Milletvekilleri ya? Seçimlerden önce akın akın gelir, halkı toplar, daha iyi geçimden, haktan, adaletten, dinden, imandan bahseder, oyların kendilerine verilmesini isterlerdi. Hem de öyle ki, vekil oldular mı dünyayı değiştireceklerdi sanki. Sanki onlar vekil oldu mu, sokaklardan yağ, bal akacak, bahçeciler bütün haklarına kavuşacak, haklarına kavuşunca da bahçeciliğin bitmez tükenmez dertlerinden geçtim, ellerine daha bol para geçecek, daha bol parayla da saz örtülü çamur kulübelerden kurtulup, çoluk çocuklarına sıcak yemekler yedirebilecekleri tencereleri kaynatacaklardı.
Her seçim yeni bir umutla gelmiş, sonra eski tas eski hamam oluvermişti. Zaman zaman gelen vekiller, halkı toplamış, va sigara kutularının arkalarına ya da beyaz kâğıtlara yazdıkları dileklerle çekilip gitmişlerdi. "Ne anlayışsız insanlar!" diyeceği geliyordu fakir fukaranın. Anlayışsız, çünkü halkın dertleri belliydi: Daha iyi yaşamak. Un, bulgur, mercimek, fasulye, yağ ekmek, insan gibi yatılıp kalkılan evler, yatak yorgan, kışa karşı soba, hiç olmazsa mangal... İstekleri buydu ama, nedense hiç bilmedikleri bir dilmiş gibi, yazdıkları hâlde, Ankara'ya gittiler mi, unutuveriyorlardı.