Atina’nın demokratik liderlerinden en büyüğü olan Perikles, şehrin yönetimini şöyle açıklıyor:
Yapımıza demokrasi deniyor çünkü iktidar bir azınlığın değil, bütün insanların elindedir … herkes kanun karşısında eşittir …
önemli olan belirli bir sınıfın üyesi olmak değil, insanın özünde sahip olduğu yetenektir … Hiç kimse … yoksulluk yüzünden siyasi karanlığa mahkûm edilemez … Yetkili makamlara getirdiklerimize, onlara bağlı kalacağımızın sözünü veriyoruz …
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Demir teknolojisi, insan emeği verimliliğinde ve fazlalığın (artığın) büyüklüğünde muazzam artışları mümkün kıldı.
Merkezîleşmiş yönetici sınıflar, yeni zenginliğe el koyarak Pers, Hint ve Çin İmparatorluklarını inşa ettiler.
Ama demir teknolojisi aynı zamanda alternatifi mümkün hale getirdi.
Hammaddenin bol, üretim sürecinin basit olması sayesinde demir aletlere ve silahlara herkes ulaşabiliyordu.
Tunç yalnızca soylulara güç kazandırırken, demirin kitleleri güçlendirme potansiyeli vardı.
"..Antik Mısır köylülerinin ürettiği zenginlik, gizemciliğin anıtlarında çarçur edildi..
Mısırlı zanaatkârların becerileri, elle yapıldığı için hor görüldü."
Çiftçilik sıkı çalışmayı gerektiriyordu: Uzun süren, sürekli tekrarlanan, insanın belini büken zorlu bir çalışma demekti – araziyi temizleme, toprağı belleyip çapalama, tohumları serpme, zararlı otları temizleme,
haşaratın öldürülmesi, tarlaların sulanması ya da fazla suyun boşaltılması, ekinin biçilmesi; üstelik bunları, bitmek bilmeyen kuraklık, sel baskını ve mahsulün mahvolması tehlikesine rağmen yapmak.
Aynısını her yıl bıkıp usanmaksızın tekrar tekrar yapmak. Çiftçiliğin pek de ideal bir seçenek olduğu söylenemez. Avlanma ve balık tutma, toplama ve leş yiyicilik çok daha kolaydır.
Bu nedenle tarım devrimi, insanların kendi tarihlerini yapmalarının bir örneğidir, ama kendi seçtikleri koşullarda değil. Doğal besin kaynaklarının tükendiği, giderek kuraklaşan bir arazide başka çareleri olmadığından toprağı işlemek ve hayvan yetiştirmek gibi ağır bir işi yapmaya mecbur oldular..
Ellerinde alet yapmak için gereken aletler bile yoktu, ve doğanın ‘zamanın varsa emekten tasarruf et ilkesine göre davranabilecek bir durumda değillerdi.
Yaşamsal ihtiyaçlarını acil olarak karşılamak zorunda olduklarından, fazla zamanları yoktu, ve daha önceki deneyimlerden yararlanabilirlerdi, hiçbir şey icat etmeleri gerekmiyordu, en azından üretim için gerekli hammaddeleri vardı.
Henüz demirleri ve çelikleri filiz halinde, kap kacakları kil halinde, giysileri ise tekstil hammaddesi halindeydi.