• Bir değil bin fırsat geçse elime
    Seni tenkit etmek düşmez dilime . Cemal Safi
  • Bundan daha güzel müjde mi olur?
    Merhaba diyorsun telefonda sen,
    Sen ki konuşursun derdim mi kalır?
    Nasılsın diyorsun telefonda sen...Bu gece misketi çaldırmaz mıyım,
    Başkenti ayağa kaldırmaz mıyım,
    Sesini duyup da çıldırmaz mıyım!
    Delisin, diyorsun telefonda sen...Sağlığını düşün herşeyden önce,
    Kendine iyi bak içme her gece
    Seni Seviyorum, hem de delice!
    Bilesin, diyorsun telefonda sen...Mutluluk ne kadar kolaymış meğer,
    Sevginin kadrini bilseydik eğer,
    Kim ne derse desin, çekmeye değer,
    Çilesin, diyorsun telefonda sen...Çoktan terk ederdim, bu şehri, çoktan,
    Arar diye caydım her yolculuktan,
    Dostlar ne âlemde, çoluk çocuktan
    Ne haber, diyorsun telefonda sen...Sabrımı yenmese hasret nöbetim,
    Arayıp sormaya yoktu niyetim.
    O anda hapşırdın, çok yaşa dedim,
    Beraber, diyorsun telefonda sen...Albümde görünce aklıma esti,
    Berbere uğradım dün akşam üstü,
    Resmime bakarak saçımı kesti
    Severdin, diyorsun telefonda sen...Sevgi bu, insanı böyle inceltir,
    Aklın ermediği yere yöneltir.
    Sen de şiirlerinde böyle yüceltir,
    Överdin, diyorsun telefonda sen...Biraz da fedakâr olsaydın keşke,
    Ne verdin destanlar yazdığın aşka?
    Ömründen üç gece, hepsi bu, başka?
    Ne verdin, diyorsun telefonda sen...Hem içme diyorsun, içme de çıldır!
    Hem de kalk şu anda bir kadeh doldur,
    Hadi sağlığına şerefe kaldır,
    Çınçınlat, diyorsun telefonda sen...Bu yıl kurak geçti, bahar da yaz da,
    Erik de olmadı, dut da, kiraz da,
    Neler söylüyorum, lütfen biraz da,
    Sen anlat, diyorsun telefonda sen...Ne söylersen söyle, sen ne dersen de!
    Anlat düşmanımı düşte görsen de!
    Bir sigara yaksam, izin versen de;
    Devam et, diyorsun telefonda sen...Seni dinlemekten güzel şey mi var?
    Çölde şırıl şırıl akan su kadar,
    Yeter konuştuğum, benden bu kadar,
    Merhamet, diyorsun telefonda sen...Gelirsem görünme, kendini gizle,
    Seni yağmalarım, yerim bu hızla!
    Yerin kulağı var, açılma fazla,
    Orda kal, diyorsun telefonda sen..Canım ne istiyor şu anda bilsen?
    Ah mümkün olsa da bulup da gelsen,
    Kendi ellerinde incecik dilsen,
    Portakal, diyorsun telefonda sen...Afedersin bazen sapıtıyorum,
    Böyle saçma sapan lâflar ediyorum,
    Kapı çalınıyor, kapatıyorum,
    Hoşçakal, diyorsun telefonda sen...
  • "Derman bekledikçe derde uğradım
    Ne öldüm, ne de bir işe yaradım.''
  • "Akların kaybolduğu, rengin ahenk bulduğu
    Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu
    Bir gül için, bülbülün saçlarını yolduğu
    Aşkın harman olduğu o mevsim, sende kalmış."
    Cemal Safi
  • Kısacık kitaba sonsuz duygu ve koca bir yaşam sığdırmayı başaran yazar deyince aklıma Stefan Zweig’dan başkası gelmiyor artık. Satranç ile beni fazlasıyla etkileyen yazar, “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” ile kendi çektiği çıtanın ötesine geçmeyi başardı bile.

    Bir erkeğin, adından bile bahsetmeyen bir kadının ağzından, aşkı böylesine naif ve ince anlatabiliyor olması mucize gibi. Bu bilinmeyen kadına başlarda kızıyorsunuz. Onun neredeyse obsesifliğe varan tek taraflı aşkını küçümsüyor hatta abartılı bulabiliyorsunuz. Ama sonra kitap sizi öyle bir içine çekiyor ki kendinizi kadının yerine koyarken buluyor, bu kez bu tek taraflı aşkın yöneldiği adama kızmaya başlıyorsunuz.

    Kadın mektubunda sürekli “Sen beni hiç tanımadın.” dese de aslında karakterlerin yolu çoğu kez kesişmiştir. Kadın ilk olarak on üç yaşında, içinde büyük ve safi bir hayranlıkla gelip geçer adamın hayatından. Fakat adam o küçük kıza baktıysa bile esasen onu görmemiştir.

    Aradan zaman geçer, bu kez tutkulu bir genç kız olarak çıkar adamın karşısına. Çaresizce adamın onu tanımasını bekler. Ama ne yazık ki adamın gözlerinde yabancılıktan başkası yoktur. Kızı çekici bulduğundan onunla birlikte olur, bir yolculuğa çıkacağını ve döndüğünde ona haber edeceğini söyler. Ne var ki adam döndüğünde, kadını yeniden unutmuş ve kendi hayatına kapılıp gitmiştir.

    Kadın, adamın çocuğunu hiç ses etmeden dünyaya getirir ve onu büyütebilmek için kendini satmaya başlar. Aradan yine zaman geçer ve bu kez adamın karşısına bir hayat kadını kadar aşağı konumda çıkar. Asıl acı olan bu değildir, adam onu bir kez daha tanımaz, kadın buna rağmen adamın teklifini bir kez daha reddedemez.

    Yolları yeniden ayrılır. Kadın ölüm vakti geldiğinde adama bir mektup yazar ve her şeyi en başından anlatır ona. Ömrü boyunca bütün aklını meşgul eden bu aşkı açığa çıkarmamasının, tek taraflı yaşamasının tek nedeni, aynı şeyleri hissetmeyen adamda bir yük oluşturmamaktır. Fakat böylesine aşk denebilir mi? Okuyucuyu bu soruyla yüz yüze getiren kitap, her zamanki gibi etkileyici psikolojik tahlilleriyle etkilemeyi başarıyor.
  • Pişmanlık duyar da dönersen geri, gel de gör aşkından kalan eseri. Seyret ateşinin düştüğü yeri, hasretin zulmünü gör de öyle git. Cemal Safi
  • Yıllara maloldu gözümden düşmen.
    Ey şimdi aynayla kavgalı düşman,
    Her zaman mahçupsan her zaman pişman.
    Sen kendi kendine yar olamadın.

    //Cemal Safi