Meşrûu müdâfaa, haddini bilmektir. Haddini bilmekse, edeptir. Haddini aşmak da kibirdir. İşte, ahlâklı yaşamak, edep ile kibir uçları -ifrât ile tefrît- arasında cereyân eder. Bu uçlardan edep, hayata örnek; kibirse, ibrettir.
Beşeri insan kılagelmiş tarihin her döneminde ve yeryüzünün tüm köşe bucağında bulunabilir aile, akrabâitaallukât, kabîle, aşîret, câmia, cemaat ve benzeri bütün toplumsal dayanakları 'çağdaş' diye üstü kapalı anılan küresel İngiliz-Yahudî medeniyetinin târûmâr ettiği bir devirde medet umabileceğimiz son pâyândâmız imân birliğini esas almış millî devlettir. Devletin, millî olmasının anlamı, adı anılagelen medeniyetin, eğitim-öğretim, siyâset iktisâd ile askerlik cephelerinden giriştiği amansız saldırılara karşı koyma irâdesi ile istidâdını bulundurmasıdır.
Konar-göçer, soyu tükenmiş bir insan türüdür. Köylülüğe gelince; o da tarihe karışmak üzre. Ya köy şehirleşmekte ya da köylü şehirlileşmektedir. Salt şehirliden oluşan bir ülke nüfusu, kumandanlardan müteşekkil bir orduyu yahut mühendisten gayrı çalışanı olmayan fabrikayı andırmaktadır.
Kadın erkekleştirilirken, erkeğin de kadınlaştırılması sûretiyle cinsiyet farklılığının doğurduğu görev bölüşümü alt üst olunmakta, böylelikle de tek cinsiyetli nesillere zemin hazırlanmaktadır.