Zaman, bazı dönem ve aralıklarda damladı. Bazılarında coştu, geleceğe
bodoslama aktı ve ardından frene bastı, yavaşladı ve yine damlamaya döndü.
Zamanı yaratırken, daima aynı tarzda mı aksın yoksa durup kalksın mı, karar
vermemiştim. Ama mesele bundan daha belalıydı. Henüz saatleri
yaratmadığımdan, zamanın pürüzsüz akışıyla durup kalkışlı akışı arasındaki
farkı kestirmek mümkün değildi. Zamanı ölçecek hiçbir şey yoktu ortada.
Hatta belki zamanın geçişi gözlemciye göreli olmalıydı. Ya da belki sadece
algıdan ibaret kalabilirdi. Başlangıçta hiçbirimiz zamanın aktığından emin
değildik. Olasılıklardan herhangi birine bağlanmak gelmedi içimden –zaten
bu haliyle epey kafa patlatıyordum– ve zamanın dokusuna ileri bir tarihte
karar vermeye karar verdim.