Fakat mutluyum ve bu biraz rahatsız edici, tuhaf dürüstlük patlamaları da mutluluğumu bulandırmıyor. Ötekine her şeyi söylemeyi bu kadar şiddetle isteyen birinin belki tam da önemli ve temel bir şeyi konuşmak zorunda kalmamak için bu kadar dürüst olduğunu düşünmüyorum.
Arzularımızın dünyada tam bir yankısı olmayışına katlanmak zorundayız. Sevdiklerimizin bizi sevmemesine ya da umduğumuz gibi sevmemesine katlanmak zorundayız. İnsan ihanete, sadakatsizliğe katlanmak zorunda; ve son olarak, ki bu bütün görevlerin en zoru, birisinin karakter ya da zekâ yönünden kendisinden üstün olmasına da katlanmak zorunda.
Babasının kontes ve Konrád Polonaise-Fantaisie çalarlarken sözünü ettiği “başka türlü olma”, Konrad’a dostunun ruhu üzerinde bir iktidar sağlıyordu.
Bu nasıl bir iktidardı? Kurulan her iktidarda, neredeyse hissedilmeyen, hafif bir küçümseme vardır: Üzerinde hâkimiyet kurulana yönelik bir küçümseme. Bir insan ruhuna ancak o insanı tanıyarak, anlayarak ve çok ölçülü bir şekilde küçümseyerek hâkim olunabilir.
Fakat sevgisiz de yaşayamıyordu ve bu da bir mirastı. Belki de Fransız anne, en azından bir kişiye duygularını gösterme arzusunu beraberinde getirmişti. Babasının ailesinde böyle şeyler konuşulmazdı.