• "Gelmedin ince bir türküye döküldü özlemin
    gözyaşlarımı kavuşmanın sevincine biriktirdim
    ben seni kimseler beklemezken, bekledimdi..."

    Haydar Ergülen
    https://youtu.be/UI8QF3qSVvg
  • bekle beni, bekle beni geleceğim.
    bütün gücünle bekle,
    karlar tozarken bekle,
    ortalık ağarırken,
    kimseler beklemezken...
  • Bütün gücünle bekle
    Karlar tozarken bekle
    Ortalık ağarırken
    Kimseler beklemezken
    Soluk sıkıntılarla ağırlaşan yağmurlar içinde
    Tek bir haber bile çıkmasa uzaklardan
    Saçma da olsa bekleyişin
    Yalnız sen olsan bile bekleyen beni
    Bekle yine, bekle, bekle beni
  • İhtiyarlayacak olsam bile, seni bekleyeceğim.

    Ahmed Arif
    https://youtu.be/UI8QF3qSVvg
  • Susuyordun ,bense bir Cem Karaca ıslığı yakıştırıyordum dudağına.Suskunluğundan nice kelimeler akıtıyordum içerime
  • 516 syf.
    ·Beğendi·10/10
    “Orhan Pamuk çok güzel bir kitap yazmış. Kitabı bitirince ben de çok etkilendim ve kendimi Kemal olarak farz edip, Kemal’den size son bir mektup yazdım değerli okurlar.
    Yorum için müzik: John Paesano - Finale”
    70’ler ilginç bir dönemdi. Nedendir bilmem ama ne zaman uzun favorili, İspanyol paçalı pantolonlar giyen birilerini görsem 70’lerden kalma diyesim geliyor. Ne bilim bu dönem erkeklerinde vücut kıllarını aldırma moda oldu. Çünkü estetik algısı değişti. Kıllı göğüs yapısıyla dikkat çeken bir erkek gördüğümde de mesela 70’lerden kalma diyesim geliyor. 60 darbesinin getirdiği bir özgürlük ortamıyla birlikte, çeşitli fraksiyonların arttığı bir dönemdi 70’ler, bizim ülkemizde. Zor ve sıkıntılı yıllardı. Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses gibi sanatçıların, arabesk stilinin moda olduğu yıllar. Nedense arabeski hiç sevemedim, insanlarımızı umutsuzluğa ve karamsar bir havaya sokan şarkılar olduğuna inandım. O yüzden uzak durdum hep. Ama arabeskin yanı sıra Anadolu Rock diye bir akımın da baş gösterdiği yıllar. Barış Manço, Erkin Koray ve Cem Karaca’ların yıldızlarının parladığı dönem. Bu dönemin popüler bir uygulaması var Spotify. Anadolu Rock adında bir albüm var, ara sıra dinlerim. Çok hoş anıları çağrıştırır, tavsiye ederim. Aynı yıllarda Avrupa ve Amerika’da ise Pink Floyd, Led Zeppelin, The Rolling Stones ve Deep Purple’la rock rüzgarı esiyordu. ABBA diye İsveçli bir grubu da anmazsak olmaz. Zirve yapan bir grupdu. Mesela ülkemiz Eurovision şarkı yarışmasına 70’lerde katıldı. Cin Ali’nin çocuklara okuma yazma öğrettiği bir dönem bu 70’ler. Müsaitseniz akşam size geleceğizin dönemleri 70’ler. Çünkü henüz daha televizyon yaygın değil ve evinde televizyon olan insalara misafirliğe gidilen zamanlar. 74 Dünya Kupası da naklen yayınlanmış ve bizimkilerin Hollanda sevdası o zaman başlamış. Gerçi şimdi portakal sıkarak Hollanda ekonomisini çökertiyoruz ama olsun. Bugün televizyonun tahtından olmasına neden olan dizi sektörü de var tabi o zamanlar. Görevimiz Tehlike, Charlie’nin Melekleri ve Lassie gibi... Döviz sıkıntısının olduğu yıllar, Amerika’yla o zaman da sıkıntılıyız. Ne ilginç dimi! Adamlar o zaman da ekonomimizin içine ettiler ama akıllanmamışız. Hala da tek tweetle ekonomimizi yıkabiliyorlar. Şekerli yoğurtu keşfetmiş insanımız. Çocukken yokluk içindeydik, annem yoğurda ekmek doğrar üstüne de şeker atıp karıştırırdı. Bana özel bir şeymiş gibi afiyetle yerdim. O zamanlar anlamazdım tabi yokluktan olduğunu. Ekmek üstüne sana yağ sürüp şekerle tatlandırıp yerdi halkımız. Eminim hala daha bu sıkıntıları yaşayan yüz binlerce insanımız var. Hala akıllanmadık. Müzik ve sinema, bugün dahi bir eşini çıkaramadığımız sanatçıları sundu bize. Ayhan Işık, Filiz Akın, Cüneyt Arkın, Sadri Alışık, Kemal Sunal, Şener Şen, Yılmaz Güney, Zeki Müren, Bülent Ersoy, Orhan Gencebay, İlhan İrem, Cem Karaca, Barış Manço ve Ajda Pekkan... Dönemin parlayan yıldızları. Filmleri de bir şahane. Tosun Paşa, Kibar Feyzo, Hababam Sınıfı, Süt Kardeşler kült filmler. Ayşen’in Tatile Çıktığı zamanlar ülkenin en sıkıntılı dönemleri. Her ihtimali değerlendirmek lazımdı, karartma geri geldi. Hava saldırısı olur diye arabaların farları koyu renk jelatinle, evler de ışığı geçirmeyen perdelerle kaplandı. Uzun kuyruklar oldu, bugün hala daha anlatılan. Bir vazgeçmedi belli bir kesim mağdur edebiyatına sığınmaktan. Neyse ki dünyanın sayılı zenginlerinden oldular artık da bu edebiyatı bir kenara bıraktılar. Halk mı? Halk gene fakir. Siyaset o zaman da var tabi. Ama ahlaklısı, ötekileştirmeyeni, bendense çalsın, yükselsin, yürüsün demeyeni. Geçmişi okuyup günümüze bakıp, geleceği de hayal edince birçok şeyin değiştiğini ve birçok şeyin değişeceğini çok rahat bir şekilde düşünebiliyoruz. Düşünebiliyorum. Ama aşk... Aşk hiçbir zaman değişmiyor Füsun. Hissettirdikleri, yaşattıkları, zevkleri, acıları... Füsun... Neden böyle bir şeyi yaptın ki. Ahh Füsun. Seni çok seviyorum. Çok özlüyorum seni. Merhamet apartmanındaki sevişmelerimizi, o narin ve pamuk gibi yumuşak ve çiçek gibi kokan tenine dokunuşlarımı. Unutamıyorum, Tanrımmmm! Sensiz yapamıyorum. Nasıl acı bu aaaaaahhhh! Gözyaşlarım canımı acıtıyor artık. Asit gibi yakıyorlar derimi. Bağırsaklarım paramparça oldu. Midem ağrıyor, yanıyor, bulanıyor. Tanrım ne olur geri ver onu. Yapamıyorum, her gün ölüyorum. Nefes alamıyorum Tanrım, dayanamıyorum artık. Yaşlandım artık ve ölmek istiyorum artık. Sensiz geçen bunca yıldan sonra yaşadığım bu cehennemin sonu gelsin istiyorum artık Füsun. Seni çok seviyorum Füsun, Füsun’um. Neden bırakıp gittin beni. Sen masumdun Füsun. Tüm suçlu benim. Sibel’le o nişanı yaptım da sana seni seviyorum benim ol diyemedim, diyemedim. Affet sevdiceğim, affet nazlı yarim. Uğruna öldüğüm, her gün yandığım. Bunca yıldır sensiz, acılar içerisinde bir yaşam benim lanetimmiş sevdiğim. Bak kendimi bile öldürüp de gelemedim sana. Ahhh kalbim dayanamıyor artık. Çok özledim. Çok özledim seni. O yumuşacık tenin, kızıl saçların, güzel memelerin ve çilek gibi meme uçların. Yerini hiçbir kadın almadı, almayacak asla. Sen o koskoca sekiz yıl bekledin beni, kocanın koynuna girmedin, söz vermiştin sadece senin olacağım demiştin. Sen sözümü tuttun Füsun’um affet ben sana layık olamadım. Evet, ben de bekledim seni. Kemal’in de bekledi seni ama en başta seni elinden tutup çekseydim kendime, sarsaydım sımsıkı, hiç bırakmasaydım, ölene kadar koklasaydım teninden yayılan o benekli kokuyu... Bunların hiçbirisini yaşamazdık. Seni kanlı bir şekilde göğsüne giren direksiyon ile bir konserve kutusu gibi katlanan arabanın içerisinde sıkışmış bir halde görmek; aaaahhhh ne büyük bir acı bu. Hayırrrrrr, hayırrrr istemiyorum o anı hatırlamayı. Tanrımmmmmm! İpek tenin, bak rengi kolların. Füsun... O son iki üç saniyelik bakışın, kurtar beni diye yalvaran gözlerin. Bir ömür sensiz yaşadım Füsun. Bir saniye aklımdan çıkaramadım. Canım acıyor. Merhamet Apartmanındayım. Her yer hatıralarınla dolu. Artık sizin eve gidemiyorum Çukurcumaya. Masumiyet Müzesi koydum adını. Giremiyorum içeri masum değilim ki. Halbuki eskiden orada yaşar, senin hayalini kurardım. Senin katilin benim Füsun. Ahh Füsun. Seviştiğimiz yataktayım. Hala kokun var çarşafta yastıkta. O incecik uzun bacaklarınla altında bir iç çamaşırın vardı hani benim gömleğimi giymiştin de dizlerine kadar gelmişti. O hayalin var gözümün önünde. O hoş ayak parmakların nasıl da tahrik ederdi beni. Sevdim Füsun çok sevdim seni. Yemin ederim çok sevdim, Allah belamı versin benim. Sahip çıkamadım sana. Beni neden böyle cezalandırdın Füsun. Yıllardır seni beklediğim, hayalinle yaşadığım yetmedi de niye bir ömrü sensiz yaşamaya mahkum ettin beni. Kurban olduğum nazlı yarim. Toprağın bile senin gibi yumuşacık, çiçek kokulu. Söyleyemediklerim var Füsun. Seninle yaşayamadıklarım. Belki de Merhamet Apartmanının adını Yıkık Hayaller Apartmanı olarak değiştirmeli. Ama yapamam sevdiğim. Burası senin hatıralarınla dolu. Grand Hotel de Milan burası. Bugün senin ellinci doğum günün sevdiğim. Garip bir his var içimde. Masumiyet Müzesi bitti. Bekle benim Füsun’um sana geliyorum. Artık cesaret edebilirim. Yumuşacık ellerini tutmaya geliyorum Füsun. Seni çok seviyorum Füsun...