Kitap, ‘anlatılmaz okunur’ türden bir kitap kesinlikle. Çünkü aynaya baktığımızda hepimizin gördüğü şeyler farklı olacağı gibi, bu kitabı okuyunca da hepimizin düşünceleri farklı olacaktır zira eser okuyucuya, seyirciye ayna turan bir eserdir.
Eser iktidar, kimlik ve temsil kavramlarını sert ve provokatif bir dille sorguladığı, bir tiyatro oyunudur. Oyun, dışarıda bir devrim sürerken içeride fantezilerin sahnelendiği bir genelevde geçer. Burada müşteriler; piskopos, yargıç, general gibi otorite figürlerini “oynarlar”. Yazar, bu rolleri gerçek iktidardan çok birer gösteri ve taklit olarak sunar.
Eserde temel vurgu, iktidarın özünde bir illüzyon olduğu fikridir. Gerçek ile sahte arasındaki sınırlar bilinçli olarak bulanıklaştırılır; genelevde canlandırılan roller, oyunun sonuna doğru dış dünyadaki gerçek otoritenin yerini almaya başlar. Böylece, toplumsal düzenin kutsallaştırdığı makamların aslında semboller ve ritüellerle ayakta durduğunu idrak eder okuyucu.
Oyun, bireyin kimliğinin sabit olmadığını, roller aracılığıyla inşa edildiğini savunur. Bu yönüyle eser, politik olduğu kadar felsefi ve psikolojik de bir metindir.
Balkon, seyirciyi rahatsız etmeyi amaçlayan, iktidar ve ahlak kavramlarını ters yüz eden bir oyundur. Genet, okuru ve izleyiciyi “gerçek” sandığı şeyleri yeniden düşünmeye zorlar. Hatta yer altı edebiyatına yakışır bir cümleyle bitireyim;
Okuyucu ve izleyicilere ayna tutarak yanılsamaları farketmeleri sağlanırken, gördüklerinden memnun olmayan kişilerin arkasından kı*larına bir tekme atarak, bilinçaltına yolculuğa yollanır kişiler. Aynalardan korkmayanlar içindir :))
Şehrin önde gelen kişileri Bayan Irma’nın lüks genelevi Balkon’da her gece yanılsamalar oyunları oynarlar. Kendilerine özgü hazırlanmış dekorda yanlarında fahişeler ile kendilerini güçlü hissetmek ve otoritelerini göstermek oyunudur bu, ama aslında kendilerinden, gerçek hayattaki rollerinden kaçmaktır istedikleri. Gerçek hayatlarındaki acınası zavallılıklarından kurtulabilmek, baş edemeyecekleri zorlukların yükünden kaçabilmek, kendilerini olduklarından akıllı, yetkili, yetenekli hissedebilmektir oyunun amacı. Aynada görünen kahramanlarımızın sefil gerçek yüzleri değil, büyümüş ve güçlenmiş yanılsamalarıdır.
Şehri yönetmesi beklenen Yargıç, Piskopos ve General genelevde oyunlarla kendilerini tatmin peşindeyken şehirde bir isyan başlamıştır; hiçbirinin ortaya çıkıp isyanı bastırmaya ya da saraya gitmeye cesareti yoktur. İsyan kapıya ulaştığında kahramanlarımızın yapabileceği tek şey, en iyi bildikleri şey, yine yanılsamalar yaratmaktır. Bu yanılsamalar dünyasında nihayetinde hepsi genelev patroniçesi "Bayan Irma"nın sadık kullarıdır.
Genet önsözünde der ki: ‘’Bütün bu yazdıklarım elbette akıllı bir yönetmene göre yönelik değil. O ne yapması gerektiğini bilir. Ya ötekiler? Bir şey daha: Bu oyun şunun ya da bunun taşlaması olarak oynanmamalı. Suret ile yansımanın yüceltilmesidir bu oyun, dolayısıyla öyle oynanmalı. Taşlama ya da değil, anlamı ancak öylece anlaşılır.’’
Oyun gerçekten çok etkileyicidir. Bizi ahlaki olarak çok rahatsız eder Genet; oyunun başrolleri fahişelere ve pezevenklere aittir, dekor bir genelevdir. Oyunun başından itibaren yargıç, piskopos, general, polis şefi ve genelevin patroniçesi Irma’nın gerçekten oyunun asıl karakterleri mi, yoksa genelevdeki rollere giren kişiler mi olduklarını ayırt etmekte zorlanırız. Genet vermek istediği belirsizliği ve
Okumayanın anlayamayacağı kadar büyüleyiciydi. Çevirmen dili ve anlatımına hayran kaldım. Oynanmak için yazılmış tiyatrolarda bir başyapıt. Ancak hâlâ favorim olan "Kim Korkar Virginia Woolf'tan"ı yerinden edemedi.
Jean GenetBalkon adlı kitabında yönetim mekanizmasının yetkinliğini sorgularken bir yandan da yönetim mekanizmasına gelen bireylerin kendiliklerini yani atfedilmiş makamlarını korumak için neler yapabileceğini göstermiştir. Bir diğer açıdan baktığımızdaysa halk ayaklanmasının yani demokrasinin birey ve toplum kültürüne yaptığı etkileşimi açıklamıştır. Hatta bu açıklama yer yer fransız ihtilalinden estanteneler de sunmaktadır. Ve bu sunuşun bir diğer açısıysa aslında toplumların ve bireyin çağ içindeki değişkenliklerini eleştirmiş ve bu eleştiriyi yaparken de imgesel bağlam kurmuştur. Bu bağlamdan hareketle düşündüğümüzdeyse insan hem geçmiş hem de gelecek ve an tanımlarının nasıl bir örüntüye haiz olduğunu da göstermiştir. Özellikle de 'kraliçe' ve 'kahraman' figürleri üzerinden inşa edilen konuşmalarda toplumların bu iki kavramlara yaklaşımları arasındaki seçici geçirgen yanı anlatmıştır. Diğer yandan da 'yargıç', 'psikopos' gibi makamları dolduranların aslında o makamları doldurmayan ve doldurmadığı gibi kendi çıkarları için nasıl kullandıklarını da göstermiştir. Hatta yer yer marksist ve faşit tavılarında var kılındığı eserde kümülatif bir siyasi ve ahlaki eleştiri yapılmıştır. Böylelikle yazar eleştiri suntasında boş alan bırakmamak için mekan zaman diyagramını da kullanarak okuyucunun zihninde bir inşa edebileceği varlık yörüngesinin hatlarını da belirlemiştir. Sonuç olarak; Jean GenetBalkon eserinden insan denen canlının güç, ego, kahramanlık, din gibi us ve us dışı konumlarda kendini nasıl kontrol altında tutup-tutmadığını okuyucuya göstermiştir.
Jean Genet kendisinde 20. yüzyıl Fransa'sının ötekileştirdiği neredeyse her özelliğe sahiptir. O bir hırsızdır, bir anarşist, bir eşcinsel… Bunun yanında oyun yazarı, politik aktivist, düşünür gibi sıfatlara da sahiptir. O isimlerini hiç önemsemez. Toplumun tüm yapılandırmalarına, kalıplarına, değerlerine karşı çıkar. Bunu göstermek istercesine isimden isme dolaşır. Sartre'a göre bir aziz, Jelloun'a göre bir yalancıdır. Fakat o hepsinden kaçmak ister. Girebileceği her türlü kalıba kendisini sokarken bir öncekine arkasını dönüp bakmaz bile. Bir süre hırsız olur, ardından mahkum olur. Sonra Sartre ve dönemin edebiyatçıları tarafından kurtarılır, politik aktivist kimliğine girer. Bir süre sonra ne olacağına dair kimsenin tutmayacağını bildiği sözler verir. O aynı zaman da iyi bir şairdir; görmediklerine tanıklık eder, yalanlarına kendisini de inandırır. ''Hakikat yalnızca galiplere ait değildir.'' der vakti zamanında. Onun için hakikat hiçbir yerdedir. Özellikle onun bulunduğu yeraltı dünyasında hakikatin gölgesini bile görmek mümkün değildir.
Genet, Balkon oyununu yanılsamalar ve düşler üzerine kurar. Toplum yapılandırmasını bir genelev tasviriyle sunmaya çalışır. Orası bu sefer kendisinin içinde bulunmadığı bir yeraltı dünyasıdır. O kendi dünyasına eserlerinde birçok noktadan işaret eder fakat asla adımını atmaz. Çünkü artık sıradan bir oyun yazarı kimliğindedir. Oyununda yaşananları kendisi de bir seyirci gibi balkondan izlemek zorundadır. Tasarladığı genelevde bir yargıç, piskopos ve general bulundurur. Bu üç anti- kahraman, simgeledikleri toplum organları değildirler. Geneleve olmak istedikleri kişiye bürünmek, düşlerini gerçekleştirmek için gelirler. Oyunun başında insanlara nutuk çeken piskoposun aslında bir memur olduğu anlaşılır örneğin. Ya da karakterlerin
Yeraltı edebiyatının güzel bir örneği, aynı zamanda da uyarlaması yapılmış bir tiyatro oyunudur. Bakış açınızı güçlendireceğine eminim vee kesinlikle tavsiye ederim.
İcinde yaşadığımız zaman için bile ahlak ,devlet, din, siyaset düzenini eleştirme anlayişinin çok ötesinde bir oyunu okudum diyebilirim.Ahlaki sınırları zorlamasi açisindan her tiyatro grubunun elini kolunu sallaya sallaya bu oyunu sahneye koyacaklarini sanmiyorum.Ama bu oyunu yazma cesareti açısından bile okunmasi gerektiğini düşünmekteyim..
Kerhanenin patroniçesi olan Bayan Irma, kerhanesinde adeta ayrı bir dünya kurmuştur. Aynaların oluşturduğu yanılsamalar atmosferi, gerçek kimliğinden ayrılan müdavimler, aciz fahişeler...
“Balkon” isimli kerhane, aslında toplumun; daha doğrusu dünyanın bir paradigmasıdır. Bu dünyada her şey tersyüz edilir. Hırsız rolündeki fahişeye ayakkabısını yalatan yargıç, gösterinin sonunda fahişenin ayakkabısını yalar. Bir general, at rolündeki fahişenin üzerine biner. Psikopos karakteri de kerhanenin müdavimlerindendir. Baktığımızda hukuk, ordu ve kilise kurumlarının temsilicileri sayılabilecek bu karakterlerin kendilerini meşru kılmak veya kendi güçlerini hissedebilmek adına böylesi şeyler yapması oldukça gülünç ve dehşet vericidir. Genet, burada kurumları ve kişileri tersyüz etmiş olsa dahi; okurun içinde bu kurumların ve kişilerin gerçekten bu kadar yozlaşmış olduğuna dair bir şüphe uyandırır.
Ancak bunun da ötesinde kerhanenin dışarısında gerçek bir devrim yaşanırken, kerhanedeki çalışanlardan fahişe Chantal devrimin bir simgesi(?) olurken; kerhane çalışanı Arthur, gerçekten kurşun yiyip ölmüşken, onun hala bu fantezilere dahil edilmesi... Eserin sonlarına doğru dış dünya ile kerhanenin içinde dönen fanteziler arasındaki çizgi bulanıklaşır. Bayan Irma kraliçe rolüne bürünmüş; Chantal’ın sevdalısı Roger ise şov esnasında yanı başında köle rolü oynayan kişinin göğe yükseldiği sanrısına kapılmıştır. Eserin başında, arka planda duyulan kurşun sesleri artık devrimin birer simgesi değil; yanılsamalar üzerine kurulu fantezilerin birer malzemesi haline gelmiştir...
Odalarında her türlü oyunun oynanabilindiği, oyuncularının da her türlü rütbeye sahip olabildiği gibi bu rütbelerin her türlü hükmü vermekte özgür olduğu bir umumhane, batakhane veya bir kerhanedir; 'balkon'. Balkon'da işler rayında iken dışarıda makineli tüfek ve patlama seslerinin ardı arkası kesilmemektir. Ülkede bir ayaklanma vardır, asiler vardır. Asilerin haberi olmasa da bu ayaklanma eserin kendisi kadar senaryodur. Bu senaryoyu yazanlardan biri olan kraliçe elçisi isyanı bastırmak için farklı bir senaryo yazar sonra balkonun müzmin sakinleri başpsikopoz, yargıç, general olurlar, Balkon'un sahibi Irma da 'Kraliçe'liye kadar yükselir. Yeni yönetim usulleri bütünüyle 'Balkon'da şekillendirilmeye çalışılır. Yazar burada gerçekte, dönem Fransa'sının yönetimini kerhane benzetmesi ile hicvetmeye çalışır. Eserin yazılma amacı da zaten idare ve idarecilere getirilen hicivlerdir.
Eğlenceli bir eserdir, tavsiye olunur...
BalkonJean Genet
Jean Genet'nin Balkon adlı eserinde, olaylar Madam Irma'nın "sonsuz aynalar ve tiyatrolarla dolu" lüks bir genelevinde geçer. Bu mekân, toplumdaki güç ve otorite rollerini sorgulamak için bir metafor olarak kullanılır. Müşteriler, piskopos, yargıç ve general gibi otorite figürlerinin rollerine bürünerek performans sergiler. Şehirde devrim sürerken, genelev sakinleri Polis Şefi'nin gelişini bekler. Bu arada, Chantal adlı bir fahişe devrim ruhunu temsil etmek için genelevi terk eder. Bir elçi, toplumun gerçek otorite figürlerinin devrimde öldüğünü açıklar. Bunun üzerine, genelevdeki kostümler ve roller, düzeni yeniden sağlamak amacıyla karşı-devrimci bir çaba için kamusal alanda sahnelenir.
Eserde bazı metaforlar ve verilmek istenen mesaj toplumsal otorite ve güç ilişkilerinin yapaylığını ve simgeselliğini sorgulamaktır. Genet, otorite figürlerinin (piskopos, yargıç, general gibi) yalnızca birer rol olduğunu ve bu rollerin gerçeklikten çok birer illüzyon üzerine inşa edildiğini vurgular. Madam Irma'nın genelevi, toplumun ikiyüzlülüğünü ve otoritenin sembolik doğasını temsil eder. Burada otorite, kimliğin özünden değil, kostümlerden ve performanslardan doğar. Genet, bireylerin toplumda üstlendiği güç rollerinin gerçek bir otoriteden ziyade birer gösteri olduğunu ve bu rollerin, düzeni sağlamak için sürekli yeniden sahnelenmesi gerektiğini gösterir. Devrim ve karşı-devrim arasındaki mücadele ise, toplumun statükosunu koruma çabalarının ve güç dinamiklerinin sürekliliğini yansıtır. Eser, bireylerin kimlikleri ile toplumsal roller arasında sıkışmışlığını ve toplumun, otoriteye duyduğu ihtiyaçla yarattığı yanılsamaları eleştirir.
Jean Genet (Jan Jöne diye okunur) Fransız düşünür; oyun, deneme ve roman yazarı; şair, politika aktivistti. Daha çok tiyatro oyunlarıyla tanınır.
1910 yılında Camille Gabrielle Genet tarafından kimsesizler yurduna bırakılan yeni doğmuş bebeğe Jean adı verilmişti. Jean, yedi yaşına geldiğinde zanaatçı bir ailenin yanına yerleştirildi. 10 yaşında hırsızlığa başladı, on üç yaşında bir zanaat okuluna kaydoldu. Ancak orada da çok kalmayacaktı; 1926'da, 3 ay süren ilk hapishane deneyimini yaşadığında 15 yaşındaydı. Serbest kaldığında uslanmamıştı; bu kez reşit olana kadar kalmak üzere ıslahevini boyladı. 1930ların sertliği ile ünlü bu ıslahevi Genetyi gerçek bir suçlu haline getirdi.
Islahevinden kurtulabilmek için yazıldığı askerlikten ve ardından Fransadan firar eden Genet, pekçok ülkeyi ve hapishaneyi ziyaret edeceği bir yıllık seyahatinin sonucunda 1937de Fransaya geri döndü ve yeniden suç dünyasına daldı. Beş yıl boyunca ya hırsızlık yaptı, ya fahişelik. 1942de bir kez daha cezaevine düştüğünde olgunlaşmıştı artık. İlk şiirini yazdı, ilk kitabı Notre-Dame des Fleurs (Çiçeklerin Meryem Anası) yayımlandı. Ardından Miracle de la rose (Gülün Mucizesi) geldi. 1948 ylında yayımlanan Journal du voleur (Hırsızın Günlüğü) bir anlamda Genet'nin otobiografisi niteliğindedir. Le balcon (Balkon), oyunları ve hatta tüm eserleri içinde en çarpıcı olanı kabul edilir. Balkon adlı oyununda yeryüzü egemenlerini alaycı ve acımasız bir dille eleştirir. Bu oyun Türkçe olarak 1998 yılında Tiyatro Stüdyosu tarafından sahnelendi. Ölümünden kısa süre önce, atölyesinde ziyaret ettiği Alberto Giacometti ile yaptığı röportaj ve Giacometti'nin sanatı üzerine kendi yorumunun bulunduğu L'Atelier d'Alberto Giacometti Giacometti'nin Atölyesi adlı röportaj/sanat içerikli kitabı, Genet'nin son yapıtıdır.
Kitapları sayesinde tanıştığı André Gide, Jean Cocteau ve Jean-Paul Sartre'ın cumhurbaşkanına verdikleri dilekçe sonucu özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu af sonrası, tekrar yeraltı dünyasına dönmemiş, kendisini tamamıyla edebiyata vermiştir. Ancak toplumsal olaylara, ezilen insanlara karşı hiç duyarsız kalmadı; 1968 mayısında öğrencilerin, Vietnam Savaşı sırasında Amerikan solunun, ırkçılığa karşı Kara Panterler'in ve İsraile karşı da Filistinliler'in yanındaydı. Bu konular hakkında yazdıkları ve röportajları Türkçe olarak Açık Düşman başlığıyla yayımlanmıştır.
1986'da Paris'te bir otel odasında ölü olarak bulunmuştur.