Ciğerlerindeki sızı dayanılır gibi değildi. Ona söylemesi gerekiyordu... İyi de ne? Onun güzel, cesur olduğunu ve kendisinin ona layık olmadığını mı? Kendinin tuhaf, sahtekar, ahlaksız olduğunu ama onun için kendine çekidüzen verebileceğini mi? Elinde olmadan ona bağlanmaya başladığını, ihtiyaç duyduğunu, eksikliğini hissettiğini mi? Ona yeni şapkası için teşekkür etmesi gerekiyordu.
Hem bu duygular da nereden çıkmıştı? Tam tersine, yüreği öylesine bomboştu ki, şu anda karakol odası polislerle değil de en sevdiği dostlarıyla dolu olsaydı bile, herhalde onlara söyleyecek bir tek insanca söz bulamazdı. Yapayalnızlığın, tek başına kalmışlığın sonsuz acılar veren karanlık duygularıyla doluvermişti birden yüreği.