Normal şartlarda işçilerin aşırı sol fikirde olması gerekirken Türk işçileri milli terbiyeleri icabı vatan ve milletlerine sadık kalmışlar, sözde aydın tabakayı teşkil eden öğrenciler ise zehirlenmiş, kandırılmış zavallılar olduklarını ortaya koymuşlardır.
Kültürsüz yetişen nesiller yıkıcı propagandalara pek çabuk kapılmakta ve kapıldığı fikri mutlak ve tek hakikat sanarak onunla insanlığın kurtarılacağı gibi gülünç hayallere kendisini atmaktadır.
En iyi toplum, herkesin kendi vazifesini kusursuz yaptığı toplum, en üstün ahlak da vazife ahlakıdır.
Türk devletinde öğrencilerin görevi derslerini çalışarak hayata bilgili ve kültürlü insan olarak atılmaktır. Fakat son yılların sakat eğitim politikası ve türlü tesirlerle bu görev unutulmuş; öğrenci kalitesi düşmüş; okullar, hele yüksek okullarda alabildiğine bir kargaşalık başlamıştır.
Öğrenci ya devletin ya da ailesinin verdiği para ile geçinen tüketici bir insandır. Hem çalışarak hayatını kazanan, hem de okuyan öğrenci, hesaba katılmayacak kadar azdır.
Bu tüketici öğrencilerin başlıca kaygısı okulu başarıyla bir an önce bitirmek olacakken çoğu başka yönlere bakmakta, siyasi propagandalara alet edilmekte ve dört yıllık bir fakülteyi altı yılda bitirmeyi başarı sayacak kadar yanlış bir düşüncenin esiri olmaktadır.
Yüksek Öğrenim Gençliği yurdun aydın tabakasının mühim bir parçasıdır. Dünya meselelerini düşünmesi, siyasi kanaat sahibi olması şarttır. Fakat üniversite seviyesine yakışır bir kafa olgunluğuna malik olması da zaruridir. Bu zaruret kendi haddini ve hakkını bilmesi, başkalarının hakkına saygı duyması, başka fikirlerin de doğru olabileceğini kabul etmesi demektir.
Henüz vergi vermeyen, askerliğini yapmamış olan ve geçimi başkaları tarafından sağlanan insanlar devleti yönetmek iddiasında bulunamazlar. Bulunuyorlarsa başkalarından buyruk ve direktif alan satılmışlar demektir.