1000Kitap Logosu
Jostein Gaarder

Jostein Gaarder

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.7
7,3bin Kişi
27,5bin
Okunma
863
Beğeni
22bin
Gösterim
Unvan
Norveçli Yazar
Doğum
Oslo, Norveç, 8 Ağustos 1952
Yaşamı
Annesi, Inger Margrethe Gaarder öğretmendi ve çocuk kitapları yazarıydı. Babası, Knut Gaarder Oslo'da kolej müdürlüğü yapıyordu. 1971'te Oslo Katedral Okulunu bitirdi. 1974'te evlendi. 1976 ve 1983 yıllarında iki oğlu oldu. 1976'da Oslo Üniversitesinde İskandinav dilleri (Norveççe), düşünce tarihi ve dinler tarihinden lisans eğitimini tamamladı. 1981'de Ailece Bergen'e yerleştiler. Jostein Gaarder Fana Kolejinde on yıl boyunca felsefe ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1991'de Jostein Gaarder tam zamanlı yazar oldu. Sofie'nin Dünyasını yazdı. 1994 yılından beri doğduğu yer olan Oslo'da yaşıyor.
Sofie'nin Dünyası
OKUYACAKLARIMA EKLE
Portakal Kız
OKUYACAKLARIMA EKLE
Sirk Müdürünün Kızı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Aynadaki Muamma
OKUYACAKLARIMA EKLE
Hayat Kısa 'vita Brevis'
OKUYACAKLARIMA EKLE
Pireneler'deki Şato
OKUYACAKLARIMA EKLE
Orada Kimse Var Mı?
OKUYACAKLARIMA EKLE
Maya
OKUYACAKLARIMA EKLE
Acaba
OKUYACAKLARIMA EKLE
Dukkeforeren
OKUYACAKLARIMA EKLE
Mercan ile Alican
OKUYACAKLARIMA EKLE
Das Orangenmädchen
OKUYACAKLARIMA EKLE
592 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
Sen Stoacıları savundun!!!
Hikayemiz 14 yaşındaki Sofie adlı karakterimizin posta kutusuna gelen içinde "Kimsin sen?" yazan bir mektup almasıyla başlıyor. İncelemeden önce söyliyim mükemmel bir kitaptı. Kitapta başlığın altında da söylendiği gibi felsefe anlatılıyor. Sofie gizli bir felsefe öğretmeni ya da filozofla tanışıyor. Ondan ilk çağlardan itibaren Sokrates, Platon, arada Descarte, Spinoza, sonda Marx, Darwin derken birçok filozofu, felsefe akımını öğreniyor hikayede öyle devam ediyor. Bu kitabı anlamanız için Platon'un öğrencisi ya da Decartesin mendili olmanıza gerek yok. Lise çağında olan biri rahatlıkla anlar. Küçük kardeşleriminde anlayacağını düşünüyorum. Sonuçta kitapta 14 yaşında olan bir karaktere felsefe anlatılıyor o da anlıyor. Yazar yani her yaşta okunabilecek bir kitap çıkarttığını kanıtlıyor. Ama okurken kafanız karışabilir. Ne güzel. Zaten kitaplar bizi düşünmeye itecek karışıklıklara yönlendirmiyorsa ne işe yarıyorlar. O yüzden çekinmeyin. Şimdi felsefe diyince toplum olarak içimize bir fil oturuyor. Aklımıza hemen anlamsız manasız boş sözler geliyor. En azına çoğumuzun. Bu yüzden felsefe sıkıcı bir şey olarak daha küçük yaşlardan itibaren bize öğretiliyor. Evet, aslında bir tık haklılık payı var bunun. Beynini yormak istemeyen kişiler için felsefe saçma zaten. Onlar televizyon izliyor. Kumandadaki tuşları sayıyor. Öyle yaşıyor. Fazla bile bu. Çokta ihtiyacı yok o kişilerin felsefe. Kitabı okurken bazı şeyleri sorguluyorsunuz. Düşünmeye başlıyorsunuz. Ben kitabı okurken özellikle dikkat ettiğim bir şey oldu. Kendi kendime acaba yazar belli biz filozof kesimini daha haklı mı çıkaracak, diye düşündüm. Mesela Sokratesi savunup Descartesi yermek gibi. Ama öyle bir şey olmadı. Olsaydı zaten felsefe kitabı olmazdı herhalde. Okura samimi bir şekilde felsefeyi, tarihini, filozofları, filozofların görüşlerini anlatıyor. Gerisi okurda. Hangisi hoşuna giderse. Kitapta çok güzel bir eleştiri var. Üstü kapalı ama. Bu eleştiriyi kafamdan attığımı zannetmeyin lütfen. Kitapta yazar aralara sıkıştırmış. Göndermeler mevcut. Bu eleştiride şu (ki çok hoşuma gitti): Filozofların neredeyse tamamının erkek olması. Felsefenin kadınların anlayamayacağı bir şeymiş gibi bize sunulması. Saçma. Yazarda bunu söylüyor zaten. Ha ama haklımı evet. Bu var. Siz hiç ilk çağlarda kadın filozof duydunuz mu? Çok ünlü. Varsa ben bilmiyorum. İşte yazar bunu eleştirmiş. Kadını hor gören kesimi bir güzel evirmiş çevirmiş... sonrasını siz düşünün. Bu kitabı felsefe sınavından önce alın. Sınavda çıkacak konularıda hocanızdan alın. Açın bu kitaptan çalışın. Hem roman. Hem eğlenceli. Hem sürükleyici. Kitapta şaşırdığım bir şey var o da şu: Bu kitap felsefe kitabı ama içinde gizem var. Merak uyandırıyor. Yani şöyle kitabın içindeki anlatılan filozoflardan bağımsız karakterler arasında yaşanan olaylar var. Yazar inanılmaz iyi bir kurguyla bu yaşanan olayları bambaşka evrelere taşımış. Felsefe kitabında heyecanlanacağım hiç aklıma gelmezdi. Kitabın içinden roman çıkıyor. O romanın içinden bir tane daha roman çıkıyor. Ondan tarih kitabı. Arada felsefe. Öyle devam ediyor. Matruşka gibi mübarek bir türlü içindekiler bitmiyor. Şimdi gel geleleim tavsiye kısmına. Benim gibi felsefe manyağıysanız kesinlikle alın okuyun derim. Ha ama sevmiyorsanız kesinlikle okumayın. Bak 600 sayfa işgenceden farksız olur. Ama merak ediyorum diyorsanız önce belli başlı filozoflar hakkında bilgi edinmeniz en azına konuya biraz hakim olmanız sizin için daha iyi olur bence. Şunu da söyliyim ben kitabı bitpazarından aldım. Alırken kitabın içine bakmadım. Kitap 592 sayfaymış. Bendeki 576. Son 16 sayfam kayıp. Sonunu okuyamadım. Bayılmama ramak kaldı sinirden. Kim aldıysa o son 16 sayfayı bana ulaşsın arkadaş. Sonunu okuyamadım ya. İllaha kitapçıya gidip kitaplara bakıyormuş gibi yaparken mi okuyim? Son 16 sayfayı alan arkadaş ulaş bana. Keyifli okumalar...
Sofie'nin Dünyası
8.7/10
· 25,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
5
306
592 syf.
·
8 günde
·
8/10 puan
Sofie'nin Anlam Arayışı
Felsefe... Bizim toplumuzdaki çoğu insan bu kelimeyi duyunca şeytan görmüş gibi irkilir. Şeytan doğru olmadı sanırım, öcü diyeyim. Evet evet, öcü daha iyi oldu gibi. Felsefeyi gözlerinde pek büyütür ve felsefeyi kötü bir şeymiş gibi algılar. Onlar için "Dikkat! Ölüm tehlikesi" levhalı bir yer gibidir felsefe. Geçenlerde bir yerde denk gelmiştim, insan bilmediği şeyleri gözünde büyütmeyi pek sever yazıyordu. Ne kadar da doğru bir çıkarım. Bilmediklerinden mi yoksa bilmekten korktuklarından mı bilinmez, felsefe hep korkulan bir şey olmuştur. Aslında herkes felsefeye muhtaçtır. Ne kadar felsefeye ilgi duymuyorum deseler de insanlar, felsefeye öyle ya da böyle ilgi duyar. Var oluşu sorgular. Yaşamı sorgular. Yaşananları sorgular. Farkında olmadan da olsa felsefeyle iç içedir. Fakat bunu bir türlü kabul etmez, kabul etmek istemez.. Uzun sayılabilecek bir süredir Buhran dönemindeyim. Bundan mütevellit inceleme paylaşamıyordum. Umarım inceleme yazmayı unutmamışımdır, başarabilirim. Şimdiden vatana, millete hayırlı olsun. CB Erdoğan'ın meşhur başlangıç sözleriyle başlamak istiyorum. "Ya Alllaaaah, Bismillah." :D (Umarım bu kısımdan sonra incelemeyi okumayı bırakanların sayısı %20'den fazla değildir... :D) Kitap, Norveçli yazar Jostein Gaarder’in 1991 yılında yayımladığı felsefi konuları bir olay kurgusu içinde anlatmaya çalışan didaktik bir romandır. Eser ilginç konusu ve felsefe tarihini bir roman kurgusu içinde anlatmaya çalışmaktaki başarısı ile Norveç’te oldukça ilgi görmüş 1995 yılından sonra İngilizce ’ye ve diğer dillere de çevirisi yapılmıştır. 1952 yılında Oslo’da doğan yazar Jostein Gaarder, annesi öğretmen, babası kolej müdürlüğü yapan bir aileden gelmiştir. Oslo Üniversitesi’nde felsefe tarihi üzerine lisans eğitim, aldıktan sonra öğretmenliğe başlamış okullarda felsefe eğitimi üzerinde çalışmıştır. 1991 yılından itibaren de tüm vaktini yazarlığa ayıran yazar, kitaplarının geliri ile Oslo‘da yaşamaya başlamıştır. Sofie’nin Dünyası adlı eseri ile çok büyük bir çıkış yapan yazar, bu kitabının sayesinde öğretmenlikten de ayrılmış kendisini tamamen yazarlığa vermiştir. Sofie'nin Dünyası, idealist bir öğretmen olan Jostein Gaarder’in, okullarda felsefe eğitiminin yeterli olmadığını düşünmesi, felsefeyi öğrencilere ve genç kuşaklara en iyi şekilde nasıl öğretebilirim düşüncesinden hareketle yazdığı bir romandır Yazar felsefeyi herkese öğretebilecek, felsefeyi sevdirecek bir kitap yazarak herkesi, düşündürmeyi, herkese eleştiri yaptırabilmeyi amaçlamıştır. Roman çıktığı anda büyük bir kitleye ulaşır. Hatta 30 milyon kopya sattığı söylenir. Jostein Gaarder'in felsefeyi baz alarak yazdığı bu kitabın kurgusu bakımından roman sınıfına girse de Felsefe Tarihini, basite indirgeyerek, bazı noktalarda da eğlendirmeye çalışarak kaleme aldığı bu roman da, insanları eğlendirerek felsefeyi anlatmaya çabası gözden kaçmamaktadır. Her ne kadar başarılı olup olmadığı tartışılsa da yazar "Eğlendirerek öğretme" taktiğini kullanmıştır. Bizim toplumumuz için bire bir aslında. Liseye yeni başlamış öğrencilere okutmak bence mantıklı bir iş olacaktır. Şimdi ise en sevdiğim kısma geldik. Kitap hakkında kişisel yorum kısmına... Öncelikle şunu belirtmek isterim ki kurgu ve karakter analizi bakımından oldukça zayıf bir roman. Yazarı bu konuda ne kadar eleştirsem de onu anlamıyor da değilim. Yukarda demiştim, başlangıç düzeyinde Felsefe Tarihini anlatma çabasına girdiği için buna göre bir kurgu yaratmak oldukça zor bir şey olsa gerek. Neyse ki Jostein bu konuda zora katlanmadan sınıfta kalmış zannımca. Vikipedi'den alınmış kısa bilgileri sırasıyla yazarak, kahramanı da stabil yaşamına devam ettirerek oldukça zayıf bir kurgu oluşturmuş.. "Al bu doğru bilgileri ezberle." olayından öteye gidememiş. Basite indirgeyerek anlatması aslında hoş bir şey lakin bazı noktalarda o kadar basite indirgemiş ki o sorgulayan, beyin yakan felsefe biliminden uzaklaştırmış okuru, düz bir metin okuyor havasına büründürmüş. Bu açıdan da bir çizik atmadım desem yalan olur.. Şu ana kadar eleştirdiğim kısımlar yazarın da kendisinin farkında olmadığı, dikkat etmediği ya da edemediği hususlardı. Fakat öyle bir şey var ki yazarı benim gözümde çarpı işaretli yazarlar arasına soktu. Felsefe Tarihinden bahsediyorsan sadece Avrupa'ya hapsolamazsın. "Oovv Sokrates çok haklı.. Ovv Platon harika.. Oov Spinoza çok çılgın.. Adamsınız vesselam.." Uzak Doğu'nun Felsefe Babalarını hiçe sayamazsın. Keza İslam Dünyasını de aynı şekilde. Bu bakımdan çok fazla ayrımcı bir tutum sergilemesi hiç hoş olmamış. Kitabı bayağı gömdüm, biraz da sevdiğim yönlerinden bahsedeyim. Her şeyin somutlaştırılması güzel olmuş. Zira felsefi eserlerin soyutluğu felsefe okumak isteyen, felsefeye yeni girenler için çok ağır kaçıyor. Kitabın diğer güzel bir yönü ise filozoflar ve akımlar hakkında bilmemiz gereken belli başlı özellikleri basit bir şekilde bizlere sunması. Felsefeye yeni girenler için zorlanmayacakları bir kitap olmuş. Ama her ne olursa olsun kitap sizi düşünmeye, araştırmaya yöneltebilir. Merak etmenizi sağlayabilir. Yeni kapılar açabilir. Belki kitaptaki bir cümle ya da bilgi sizin için dönüm noktası olabilir. Bunun için her ne kadar eleştirilse de bu tür kitapların okunmaya değer kitaplar olduğunu düşünüyorum. Bunun için de yapmacık ilişkilerden, sahte samimiyet gösterilerinden, kirli dünya düzeninden ve aşağılık insanlardan uzaklaşıp kitaplara sığınalım. Okuyalım, okutalım.. Esen kalın..
Sofie'nin Dünyası
8.7/10
· 25,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
4
87
592 syf.
·
9 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
"İnsan beyni onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, o zaman da biz onu yine anlayamayacak kadar aptal olurduk." Yine bir inceleme yazmadan diğer okurların yazdığı güzel incelemelere göz gezdirdim. Dolayısıyla kitabın içeriğini, konusunu ve kahramanlarını bu incelemeden öğrenemezsiniz çünkü yazmadım. Bunun için diğer incelemelere göz atabilirsiniz. Bu inceleme daha çok kitaptaki fikirler ve verilen mesajlar üzerine. Yani, bu kitabı neden okumanız gerektiği üzerine... Ben, okuyucunun bir bakış açısı sağlamasını ve kitabı bu şekilde okumasını istiyorum. Dolayısıyla bu kitabı okuyun veya okumayın, bu incelemeye denk gelen herkese minikte olsa bir katkı sağlayacağı bir yazı yazdım. Sonuna kadar okuyabilen sabırlı okurları yorumlara bekliyorum. BAŞLAMADAN KÜÇÜK BİR NOT: Felsefeye ilgi duymayanlar bu kitaptan sıkılabilir. Yani roman okumak niyetiyle alırsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Fakat ilgi duyanların elinden düşüremeyeceğini garanti ederim. • • Kitabın kapağında "Felsefe tarihi üzerine bir roman" yazması felsefe okuyucusunu meraklandırmak için yeterlidir diye düşünüyorum. Roman ve felsefe? Sizce de çok nadir görünen bir kitap değil mi? Roman demişken; bazı okuyucular vardır, sadece roman okurlar. Ben onlara "Romanist" diyorum. Polisiye, aşk, fantastik, bilim kurgu, yeraltı edebiyatı... Ama sadece roman. Düşünce kitapları, tarih kitapları, kişisel gelişim kitapları okumak onlara ağır ve boğucu gelmiştir her zaman. Nerden biliyorum? İlk zamanlar bende romancıydım. Felsefe dediler mi, "aman Allah, müslümanım ben." derdim. Nasıl oldu, ne vesile oldu hatırlamıyorum ama bir şekilde felsefeye ilgi duymaya başladım ve hayata bakış açımın (şuanlık) aman aman olmasada, temel ve kritik anlarda değişiklik gösterdiğini farkettim. Tabii bu vesileyle romanlarımın yanında daha dolu kitaplara yönelmeye başladım. Araştırmayı ve sorgulamayı kendime bir görev olarak kabullendirmeyi başardım. Herhangi bir kitapta anlamını bilmediğim bir kelimeyi veya terimi hemen araştırmayı adet edindim. Bu arada romandan vazgeçmedim. Romanın hayatımızdaki yeri bambaşka. Sadece çoğu zaman çapraz okuma yöntemiyle bir roman-bir düşünce kitabı okumaya çalıştım. Neticesinde okuması zor denilen kitapları kolaylıkla, üstüne kafa yorarak okumaya ve sorgulamaya başladım. Bu yolda kararlılıkla devam ediyorum. Şimdi, ben bunları neden anlattım? Aramızda benim gibi birçok romancı var ve çoğuda felsefeden uzak duruyorlar. Bu yaptıkları, aslında tadına bakmadığımız yemeği beğenmediğimizi söylemek gibi bir şey. Ama onların felsefeyi sevmeleri için sadece güzel bir başlangıç kitabına ihtiyaçları var. Yani güzel bir lahana yemeği yerseniz lahanayı sevebilirsiniz. Bu arkadaşlar "Sofie'nin Dünyası" kitabını okuyarak başlangıç yaparlarsa eminim yukarıda anlattığım geçişi kendileri de yaşayacaklardır. Başlangıç için neden Sofie'nin Dünyası? Çünkü yazar, 15 yaşında bir çocuğa felsefeyi sıfırdan öğretiyor. Aslında o 15 yaşındaki çocuk bizleriz. Yazar bize çocuk gibi en basitinden düşünmeyi öğretiyor. Bir çocuğun gözünden dünyaya bakıp sorgulamamızı sağlıyor. Şimdi, bir çocuğa felsefe anlatıyor diye kitabı sakın hafife almayın. Kitaptaki çok kritik bir noktaya parmak basmak istiyorum: Nasıl ki bir bebek yeni doğduğunda hayatta gördüğü her şeye merak ve ilgiyle bakıyorsa, olgunlaşmış bir insan bunun tam tersine her şeye alışmış ve merakı kalmamıştır. Dolayısıyla, felsefeye bir çocuk gözünden bakmak, en görmüş geçirmiş insandan bakmaktan çok daha faydalıdır. Şahsen ben sağda solda okuduğum "felsefeye başlangıç kitapları" önerileriyle Platon, Nietzsche gibi bir kaç yazarın kitaplarını çöp ettim. Şimdi dönüp tekrar okusam çok daha farklı bakış açısıyla yorumlayabilirim fakat okuduğum bir kitabı tekrar okuma isteğim bir türlü gelmiyor. İşte bu yüzden felsefeye ilk adımınızı bu kitapla atmanız isabet olur. NOT: Bu kitapla beraber veya bu kitaptan sonra Nigel Warburton'un "Felsefenin Kısa Tarihi" adlı kitabını okumalarını tavsiye ederim. Çünkü Sofie'nin Dünyası'nda geçen ünlü filozoflar ve düşüncelerini bu kitapla pekiştirebilirler. Hatta aynı yazarın "Felsefeye Giriş" ve "Felsefe Okuma Rehberi" kitaplarıyla devam edebilirler. Çok isabet olur, emin olun. Fakat daha iyi başlangıç kitaplarıda bulabilirsiniz, araştırmanızı öneririm. Kitabın asıl anlatmak istediği nedir? Aslında kitabın bize felsefe öğretmesi bir yana, vermiş olduğu çok net bir mesajıda var. Bu mesajı spoiler vermeden birkaç cümleyle anlatmayı deneyelim: Yaşadığımız hayat, dünya, insanlar ya gerçek değilse. Rüyada gördüğümüz şeyler bize nasıl gerçekmiş gibi geliyorsa yaşadığımız da gerçek olmayabilir mi? Yani bütün her şey bir hayal ürününden ibaret olsa, biz bu dünyada yanılsamalardan ibaretsek... Yazarın bu konuda ünlü filozof Descartes'den etkilendiği kesin. Descartes, her şeyden şüphe etmektedir. Hatta öyle bir şüphe ki duyularımıza, hatta aklımıza bile güvenmez. Dolayısıyla az önce söylediğim gibi, "Gerçekten yaşıyor muyuz yoksa bir rüyada ya da hayal dünyasında mıyız?" sorusu ortaya çıkar. Bu hipoteze katılıp katılmamak size kalmış. Fakat ortaya çıkan bu soru ilginizi çektiyse bu kitabı hemen okuyun. Çünkü bu konu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Yanlış anlaşılmasın, sorunun cevabını kitapta bulamazsınız. Fakat kitabı bitirdikten sonra kendi cevabınızı verebilirsiniz. NOT: Müslüman olarak bu konuyu ele alırsak, cevabını Kur'an-ı Kerim'de zaten bulabiliriz. İşin garip tarafı; bizim bu dünyaya imtihan olmaya gelmemiz ve bu dünyada kalıcı olmayıp öbür dünyaya geçeceğimiz, Descartes'in sorusuyla bağdaştırılabilir. Şahsen ben bu konular üzerinde bu kadar çok kafa yormayı doğru bulmuyorum. Çünkü insanlar beyninin %10'unu kullanabiliyor. Yani, Allah bize bunların cevabını verecek kadar akıl vermemiş. Dolayısıyla bu boyutu bu kadar kurcalamaya gerek duymuyorum ki kurcalayanların ateizm, deizm gibi dinlere yöneldiği görülmüştür. Ama siz yinede kendi cevabınızı kendiniz verin. (Aman diyeyim, benim yüzümden dinden çıkmayın da) Peki, babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi? Kitabın yazarına kendi adıma çok teşekkür ediyorum, çünkü felsefe, insanlara en kolay bu şekilde anlatılabilirdi. Hayatımda okuduğum en tatlı felsefe kitabı diyebilirim. Hatta bu kitaptan öğrendiğim bilgileri hiçbir kitapta öğrenemediğim net bir gerçek. Yani, tek bir kitaptan bu kadar çok bilgiyi ilk defa süzüyorum. Birde kurgu var ki... Söylemeden geçemeyeceğim. Okurken, yazarın hikayeyi nereye bağlayacağını ve sonunu tahmin etmeye çalışırken kitabın yarısına geldiğimde tamamen ters köşe oldum: Hikaye hiç beklemediğim şekilde, bambaşka bir seyir aldı ve donup kaldım. Bu yüzdendir Sofie'nin Dünyası, kitaplığımın en güzel yerinde tozlanmayı haketti. SON NOT: Kitabı okurken aldığım notları isteyen olursa kendisiyle paylaşabilirim. Okurken sürekli dönüp yardım alabilirsiniz bu notlardan. • • Biliyorum sizi biraz fazla sıktım. Son olarak bu kitabı okumayan ve okumayacak olan okurlar; Hayata hep bir çocuk gibi merakla ve ilgiyle bakalım. Hiçbir zaman 30 yaşındaki bir insan gibi her şeye alışmış, yaşama karşı meraksız bireyler olmayalım. Çünkü kendimize sormamız gereken bazı sorular vardır ki çok kıymetlidir: Sen kimsin? Kitabı okuyacak veya okumuş olanlar bu soruyu kendilerine sorup cevabına bir dakika bile olsa kafa yormuştur zaten. Hepimize keyifli okumalar.
Sofie'nin Dünyası
8.7/10
· 25,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
13
346