Blanchot'nun bekleyiş mekanında iki kişi vardır. Bu iki kişi, bir otel odası tasvirini andıran mekanda yalnızca birbirlerini duyar, kendi mevcudiyetlerinden haberleri dahi olmaz. Uzun koridorlar, der devamlı Blanchot, bununla bomboş odanın tek somut tasvirine mi, iki bedensiz zihin arasındaki yola mı işaret eder bilinmez. Bize yalnızca bir kadın ve adam verir, onları kendilerine bile vermez. Birbirlerini duymaları için konuşmamaları, kendi benliklerinden haberleri olmaması gerekir bu iki kişinin. Mutlak anlamıyla duymak, karşıdakinin zihnini duymak anlamına gelir, bu da sözcüklerin kat ettiği yolda kaybolan anlamlarla hemen hiçbir zaman mümkün olmaz. Geriye yapacak ne kalır? Bir hikayenin içinde yaşamak veya sadece beklemek.
Beklemek kendi içinde devinim halindedir. Bekleme eylemi sürekli farklı bedenlere bürünür. Bu yüzden bu eylem geniş ve kapsamlı şekilde var olamaz. ''Bir şey beklendiğinde artık daha az bekliyorduk.'' Beklemenin farkındalığı bekleme eylemini ortadan kaldırır. Bunun için bir süreklilik kazanmış olan bekleyiş, beklemeye izin vermez, herhangi bir şeyi beklemeyi tümüyle reddeder. İşte adam ve kadın neyi beklediklerini bilmeden sadece beklerler. Her geçen saniye bekledikleri şeyin anlamını biraz daha yok eder. Ona anlam kazandıran zaten bekleme edimidir çünkü. Bir cümle üzerine düşünülürken, ilk düşünülen anlam ortadan kalkar, o cümle bir öncekiyle aynı değildir, üzerine her düşünmede cümlenin anlamı biraz daha kaybolur. Bekleme de böyledir ve bunun son bulduğu yer, ''başıboşluğun mekanı'' bekleyiştir.
Bekleyişin her noktası birbirinin aynısıdır. Beklemenin deviniminin ardından mutlak bir sessizliği andırır bekleyiş. Adam ve kadın kendileri dışında her şeyi beklerler: Belki birbirlerini, belki o odadan çıkmayı belki de bir daha hiç beklememeyi,