“Eğer elimden gelseydi düşünce için bir yontu yapardım. Ne ki düşünce: hem eylemci ve çabuk, hem acelesiz, hem sağlam hem ince, hem ısırıcı hem sonsuzca yumuşak ve iyi, hem bahar gibi yapıcı ve çevik hem güz gibi kederli... Ah! İnsan düşüncesinin de insanın kendisi gibi ne çok yüzü var. Bir tek yontu neyi anlatabilir ki?”
“Yontucu bir şeyler yapıyor. Çok mu güzel, yoksa orta halli mi bilemiyor bunu. Zamana bırakılıyor. Zaman bir değer yargısı getiriyor. Ancak onun getirdiği yargı kesin oluyor. Ama yaratıcı çoktan ölüp gidiyor bu dünyadan, zamanın yargısını öğrenemeden.”
“Yalnızlık... Sinirler dayanmıyor buna. İnsan araştırdığı şeyi unutuyor. Ilgımları, serapları gerçek sanıyor. Gözü aldanıyor. Usu artık gücünü yitiriyor. Bir tür esrikleşiyor.”
“Politika, tarih karşısında öncelik kazanmaktadır. Tarihsel “olgular” şimdi karşılaştıklarımıza dönüşmektedir: Bunları saptamak anımsama eyleminin işidir. Uyanış ise anımsamanın örneğidir.”