"Engine, dalgalara, yosunlara, kayalıklara yalvarıyor. Hepsi sağır. Fırtınaya yalvarıyor. Duygusuz fırtına ancak sonsuzluğa itaat eder. Çevresinde sadece karanlık, sis, yalnızlık, fırtınalı bilinçsiz şamata, azgın suların sayısız kıvrımları; ondaysa dehşet ve yorgunluk. Düşüş altında. Tutunacak yer yok. Uçsuz bucaksız karanlıklar içinde esrarengiz maceralarını düşünüyor cesedin. Dipsiz soğuk onu kötürümleştiriyor. Elleri kasıp kapanıyor ve yokluğu avuçluyor. Rüzgar, bulutlar, girdaplar, sağanaklar, yıldızlar faydasız! Ne yapmalı? Umudunu kaybeden adam bırakıyor kendini. Dermansız düşen ölümü seçer, bırakır kendini, kapıp koyuverir, boş verir ve böylece insanı yutan uğursuz derinliklere doğru, bir daha geri gelmemecesine yuvarlanır. Ey insan topluluklarının amansız yürüyüşü! Yol boyunca ziyan olan insanlar ve ruhlar! Yasa tarafından itilenlerin düştüğü okyanus! O uğursuz yardımsızlık! Ey manevi ölüm! Cezanın lanetlediklerini attığı, merhametsiz toplumsal gecedir deniz. Bu uçurumda sürüklenip giden ruh, bir ceset olabilir. Onu kim diriltecek?"