Gerçek sevgi Allah yolunda yorulmaktır Sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, iste adaşım, yanlız bu sevmektir.
Din
Çelebim, şimdi ben hangi dille tabir edeyim bu acayiplikleri. Dersin ki yalnız Habeşistan'da 78 türlü dil konuşulur. Hangi lisanla söylesem anlarlar dilimi. Ateşperest Banyan Kavminin o beğenip bestelediğin diliyle mırıldanayım istersen: "Dahen dasi mali lavar malila dar. Ram ram ram ram. Ala ala ala..." Kimse anlamaz mı? Okut kabilesine başvursak. Diyorsun ya "Bu diyarda harami yoktur. Kurt da yoktur. Yalnız koyunlarını ukab kuşu kapmasın diye bir çoban tutarlar." O hâlde onların konuştuğu dille yazayım: "Zad beklum haşram", "Ejiri-da ejirida!" Tercüme mi edeyim ana dilime? "Her güle bülbül olmaz!", "Ah aman! Ah aman!"
Sayfa 111·Kitabı okudu
Reklam
Demek Viyana'da Beç Kalesi'nde bir siyaset meydanı var! İki tunçtan koç güneş tam tepedeyken eşinip birbirine koşuyorlar tokuşmak için. On ikiyi gösteriyor saat, on iki kez tokuşuyor koçlar. Yer gök sarsılıyor bu çarpışmadan. Başlardaki çanlarla çın çın ötüyor şehir. Sonra asıyorlar bir torba gibi koçların kapışacağı yere suçluları. İtiraf ederse suçunu ne âlâ yoksa saat ölümü vuruyor on iki defa. Çelebim ağzına sağlık ne güzel anlatmışsın. Varsın inanmasınlar, hayranım sana. İzin ver robotları dinleyelim bir de senin dilinden. Tabirlerimi beğenmediysen susarım.
Sayfa 109·Kitabı okudu
"Nice nice yüz pâre şehirler", "Yedi krallık vilayetler" gördü Evliya Çelebi. Şiirse şiir, hatsa hat, nakışsa nakış, mûsikiyse mûsiki; bu ne sanatkâr seyyah. Şairliğinden miydi fil doğuran kadınlardan, gâipten haber veren mağaralardan söz edişi yoksa nüktedanlığından mı? Kimi tarihçiler mal bulmuş Mağribiler gibi yağmaladılar bu haberleri. Suçladılar Çelebi'yi: Usta binici cirit atıyor efsane meydanında. Kim inanır bu martavallara! Bir de demez mi: "Ey bu müsveddelerimizi, berbat yazımızı tenezzül edip okuyan muhterem dostlar, şöyle malúm ola ki âlemleri kaplayan bilgiye gizli değildir bu seyahatimiz ve bu ibret alınacak sergüzeştimiz..." Çelebim siz onlara kulak vermeyiniz. Çünkü bu satırların gecikmiş seyyahı ben, kulak vermiş dinlemekteyim sizi. Anlatın, ibretle seyretmekteyim şehrengizi. "Fil doğuran kadınlar" benim muhayyilemde ne kadar gerçek. Gözlerimle gördüm fil bacaklı veletleri Frengistan'da. Hamburgerlerle şişmiş bacaklarıyla bisiklete biniyorlardı, yavru filler gibi sirkte. Bu tabirimi beğenmediyseniz bir tabir daha yapabilirim. Mesela zalim çocuklar doğuruyor olamaz mı analar. Ebrehe'nin fillerince gaddar... Gelelim kâhin mağaralara. Neden dev çanak antenler olmasın dinleyen dünyanın durmuş kalbini. Şairim ya, ben de uydurabilirim. Bir mağaradır televizyonum belki duvarlarına resimler yaptığım. Ateş yakıp yalanlar kızarttığım her akşam.
Sayfa 109·Kitabı okudu
Memleketim
Göbeğinden çıkan ağaç Osmangazi’nin Dereler Çayırlar Sürüler Üstünde yaşadığım toprak Muradım, Yıldırımım, Fatihim Yeniçerim Evliya Çelebim Bursam İstanbulum… 
Sayfa 24 - İlgi Kültür Sanat Yayıncılık Asaf Halet Çelebi·Kitabı okudu
Reklam
Reklam