“ Ama işte tam burada sanatçının mükemmelliği, şükranla tadına varılan hazzı yanıltmaktadır, çünkü gerçeklikten daha güç, netlikten daha zahmetli ne olabilir? Tolstoy’un elyazmaları onun kesinlikle bir şeyi üstünkörü karalamadığını, aksine en yüce, en sabırlı, en çalışkan işçilerden biri olduğunu ve dünyayı anlattığı o muazzam fresklerin her birinin dikkatle ve büyük bir titizlikle gerçekleştirilen milyonlarca gözlemin içinden seçilmiş, biraz rengi olan, yanyana dizilmiş sayısız taştan oluşan sanat ve emek şaheseri bir mozaik olduğunu kanıtlar. Zahmetsizmiş gibi görünen açık ve net hatların arkasında hayalleri olmayan birinin, her tuvalin üzerine önce dikkatle astar boya çeken, yüzeyi belirleyen, eserine ışık ve gölge oyunlarıyla yaşamın ışığının etkisini düşürmeden önce her bir rengi düşünerek seçen eski Alman ressamları gibi ağır ağır ve nesnel çalışan bir sabır ustasının ince ince işlenmiş el emeği ürünü görülür: Tam yedi kez elden geçirilir o muazzam, iki bin sayfalık destan ‘Savaş ve Barış’, taslakları ve notları koca koca sandıkları doldurmuştur.”
“… birkaç saniye sürer bu gözlerin sertliği ve sınayan bakışları. Ondan sonra iris yine çözülür, gri gri parlamaya başlar, oradan oraya gülümser ya da yumuşak ve okşayan bir parıltı saçar. Suyun üzerindeki bulut gölgeleri gibi duyguların tüm dönüşümleri bu büyülü ve huzursuz gözbebeklerinin üzerinde oynaşıp durur, öfke tek bir soğuk şimşek gibi akar gözlerinde, sıkıntı saydam bir kristal haline getirir onları, iyilik güneş gibi ısıtır, tutku alevlendirir, içlerinden gelen ışıkla gülümseyebilir bu gizemli yıldızlar ve müzik karşısında yumuşadıklarında o sert ağzı hiç kıpırdatmadan köylü bir kadının gözleri gibi, çağlayan gibi ağlarlar.”
Sayfa 259 - Zweig Tolstoy’un yüzünü tasvir ediyor.·Kitabı okudu
Stendhal 1818 yılında arkadaşı Madame Gherardi ile birlikte Salzburg’daki Hallein tuz madenine gider. Burada mağdene atılan ağaç dallarının bir süre sonra nasıl kristal dallara dönüştüğünü görür. Bu olayı ikili ilişkilerle ilgili bir metafor olarak geliştirir. Bir ağaç dalının tuz madeninde zamanla kristal bir dala dönüşmesini “aşkın doğuşuna” benzetir. Aşık olan bir insanın karşısındakinin özelliklerini farklı gözlerle görmeye başlamasını ve mükemmelleştirmesini bu metafor ile anlatır.