Cahil kişiler ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. Önyargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler. Bunları söküp atmak, kökünü kurutmak zor mu zordur; bunu biliyordum.
Onların hiçbir zaman uyandıramayacağı kadar derin, keskin acılar, mutluluklar tatmıştım ben. Şimdi artık bana karşı nasıl davranırlarsa davransınlar, vız gelirdi!
İşte bunun üzerine kafam, içindeki cennet, cehenneme ilişkin fikirleri kavramak uğruna ilk olarak ciddi bir atılım yaptı. Ve ilk olarak sersemleyip afallayarak duraladı. İlk olarak arkasına, önüne, yanlarına, yukarıya, aşağıya doğru bakıp; dipsiz, sonsuz bir boşlukla sarılı olduğunu algıladı. Tutunabileceği tek şey o anda bulunduğu noktaydı: şimdiki zaman. Geri kalanın tümü, şekilsiz bulutlardan, dipsiz, uçsuz bucaksız boşluklardan ibaretti. Bu hiçliğin, bu boşluğun eşiğinde sendeleyerek düşme düşüncesi karşısında içim ürperdi.
Arkadaşsızdım ama yalnızlık çekmiyordum. Pencere pervazlarının üstüne daha şimdiden kar birikmeye başlamıştı. Kulağımı cama dayayınca dışarıdaki fırtınanın üzgün iniltisini içeride kopan curcunadan ayırt edebiliyordum.