Sazının hüneriyle yetinip gönlünü, kafasını boş bırakana âşık denmez. Âşık demek, yalnızca iyi saz çalmak, kudretli türkü söylemek demek değildir. Âşık dediğin Gönül toprağına yoktum düşüren kişidir.
"Sazın yükseğe asılı durur âşık. Bunun mealini bilmekte misin?"
"Hayır, bilmem ağalar. Orası boştu, tuttum oraya astım."
"Bilmezsin de, ne demeye sazını asmaya en yükseği beğenirsin? Bu, bir niyet işi değil, bir meydan okumadır oğul. Bu, demektir ki: 'Sazım üstüne saz yoktur. Ve ben yaban kişi, bu civarın cümle âşıklarından daha ustayımdır.' İşte bu demeye gelir bilmediğin ve de konuk geldiğin köyün kahvesinde sazını en yükseğe asmak.
Her yürek ses veren bir uçurumdur zaten. Belki kendi yüreğine dayanır kulağın. Duyarsan eğer, sahilden duyarsan, bundan sonra daha iyi olursun. Kendi hayatına ermiş olursun. Lakin herkes kendi uçurumunu yüreğinde taşır kızım. Boşuna gelmişsin dağ doruklarına.