Başak

Başak
@chanteplure
96 okur puanı
Kasım 2019 tarihinde katıldı
10/10
·131 syf.··
2021 70. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ağustos 2021 21:29
Trenin Tam Saatiydi, hiçbir şey söylemeyenlerin öyküsü. Hiçbir şey söylemeyenlerin sessizliği de en korkutucusu, yazarın kitapta söylediği şekliyle. Çünkü kendisi de hiçbir şey söylemeyenlerden olmuş, en korkunç sessizliği yaşamıştır. Her şeyi söylemenin ardındaki sessizlik ona daha yaşanılası gelmiş ve böylece başlamıştır yazmaya. Böll’ün dilinin yalınlığı, bir günceye yapılan karalamaları andıran cümlelerinin kendi halindeliği yaklaştırır bizi en çok anlatısına. İmgelem dolu, gösterişli cümlelere lüzum yoktur o söz konusu olunca. Zira şimdiki zamanda kurulu cümlelerinin her bir kelimesinin altında yaşanmışlık, yitirilmişlik birikir. Böll kurguladığı Andreas karakteriyle bizzat kendisini sunar. Nazilerin iktidara yükselişinden evvel zorla cepheye savaşmaya gönderilen bir gençtir Andreas. Ölüme gittiğinden emin, dilinde yolculuğu boyunca sadece yaşamak için dökülen ürkek sözler vardır. Andreas’ın üzerindeki tasvirler doğrudan yazarın gençliğine de işaret eder. Fakat bütün savaş, iktidar karşıtlığının ortasında Böll, politik duruşunun sözünü dahi açmaz. Savaştan yıllar sonra yazdığı cümlelerde bile esaret altındaki o gencin çekingenliğine rastlanır. Sanki duyguları, kendisini anlatmakta o kadar gecikmiştir ki savaşın ardından birbiri ardına hikayeler, romanlar yayınlamaya başlar. Bu sebepten Trenin Tam Saatiydi’de çeşitli imgeler kullanmadan salt duyguları sunar. Yoğun ve vurucu tasvirlerle dolu kitapta Andreas için ölüme yol alan trenin neredeyse hiçbir tasvirine rastlanmaz. Tren yazar için de, karakter için de ölüm demektir. Ve Andreas ölümün yakındalığını hatırlamak istemez, kurduğu cümleler bile yaşamayı unutmamak içindir belki de. Aynı şekilde “o saat” yaklaşırken de ölüm anının tasvirlerinden uzak durulur. Andreas’ın zihninde en çok kabullendiği savaş ve savaşta
Trenin Tam SaatiydiHeinrich Böll · Can Yayınları · 2019650 okunma
Reklam
8/10
·120 syf.··
2021 60. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Temmuz 2021 21:57
Blanchot'nun bekleyiş mekanında iki kişi vardır. Bu iki kişi, bir otel odası tasvirini andıran mekanda yalnızca birbirlerini duyar, kendi mevcudiyetlerinden haberleri dahi olmaz. Uzun koridorlar, der devamlı Blanchot, bununla bomboş odanın tek somut tasvirine mi, iki bedensiz zihin arasındaki yola mı işaret eder bilinmez. Bize yalnızca bir kadın ve adam verir, onları kendilerine bile vermez. Birbirlerini duymaları için konuşmamaları, kendi benliklerinden haberleri olmaması gerekir bu iki kişinin. Mutlak anlamıyla duymak, karşıdakinin zihnini duymak anlamına gelir, bu da sözcüklerin kat ettiği yolda kaybolan anlamlarla hemen hiçbir zaman mümkün olmaz. Geriye yapacak ne kalır? Bir hikayenin içinde yaşamak veya sadece beklemek. Beklemek kendi içinde devinim halindedir. Bekleme eylemi sürekli farklı bedenlere bürünür. Bu yüzden bu eylem geniş ve kapsamlı şekilde var olamaz. ''Bir şey beklendiğinde artık daha az bekliyorduk.'' Beklemenin farkındalığı bekleme eylemini ortadan kaldırır. Bunun için bir süreklilik kazanmış olan bekleyiş, beklemeye izin vermez, herhangi bir şeyi beklemeyi tümüyle reddeder. İşte adam ve kadın neyi beklediklerini bilmeden sadece beklerler. Her geçen saniye bekledikleri şeyin anlamını biraz daha yok eder. Ona anlam kazandıran zaten bekleme edimidir çünkü. Bir cümle üzerine düşünülürken, ilk düşünülen anlam ortadan kalkar, o cümle bir öncekiyle aynı değildir, üzerine her düşünmede cümlenin anlamı biraz daha kaybolur. Bekleme de böyledir ve bunun son bulduğu yer, ''başıboşluğun mekanı'' bekleyiştir. Bekleyişin her noktası birbirinin aynısıdır. Beklemenin deviniminin ardından mutlak bir sessizliği andırır bekleyiş. Adam ve kadın kendileri dışında her şeyi beklerler: Belki birbirlerini, belki o odadan çıkmayı belki de bir daha hiç beklememeyi,
Bekleyiş UnutuşMaurice Blanchot · Monokl Yayınları · 2018833 okunma
9/10
·240 syf.··
2021 58. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Temmuz 2021 20:27
''Tanrı dünyayla sadece zar atışmakla kalmaz, gelen zarları da görmemize izin vermez,'' der Lem bir keresinde. Alea iacta est. Zarlar atıldı. Fakat insan bu zarların neresinde? İnsanın yüzü düşen zarın üst yüzünde mi, altında mı? Yoksa zarların atıldığı evrenin dışında, bir sıfır noktasında mı? Şüphesiz insanın yüzü atılan zarların üzerinde olmadığı kadar bir sıfır noktasında da değildir. Zarların üstündeki noktalar insanın mevcudiyetinin simgeleri olmaktan oldukça uzaktır. Zarlar, insan için atılmamıştır fakat bununla birlikte insan için indeterminist, zarsız bir dünya kendi varlığının silinmesi için yeterli bir inançtır. İnsan zarlara güvenir, öyle güvenir ki kendi varlığını onların üstüne konumlar. Evrenin karşısında kendine yüklediği anlamlar zarların kendi önünü kapatması sebebiyle devamlı genişler. Bu yüzden insan, kendisinin olmadığı bir evreni düşünce merkezine almakta zorlanır. Zarların kestiği yoluna devam edemediğinden arkasına döner ve evrenin arka tarafında kendisini merkeze, lider konumuna koyacağı bir noktaya doğru adımını atar. Lem'in Yenilmez'inde alışık olduğumuz yerdeyizdir en başta. Evrenin arka tarafı, bizim ön taraf sandığımız mekan. Regis gezegenine ilk gelişte mürettebatın zihni arka taraftadır, ön taraftan haberleri dahi yoktur. Mürettebat gezegene, daha önce oraya giden ve akıbetinden hiçbir haber alınamayan Kondor gemisi hakkında araştırma yapmak üzere yola çıkar. Bulundukları geminin isminin Yenilmez olması da bulundukları tarafı netleştirir. Ne var ki mürettebat Regis gezegenine ulaştığında bulundukları taraf sarsılmaya başlar. Gezegende alışkanlıklarının aksi bir evrim türü ile karşılaşırlar. Bu özel evrim türü karada işlemeyişiyle insanı tamamen saf dışı bırakır ve insanın merkezi konumu da böylece tehlike altına girmiş olur. Bilindiği
YenilmezStanislaw Lem · İthaki Yayınları · 2018696 okunma
9/10
·125 syf.··
2021 56. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 17 Temmuz 2021 23:50
Jean Genet kendisinde 20. yüzyıl Fransa'sının ötekileştirdiği neredeyse her özelliğe sahiptir. O bir hırsızdır, bir anarşist, bir eşcinsel… Bunun yanında oyun yazarı, politik aktivist, düşünür gibi sıfatlara da sahiptir. O isimlerini hiç önemsemez. Toplumun tüm yapılandırmalarına, kalıplarına, değerlerine karşı çıkar. Bunu göstermek istercesine isimden isme dolaşır. Sartre'a göre bir aziz, Jelloun'a göre bir yalancıdır. Fakat o hepsinden kaçmak ister. Girebileceği her türlü kalıba kendisini sokarken bir öncekine arkasını dönüp bakmaz bile. Bir süre hırsız olur, ardından mahkum olur. Sonra Sartre ve dönemin edebiyatçıları tarafından kurtarılır, politik aktivist kimliğine girer. Bir süre sonra ne olacağına dair kimsenin tutmayacağını bildiği sözler verir. O aynı zaman da iyi bir şairdir; görmediklerine tanıklık eder, yalanlarına kendisini de inandırır. ''Hakikat yalnızca galiplere ait değildir.'' der vakti zamanında. Onun için hakikat hiçbir yerdedir. Özellikle onun bulunduğu yeraltı dünyasında hakikatin gölgesini bile görmek mümkün değildir. Genet, Balkon oyununu yanılsamalar ve düşler üzerine kurar. Toplum yapılandırmasını bir genelev tasviriyle sunmaya çalışır. Orası bu sefer kendisinin içinde bulunmadığı bir yeraltı dünyasıdır. O kendi dünyasına eserlerinde birçok noktadan işaret eder fakat asla adımını atmaz. Çünkü artık sıradan bir oyun yazarı kimliğindedir. Oyununda yaşananları kendisi de bir seyirci gibi balkondan izlemek zorundadır. Tasarladığı genelevde bir yargıç, piskopos ve general bulundurur. Bu üç anti- kahraman, simgeledikleri toplum organları değildirler. Geneleve olmak istedikleri kişiye bürünmek, düşlerini gerçekleştirmek için gelirler. Oyunun başında insanlara nutuk çeken piskoposun aslında bir memur olduğu anlaşılır örneğin. Ya da karakterlerin
BalkonJean Genet · Ayrıntı Yayınları · 2021291 okunma
8/10
·109 syf.··
2021 54. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2021 20:54
Dürrenmatt'ın uzun öykü olarak yazdığı, hatta tek cümlelik bölümlerinden ötürü bize uzun bir roman okuyormuş hissi veren Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi bir psikiyatristin karısının ortadan kaybolmasıyla başlar. Psikiyatrist karısının kaybından, kısa sürede ortaya çıkan ölümünden kendisini sorumlu tutar. Karısını kendi gözünden bir gözlenen yerine koyar ve karısı onu bu sebeple terk eder. Karısını hala gözlenen bir nesne konumuna koymamak için onu aramaya dahi çıkmamıştır. Bu anlamda kitap gözlenen ve gözlemci üzerine kurulu paradokslarla doludur. Her bir eylem yeni bir gözlenen- gözlemci ikiliğini doğurur. Psikiyatrist karısının ölümü üzerinde gözlemci konumundayken rolünün ağırlığını bir başkasına yüklemek ister. Bir film yönetmeni olan F.'den karısının ölümü üzerine bir cinayet filmi çekmesini ister. Psikiyatrist gözlemci konumundan çekilir, gözlemci olma görevi artık F.'dedir. Fakat psikiyatrist kendi rolünden kurtulamaz, o artık gözlemciyi gözlemleyen bir gözlemcidir. Bir kamera, rollerin değişmesini sağlamaz, onları derinleştirmeye yarar. Bir olaya dair ortaya çıkacak kamera görüntüleri yalnızca gerçek gözlemciyi vicdani sorumluluğundan kurtarır, aynı yere bakan bir kameranın gözleri psikiyatriste kendi gözlerinden daha güvenli gelir. F. ise başlangıçta görevini yapan, gözlemci rolünü almış birisidir yalnızca. Fakat mantıkçı D. ile görüşmesi onu tüm rolleri sorgulamaya iter. Görevi karşısında verdiği tepkilerin bile rolünün bir parçası olup olmadığını sorgulamaya başlar. Yaşananlar karşısında gerçekten çaresiz midir, yoksa bu his de oyunun bir parçası mıdır? Gözlenen-gözlemci ikiliği bilimsel ve felsefi sahalarda çoğu durumda bir sorun olarak kendini gösterir. Gözlemci ve gözlenenin devamlı birbirine dönüşen rolleri kuantum fiziğinden, gündelik dil
Gözlemcileri Gözlemleyenin GözlemiFriedrich Dürrenmatt · Can Yayınları · 2000141 okunma
Reklam