• Kimse sana sende olmayanı veremez; bu nedenle sen sende olanı bulmalı , bulman gerekeni sen kendinde aramalısın. Söz söylendi. Söz söylenmiş oldu bir kere. Artık yapabilecek hiçbir şey yok , nasibine rıza göstermeli , elindekiyle yetinmelisin!
    Ne diyebilirim ki ?

    Cenab-ı Aşk yardımcın olsun!
  • Bir kendini bilsen, olmaz bile olur.
  • Hz. Musa yolda bir çoban görür. Çoban kendi tarzınca ibadet etmekte ve şu sözlerle Allah'a münacatta bulunmaktadır: "Ey Rabbim! Sen neredesin? Sana kulluk etsem, çarığını diksem, saçını tarasam, çamaşırını yıkasam, sabah akşam sütünü hazırlasam, elini öpsem, ayağını ovsam, yatağını hazırlasam. Bütün koyunlarım, keçilerim sana feda olsun." Hz. Musa, bu sözleri duyunca öfkeyle çobanı azarlar: "Behey gafil, sen kâfir olmuşsun da haberin yok! Çarık, süt yalnızca sana lâzımdır. Cenab-ı Hak bütün bu hizmetlerinden münezzehtir. Akılsızca sözler söyleyip, dostluk yerine düşmanlık gösteriyorsun!" Çoban, Hz. Musa'nın sözlerinden müteessir olur, yıllarca ibadet zannıyla küfür işlediğine pişman olarak göz yaşlarıyla kendini çöllere atar. İşte bu sırada Hz. Musa'ya Hak'tan bir vahiy gelir: "Ya Musa! Senin görevin insanları bize yaklaştırmak iken, bir kulumuzu bizden ayırdın. Yüce zatımız her şeyden müstağnidir ama dile ve söze bakılır sanma. Bizim baktığımız gönül ve hâldir. Kalpte huşu varsa, biz ona bakarız. Âşıklar her nefes yanarlar, viran köyden vergi alınmaz. Sözde yanılsa bile âşık için korku yoktur. Şehit kan içinde olsa da yıkanmaz. Suyun şehit kanından üstün olamadığı gibi, yüzlerce doğru söz de bu aşk dolu sözlerden değerli olamaz. Aşk dini bütün dinlerden ayrıdır. Âşıklara din ve mezhep Allah'tır." (52)
  • "Hazret-i Peygamber, 'Cenab-ı Hak, surete bakmaz, matlûb temiz bir gönüldür.' buyurmuştur.

    Yani bakılmaya lâyık olan gönül sahipleridir, secdenin sureti ve altın dağıtmak değil.

    Sen gönlünü gönül sanıp mağrur olmuş, bu yüzden asıl gönül sahiplerini aramaktan uzak kalmışsın.

    Gönül, öyle bir şeydir ki onun içinde bu yedi gök gibi yüzlerce sema kaybolur.

    Yoksa hile ile dolu küçük bir kalbi isteme."(18)


    Mevlana Celaleddin-i Rumi
  • "Ayrılık hasretle fark edilir."
  • 64 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Ömer Hayyam adına güzel bir inceleme olması dileği ile...

    Ilk önce kısa bir hayatı:

    Asıl adı Giyaseddin Ebu'l Feth Bin İbrahim El Hayyam' dır. 18 Mayıs 1048'de İranin Nişabur kentinde doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğludur. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmalar yapmıştır. O herkesten farklı olarak yaptığı çalışmaların cogunu kaleme almamış, oysa O ismini çokça duyduğumuz teoremlerin isimsiz kahramanıdır.

    21 Mart 1079 yılında tamamladığı, halk arasında “Ömer Hayyam Takvimi” bugün ise “Celali Takvimi” olarak bilinen takvim için büyük çaba sarf etmiştir. Eserleri arasında İbn-i Sina'nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi de yer alır. Öğrenimi tamamlayan Ömer Hayyam kendisine bugünlere kadar uzanacak bir ün kazandıran Cebir Risaliyesi'ni ve Rubaiyat'ı Semerkant'ta kaleme almıştır.

    Ömer Hayyam, İlmini genişletmek için zamanın ilim merkezleri olan Semerkand, Buhara, İsfahan'a yolculuklar yapmıştır. 4 Aralık 1131'de doğduğu yer olan Nişabur'da dünyaya veda etmiştir.
    (alıntı)

    Ama insanlar bu bilim insanı ve husta kişiyi daha çok Rubai(dörtlük) leriyle tanıyor.
    Ne hikmetse insanların ilgisini tuhaf şeyler çeker. Kimileri şarapçı olarak biliyor, bu benim için üzücü bir şey, eğer Ömer Hayyam ın düşündüğü şarap metaforuyla anıyorsa sıkıntı yok lakin diğer şekilde aşağılayıcı bir durumsa hepimizi üzmesi gerektiğini düşünüyorum.

    Son olarak şiirlerinden bahsedip sonlandırıcam incelemeyi.

    Şiirlerinden en belirleyici şey "Ölüm" olarak gördüm.
    Kimi yerde bir çok şeyi iğneliyor ve yeriyor. Kimileri için asıl gerçekler bunlar.
    Bazı yerlerde bu adam kafayı yemiş diyebilirsiniz.
    Çoğu yerde mey, şarap, meyhane kelimlerini çok kullanıyor. Üzüm mesela.
    Ama hangi şarap...
    Şimdi size Mevlananın şarap bakışını anlatan bir link atayımhttp://www.ask-imevlana.com/...saraptan-kasti-nedir
    Çoğu iranlı şaiirin kullandığı bir tarz haline gelmiştir.

    Başka bir yerde şöyle açıklama getiriliyor Mey, Meyhane hakkında:

    “Farsça, içki içilen yer demektir. Kulun aşk ve şevkle Rabbine münâcât yeri. Kâmil arifin Allah aşkıyla dolmuş gönlü, tekke, lâhûtî âlem.” (Ethem Cebecioğlu; Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Otto Yayınevi, 2014)

    “Meyhâneden kasıt tekke veya dergâh; mahbup ve maşuktan kasıt ise Cenab-ı Hak’tır. Şem`, ilâhî nur; sâkî ve sârbân mürşit; hum, humhâne, kâse, kadeh, cam kelimeleri âşığın kalbi; mutrip de ilâhî hakikati öğreten kişi yani mürşittir. Bunun gibi daha birçok terim farklı anlamlarda karşımıza çıkar.” (Azmi Bilgin, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 40, İstanbul 2011, s. 381.)

    Son olarak Ömer Hayyamın şiirlerinin matematikse cebir düşüncesiyle yazıldığı söyleniyor.

    Umarım faydalı olmuştur.