyler demek istiyorum. Kuran 1400 sene öncesinin Arap toplumuna indirildi. İndirildiği toplum Araplardi ancak verilen mesaj evrensel. Arap toplumuna indirildiği için o toplumun hayata bakış penceresinden olmasi gerekir ki o devirdeki insanlar bundan bir sonuç çıkarabilsin ve anlayabilsinler. Kuran'in erkekci bir bakış hitabina sahip oldugunu iddia edenler var, haksız da sayilmazlar, bence az once dediğim açıdan dusunulmeli. Keza soruda deginilen ve Kuranda bulunan el kesme gibi cezalar da yine o dönem şartları içinde değerlendirilmeli. Burada onemli olan adaletin sağlanmasıdır. 1400 sene önceki bu toplulukta şimdi eleştirilen bu hükümler/uygulamalar o devir için birer devrim niteliğinde olumlu duzenlemelerdi. (10 kadınla evlenen bir Arapa en fazla 4 kadınla evlen deniyor ve aslında istediği kadar kişi adil olsun kadınlar arasında adaletli davranamayacagi dile getirilerek asinda tek eslilige vurgu yapılıyor gibi) Ancak filmi 1400 sene sonraya sarınca devir, teknoloji, hukuk, insan hakları ve diger alanlarda oldukça fazla gelişme saglandiktan sonra bu uygulamalarla yola devam edilebilir mi? Edilmeli mi? Ya da şoyke sorayim: Önemli olan 1400 sene öncesinde adalet getirmiş hüküm/ uygulamaları uygulamak midir? Yoksa bu hükümleri uygulamadan da devre uygun uygulamalarla adaleti sağlamak midir? Sihirli kelime ADALET'tir.

    Şimdi sayın Müslüman kardeslerim kâfir, zindik, munafik vs ilan edecekler ancak onlara sorum inandığınız din üzerine hayatınızda hiç düşündünüz mü/ ne kadar düşündünüz? Yoksa hep Allah beni cizz eder/ dinden çıkarım/ yanarım/ diye hep korktunuz ve hiç sorgulamadiniz ve düşünmediniz mi? Korkup veya başka bir sebeple sorgulamadiysaniz yada dusunmediyseniz de size saygı duyarım. Aynısını sizden de bana beklerim. Son olarak ben, Allah'in huzuruna gittiğimde 'Ben dinden çıkmaktan, cehennemde yanmaktan korkup, dinim üzerine hiç kafa yormadim, düşünüp sorgulamadim, gonderdigin kitabi anlamaya calismadim' demekten korkarim.

    Son olarak, Kanuni'ye katibi Hafız Hamdi Çelebi'nin sunduğu şiirinde: "Padişahım! Türk'ü öldür, baban olsa da. O iyilik madeni yüce Peygamber (Muhammed): -'Türkü öldürünüz, kanı helâldir' ve daha nicelerini demesi beni çok ayar etti. Aklıma takılan soru şu: Padişahin buna tepkisi ne oldu???

    Keyifli okumalar..