DALI UZATAN ADAM, TUTUNMAK SANA KALMIŞ
En yakın arkadaşınızın öldüğünü düşünün. Ne yaparsın veya ne yapabilirsiniz ? Hiçbir şey. Hiçbir şey yapamazsınız, Oğuz da hiçbir şey yapamadı. Sadece oturup bu kitabı yazdı. Bu kitabı yazarken ne oldu, kendini bir nevi öldürdü. Neden? Hiç denediniz mi bilmiyorum ama yazmak, insan beyninin en çok yorulduğu anlardan biri. Çok hevesle başladığım bir çok kitabın beş on sayfasına gelince bıraktım, devam edemedim. Oğuz bırakmadı, beyninde tümör varken bile, eline kalem aldı ve yazdı. Ölen arkadaşına bir karakter giydirdi. Ve onu yaşatmaya, onu aramaya başladı kelimelerle. Bazen yetmedi kelimeler, o zaman duraksadı konudan konuya atladı. Sonra yine döndü, başladı aramaya onu. Bir şekilde bitirdi kitabı, dönüp ben ne yazdım diyemedi. Bazı hatıralara dönemezsiniz. Geçmişinden korkan insanları anlattı o. Geçmişten korkmak nedir ? Geçmişten korkmak, o ana dönersem o anı bozma korkusu demektir. Bir yakınınızı kaybettiğiniz ana dönemezsiniz, o an hep zaten sizinle bir yerlerde oturup, sizi seyrediyordur. Veya ilk aşık olduğunuz kadına, erkeğe de dönemezsiniz çünkü o da sizinle koşuyordur yol boyu. Selim dedi o hatıralarına, bir yanda da Turgut çıktı. Başladılar birbirlerini aramaya, bulmak hiçkimseye nasip olmamış buralarda. Turgut Selim'i aradı. Oğuz, Ural'ı aradı. Sonra hayat verdi ya kitaba, konudan konuya atladı. Ne başı oldu ne sonu. Burada elendi tutunabilenler. Kitabı bıraktılar ellerinden, ama dillerinden düşmedi kelimeler. Bu tutunabilenler, hayattan istediğini almış insanlardı. Yani onlara anları değil, sonuçları vermeniz gerekirdi. Başı ve sonu olmalıydı her kitabın ve mümkünse de mutlu son olsundu. Oğuz işte bunlar elensin diye yazdı, belki bir kaç Selim'e, bir kaç Oğuz'a , bir kaç Ural'a bir dal olma ümidiyle. Yayınlandığı