stoacılar ayrıca tüm doğal süreçlerin — örneğin hastalık ve ölümün — doğanın müdahale edilemeyen yasalarını izlediğini söylerler. insan bu yüzden kaderine boyun eğmeyi öğrenmelidir. hiçbir şey rastlantıya dayanmaz. her şey zorunluluktan doğar; kaderden şikâyet etmek hiçbir işe yaramaz, derler. hayatın güzel yanları da sakin olarak karşılanmalıdır. bu noktada stoacılar, dış özelliklere itibar etmeyen kiniklerle benzeşirler. günümüzde de hâlâ duygularına kapılıp gitmeyen birinden bahsederken “stoacı dinginlik” deyimi kullanılır.
zamanının tipik örnekleri olan stoacılar, gerçek anlamda birer “kozmopolit”tiler. çağdaş kültüre “fıçı filozofları”ndan (kiniklerden) çok daha açıktılar. insanın toplum içindeki yaşamına önem verip politikayla uğraşıyorlardı. pek çoğu, örneğin roma imparatoru marcus aurelius (121–180), devlet görevlerinde yer alıyordu. cicero (i.ö. 104–43) başta olmak üzere birçok stoacı, roma’da yunan kültürü ve felsefesinin yayılmasına katkıda bulundu. “hümanizm”, yani değer ölçüsü olarak insanı koyma kavramının kurucusu da cicero’dur. stoacı seneca (i.ö. 4 – i.s. 65) da bundan birkaç yıl sonra “insan, insan için kutsaldır” demiştir. bu deyiş o günden bu yana hümanizmin sloganı olagelmiştir.
stoacılara göre tek insanla evren arasında bir fark olmadığı gibi, “ruh” ile “madde” arasında da bir fark yoktu. yalnızca tek bir doğa vardı. bu anlayışa “bircilik” (monizm) diyoruz. (bircilik, örneğin platon’da karşımıza açıkça çıkan “ikicilik”in (dualizm) ya da gerçekliği ikiye ayıran görüşün karşıtıdır.)
kinikler, insanın sağlıklı olmaya kafa yormasının gerekmediğini söylüyorlardı. acı ve ölümü dert etmeye de gerek yoktu. aynı şekilde başkalarının acılarıyla da ilgilenmiyorlardı.
kinikler arasında en çok tanınmış olanı anthisthenes’in öğrencisi diogenes’tir. diogenes’in kilden bir fıçı içinde yaşadığı ve bir aba, bir baston ve bir ekmek torbasından başka hiçbir şeyi olmadığı söylenir. (bu durumda elinden mutluluğunu almak pek de kolay bir iş olamazdı elbette!) bir keresinde diogenes fıçısının önünde yatmış güneşlenirken büyük iskender onu görmeye gelir. diogenes’in önünde durup bu bilge kişinin kendisinden istediği ne varsa onu dilemesini, her türlü isteğini hemen yerine getireceğini söyler. diogenes’in buna cevabı: “gölge etme, başka ihsan istemem!” olur. çünkü diogenes kendisinin o büyük komutandan hem daha zengin, hem daha mutlu olduğunu biliyordu. istediği her şeye sahip değil miydi zaten!