• "Çocuk aklı kırılgan bir mekanizmadır ve her tutku zihinlerinde bir mühür gibi iz bırakır."
    Stefan Zweig
    Sayfa 37 - Maviçatı Yay.
  • ARTHUR SCHOPENHAUER …
    Bir deha, edebi dili harika olan düşünür... Yazdıklarını okurken illaki kendinizden tespitler bulacaksınız.Arthur belki insan sevmez ama insanı çok iyi tanıyıp ve yerinde tahliller yapan bir şahsiyet.Ona hayranım.Her ne kadar katılmadığım noktalar da olsa. Açık sözlülüğü, yapmacıktan uzak olması beni en çok çeken şey.Şunu merak ediyorum, Virginia ile birbirini tanısalardı ne düşünürlerdi birbirleri hakkında?Biri kadınları aşağılıyor birisi ise feminist ama ikisi de çok zeki. Kadınlar hakkında bir münakaşa olsa kim kazanırdı? İkisini aynı anda sevmek gülünç geliyor bazılarına.Ama değil.Neyse konuya geleyim, pardon.


    Schopenhauer’i okumak için benim fikrimce hayatını ve de felsefesini iyi bilmelisiniz çünkü düşünür kendi hayatını felsefesine yansıtmıştır.Öncesinde Veysel ATAMAN’IN Varolmanın acısı adlı kitabından hayatını, felsefesini okumanızı tavsiye edebilirim ayrıntılı almış yalnız biraz uslubu ağır ve pek de akıcı değil.David E. Cartwrigt’ın kitabı var ama baya kalın bir kitap okumak istemedim, pek fikir sahibi değilim maalesef.

    Not:Bu kitap feminist kardeşlerimin severek okuyacağı bir kitap olmayabilir şimdiden söyleyeyim, okurken besmele çekiniz naçizane tavsiyem.

    Kitap neyi anlatıyor? 80 sayfalık bir kitap bu kadar çok tespit yapabilir mi?Arthur yapar.
    1-Arthur’un kadınlarla alıp veremediği nedir?
    2-Arthur kadınlar hakkında ne düşünüyor?
    3-Aşk var mıdır?
    4-Aşık olmanın nihai amacı nedir?
    5-Aşık olurken seçim nasıl gerçekleşir?
    6-Neden fiziksel özellikler önemli?
    7-Cinselliğin aşkla ilişkisi
    Gibi sorulara cevap verdiği bir kitap.Onun penceresinden cevaplayacağım soruları.

    Birinci kısım kadınlara dair söylemlerini içeriyor.
    Arthur’un kadınlara olan meşhur tutumundan bahsedeyim;
    Arthur efendi diyor ki ; kadınların tek bildiği emek sarfettiği giyim kuşam, cilt bakımı dans, sevdiğinin gönlünü kazanma ve bunlarla bağlantılı eylemler.Ona göre kadın erkeğe itaat etmek için yaratılmış ve onlar borçlarını doğum sancısıyla,çocuk bakıp büyütmek ve erkeğe itaat ile öderler.
    Kime olan borcumuz Arthur Bey?
    Ona göre, kadınlar zihin bakımından dar görüşlü akli melekeleri zayıf yaratıklar. Ona göre kadın kocası ölsün de mirasına konayım rahat ve refah içinde yaşayayım der bu sebeple erkeğin para için yaratıldığını düşünürler.Diğer taraftan kadınlar dürüstlük , adalet, metanet,vicdanla ilgili konularda erkeklerden daha aşağıdadır.Dolayısıyla iki yüzlülük ve riyakarlık kadınlarda doğuştandır. Bu bodur. dar omuzlu, geniş kalçalı ve kısa bacaklı soya, •cins-i latif" ismini verebilen sadece cinsel içgüdüsüyle aklı yahut görüş ufku bulutlanıp kararmış olan erkeklerdir.
    Çok eşlilik olması gereken ve tek eşlilik erkeklere yapılan bir haksızlık, kadına miras ise verilmemelidir.Avrupa’da kadına fazla ve gereksiz önem verildiğini düşünürken, o sıralar kullanılan hanımefendi kelimesi bile kullanılmamalı parayı kazanan kadınlar değil erkeklerdir.Kadınlar ne mutlu ne mutsuz olmalıdır bu onların yararınadır ve erkekleri rahat ettirecektir.
    Görüyorsunuz ya çok kaba ithamlarda bulunmuş Arthur hazretleri.Bunlar sadece birkaçı söylediklerinin.
    Ben bu tutumunu yaşantıları ile bağdaştıyorum (ki çoğu yazar bu şekilde düşünüyor), annesi ile yaşadığı sorunlar, babasının intiharı, hayatı boyunca hep kadınlar tarafından red edilmesi…Özellikle babasının ölümünden sonra Schopenhauer, annesiyle iyi ilişkiler kuramamıştı. Annesinin Schopenhauer’a yazdığı mektuplardan biri, aralarındaki ilişkiyi gösteriyor: “Tahammül edilir şey değilsin, başına bela oluyorsun insanın, seninle birlikte yaşamak güç; ukalalığın bütün iyi taraflarını gölgede bırakıyor, başkalarında kusur bulmadan edemediğin için, o iyi yönlerinin dünyaya hiçbir faydası yok.”
    Esasında kendisi de aşık olmuştur hem de aralarında 26 yaş farkı bulunan bir kıza…Kız kendisinden tiksindiğini açıkça söylemiştir.Hep bir redddedilme ve kadınlar tarafından itici bulunma…Hoş miras bırakılmamalıdır kadına demiştir ama tek miras bıraktığı uzun yıllar yaşadığı(aşık mıydı bilmiyoruz) bir kadındı.Kadınların zeka konusunda aşağı olduğunu söylüyor kendileri.Çocuk zekayı anadan, iradeyi babadan alır da diyor.(E yani burumda erkekler de zeki değil, çünkü annesinden alıyorlar zekayı? )
    Bakmayın bu tutumuna ‘’Kadınlara çok düşkündüm beni bir anlasalardı…’’ diye itiraflarda bulunmuştur.
    Schopenhauer’in kadınlarla ilgili görüşlerinin hayatının ileriki dönemlerinde değişip değişmediyse bilinmiyor. Her ne kadar Wagner’in arkadaşı ve Nietzsche’nin tanıdığı Malwida von Meysenburg, bir kadın arkadaşının, yaşlı filozofun “Oo, daha kadınlarla ilgili son sözümü söylemedim.” dediğini aktarsa da, ünlü filozof, konu hakkında son sözünü yayımlamadan hayatını kaybetmişti.

    İkinci kısım ise muhteşem tespitler ile dolu,aşka dair söylemlerini ele alıyor. Arthur’a göre aşk vardır yalnız bu tamamen yaşama iradesi ve cinsel içgüdü ile alakalı.Ne kadar büyük olursa olsun her aşk bütünüyle cinsiyet içgüdüsü ile ilgilidir.Aşkın nihai amacı gelecek neslin oluşturulması işi, üremedir. Gelecek insanların varlığı bizim içgüdümüz tarafından koşullandığına göre tabiatımızda yapacağımız seçimi de belirleyen şey, aşktırAşk tabiiatın amaçlarina ulaşması için bizim içimize koyduğu bir yanılsamadır.Aşk serüvenin amacından daha soylu ve yüce bir amaç yoktur Schopenhauer’e göre; aşk yeni varlıkların dünyaya getirilmesini sağlar çünkü.
    Birbiri ile tamamen zıt; düşünce beden olarak uygunluğun bulunmadığı kişiler arasında da aşk yaşanabilir, düşmanlıktan, nefretten aşk doğması da pekala mümkündür.Böyle bir aşk deyim yerinde ise gözlerini kör eder ve evlilik ile neticelenirse mutsuz bir evlilik ortaya çıkar.
    Aşk, yaşayan kişinin kendi seçimi değildir mükkemmel, güçlü bir neslin devamı için seçimi tabiat yapar.Bundan dolayı herkes öncelikle güzel olanı arzu eder, üstelik herkes kendinde olmayan özellikleri kusurları güzellik olarak görür, çekici bulur.Mesela çelimsiz bir adam balık etli kadınlardan hoşlanır iken, sarışınlar esmerlerden hoşlanır.(Bu durumda erkekler neden minyon kadınlardan hoşlanır aldınız cevabınızı) Aynı şekilde herkes kendikinin tersi mizaçta olan birini ister.Bir erkekte güzel bir kadını seçmeye iten , türde en iyiyi hedefleyen içgüdüdür, erkek her ne kadar zevkini arttırmaya çalıştığını düşünse de.Bu yüzden; kalçanın bele oranı ve göğüsler gibi vücut oranı erkekler için önemlidir çünkü doğurganlığa işaret eder, görüldüğü gibi erkek seçimini kendisini yapmaz, seçimi yapan gelecek nesli oluşturma içgüdüsüdür.Seçimimi yönlendiren başka etkenler de vardır : Yaş, sağlık, kemiklerin yapısı ve güzel bir yüzdür.Üreme kabiliyeti olan herkes bu amaç uğruna aşık olduğu kişi için her fedakarlığı yapabilir.

    Arthur’un söylemek istedikleri bunlarla sınırlı değil, daha fazlasını yazsam size haksızlık etmiş olacağım.Okuduğunuz için teşekkürler.Eksik nokta olduğunu düşününler bana yazarlarsa sevinirim, musmutlu kalın.
    Keyifli okumalar, sevgili dostlar…️
  • Beşiktaşlı oluşumun hikayesi bir tür çaresizlik ve yokluk hikâyesidir 5 - 6 yaşlarındayım. Yıldıztepe Mahallesi'nde oturuyoruz evimizin tam karşısında geniş bir arsa var. Mahallenin çocuklarıyla beraber sabahtan akşama kadar it gibi top koşturuyoruz. Takım falan tutmuyorum henüz ama kırmızıyı çok sevdiğimden Galatasaray'a yakın gibiyim. Kahvaltı sonrası kendimi arsaya attığım her zamanki günlerden bir gün.. Birkaç arkadaş bekliyor zaten... Birlikte minyatür kale maç yapmaya başlıyoruz. Bir süre sonra yanımıza geliyorlar sırıta sırıta. Șimdi isimlerini bile anımsamadığım iki kardeş. Sırtlarında pırıl pırıl Galatasaray formaları.. Babaları Almancı, izne gelirken almış hediye diye... Nasıl da güzeller... Bugüne kadar ne benim ne de diğer çocukların forması olmuştu. Geberiyoruz kıskançlıktan. Resmen geberiyoruz. Devam ediyoruz bir süre sonra maça ama kimsenin oyunla alakası kalmamış herkesin aklı formalarda. Bırakıyoruz maçı ben fazla dayanamayıp koşarak eve gidiyorum. Babam işte, annem evde. Soluk soluğayım ''Anne!'' diyorum, ''Anne ne olur bana forma alalım!'' Gülüyor annem önce. Israrımı görünce be bağırmaya başlıyor ''Para nerede?''diyor, ''Kardeşinin g***** bez alamıyoruz sen forma derdindesin'' Sahi ya lan... Bizim paramız yok ki... Zaten ben bildim bileli hiç olmadı ki paramız. Neyse çekiliyorum bir köşeye, burnumu çeke çeke ağlıyorum. Annem kapı aralığından bana bakıyor. İyice abartıyorum ağlamayı. Annem yan odaya geçiyor takır tukur sesler. Hiç dışarı çıkasım yok ağlamayıda kestim mal mal oturuyorum. Annem sesleniyor isteksizce yanına gidiyorum. Bir şeyi uzatıyor bana. Eski siyah tişörtümün üzerine beyaz atlet parçaları dikip forma yapmış. Arkasına da 7 rakamını dikmiş. ''Anne diyorum bu Beşiktaş forması ben Galatasaray istiyorum'' ''Olsun oğlum''diyor. ''Bu daha güzel hem bak 7 numara bu Feyyaz'ın forması''. Forma bir şeye benzemiyor. Aslında alelacele çocuk avutmak için yapılmış uyduruk bir şey.. Ama annem o kadar güzel gülüyor ki... O dakika karar veriyorum. Ben artık Beşiktaş'lıyım.
    Velhasıl, neden Beşiktaş, sorusunu duyduğumda sallama cevaplar verirdim bugüne kadar. İlk kez İtiraf ediyorum. Beşiktaşlıyım, çünkü paramız yoktu. Beşiktaşlıyım, çünkü kırmızı tişörtüm yoktu. Beşiktaşlıyım, çünkü o gün annem bana çok güzel gülüyordu.
  • Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı, ama küçük bir dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle... Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan dışarı fırlayıp: Küçük! Diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika. Çocuk, ona dönerek: Gerçekten çok güzeller! Diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik. Bence önemli değil! Diye atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da imanı. Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü: Keşke imanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi. Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp: Anlayamadım! Dedi. Neden öyle olsun ki? Çok basit! Dedi, adam. Eğer imanımız yoksa cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler... Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işaret ederek: Baktığın ayakkabı, sana yakışır! Dedi. Denemek ister misin? Çocuk, başını yanlara sallayıp: Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki! İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım! Dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder. Çocuk biraz düşünüp: Ayakkabının diğer teki işe yaramaz! Dedi. Onu kim alacak ki? Amma yaptın ha! Diye güldü adam. Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım. Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek: Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu. İkiye gidiyorum! Diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır. Tamam işte! Dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti! Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek. Benim satış işlemim bitti! Dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum. Şaka mı yapıyorsunuz? Diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi? Sen çok cahil kalmışsın be arkadaş. Dedi, adam. Antika eşyalardan haberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30- 40 lira eder. Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları, üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek: Bana göre 20 lira yeterli, dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya! Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip: Babam haklıymış! dedi. Sakat olduğum için, üzülmeme hiç gerek yok! demişti.
  • Ama çocuklar ciddidir, olmayacak şey yoktur onlar için. On kez de atma işinde başarısızlığa uğradıklarını görseler gene kanmazlar, gene denemekten caymazlar... unutmuşlardır başaramadıklarını, bilmezler bile.
  • Genç kadınlardan kaçın! Bunu söylerken en ufak bir çıkar duygusuyla hareket ettiğimi sanmayın. Elli yaşındaki kadın sizin için her şeyi yapar, yirmi yaşındaki ise hiçbir şey; biri sizden bütün hayatınızı isteyecektir, öteki ise arada vereceğiniz birkaç dakika ile, göstereceğiniz bir iki incelik ile yetinecektir. Ciddiye almayın genç kadınları, hep şakalaşm onlarla, ciddi bir yönleri yoktur onların. Genç kadınlar, bencildirler dostum, basittirler; gerçek bir dostluk bulamazsınız onlarda; kendilerinden başka kimseyi düşündükleri yoktur, en ufak bir başarıları uğruna sizi harcayabilmeleri işten bile değildir. Sonra, hepsi de sizden bağlılık isteyecektir, oysa sizin durumunuz asıl size bağlı olunmasını gerektirmektedir, bu iki ucun uzlaşabilmesine imkân var mı acaba? İçlerinden hiçbiri sizin çıkarlarınızın neyi gerektirdiğini takdir edemeyecek, hepsi de sizden çok kendilerini ön plânda düşünecektir; bağlılıklarıyla size yararlı olmak şöyle dursun, üstelik bir de hırslarının isterileriyle yaralayacaklardır, baltalayacaklardır sizi; zamanınızı kaygısızca sömürecek, paranızı pulunuzu eritecek, toplum içindeki yükselme imkânlarınızı kibarca mahvedeceklerdir. Dert de anlatamazsınız onlara, en budalaları bile elindeki eldivenin dünyaya bedel olduğunu, hiçbir şeyin kendisine hizmet etmekten daha değerli olamayacağını söyleyecektir. Hepsi de sizi mutlu kıldıklarını iddia edecek, toplumda elde etmek istediğiniz verimleri size unutturacaklardır. Onların mutlulukları çeşitli durumlara göre değişen bir niteliktedir, oysa sizin ulaşacağınız yükselişler kesin ve gerçek olmalıdır. Ah! Bilmezsiniz onlar geçici hevesleri doyurmak, geçici bir arzuyu, yeryüzünde başlayıp öbür dünyada bitmesi gereken bir aşk haline getirmek için ne hain bir hünerle, ne kurnaz bir sanatla çalışırlar! Sizi terk edecekleri gün, baştan seviyorum sözüyle aşklarını nasıl mazur göstermişlerse, şimdi artık sevmiyorum sözüyle de terk edişlerini haklı gösterdiklerini söyleyecekler, aşk denen şeyin iradeye bağlı olmadığını ekleyeceklerdir sonra da. Saçma bir düşünce bu, azizim! İnanın bana gerçek aşk ölümsüzdür, sonsuzdur; başta neyse sonra da odur; saçlarına ak düşer ama gönlü genç kalır. Hepsi de komedi oynayan genç kadınların hiçbirinde yoktur bu özellikler. Sözgelimi, içlerinden biri başına gelen felâketlerle sizin ilginizi çekmeye çalışacak ve sanki kadınların en yumuşağı, en insaflısı gibi gösterecektir kendini; ama vazgeçilmez bir varlık olduktan sonra, bu kez, size hâkim olmaya, her isteğini yaptırmaya başlayacaktır: siz bir diplomat olmak, oradan oraya gidip gelmek, insanları ve ülkeleri incelemek mi istediniz? Hayır, Paris’ te ya da onun çiftliğinde kalmak zorundasınızdır; boynunuza bir halka geçirerek sizi istediği yöne sürüklemek isteyecektir; siz ne kadar bağlılık gösterirseniz, o, o kadar nankörlük edecektir. Başka biri, boyun eğişiyle dikkatinizi çekmeye çalışacak, kulunuz köleniz olacak, dünyanın bir ucuna da gitseniz romanlardaki gibi ardınızdan gelecek, sizi elinden kaçırmamak için kendini tehlikelere atacak, boynunuza bağlanmış bir taş halini alacaktır. Siz bir gün boğulacaksınız, ama o suyun yüzünde kalacaktır. Kurnazlık tezgâhında en az bezi olan kadınların bile tuzakları vardır; bunların en budalası bile erkekte uyandırdığı kuşku dolayısıyla galip gelebilir. En tehlikesizi, sebebini bilmeden sizi sevecek, sonra bir gün sebepsiz yere terk edip gidecek, en sonra da sırf şan olsun diye size yeniden gelecek bir yosmacık olurdu. Ama bütün bu kadınların, bugün, olmazsa yarın, size mutlaka büyük zararları olacaktır. Sosyetenin kapısını aşındıran, oradaki zevklerle ve boş duygularla yaşayan her kadın yarı bozulmuş bir kadındır, sizi de bozacaktır.
    Ruhunda hüküm süreceğiniz temiz ve ciddi yaratıcı o salonlarda bulmanıza imkân yoktur. Evet, sizi sevecek kadın kalabalığın dışında, yapayalnız yaşayan biri olacaktır; onun en büyük mutluluğu sizin bakışlarınız olacaktır, sizin sözlerinizle yaşayacaktır. Bu kadın sizin için her şey olsun, çünkü zaten siz de onun için öyle olacaksınız. Çok sevin onu, hiç keder tattırmayın, karşısına rakipler çıkarmayın, kıskançlığını körüklemeyin. Birinin bizi seviyor, anlıyor olması, aziz çocuk, dünyadaki en büyük mutluluktur; sizin bu mutluluğu tatmanızı dilerim, ama ruhunuzun çiçeğini örselemeyin, sevginizi akıtacağınız kalbe iyice güveniniz olsun. Bu kadın hiçbir zaman kendisinden ibaret olmayacaktır, hiçbir zaman kendini düşünmeyecek, aklı fikri hep sizde olacaktır; sizin hiçbir şeyinizde gözü olmayacak, kendi çıkarlarını sizin karşınızda hiç gözetmeyecek, sizin fark etmediğiniz bir yerde kendini ateşe atma pahasına da olsa, sizi bekleyen bir tehlikeyi sezecektir. Acı bile çekse, hiç şikâyet etmeden, sızlanmadan çekecek, yapmacıklar yapmayacak, ama sizin kendisinde sevdiğiniz şeyler için saygıya benzer bir duygu besleyecektir. Böyle bir aşka daha büyük bir aşkla karşılık gösterir. Şu zavallı dostunuzun hep yoksun kalacağı şeye, uygun ve karşılıklı bir aşka rastlamak talihine ererseniz şunu düşünün: bu aşk ne kadar mükemmel olursa olsun uzakta, bir vadide sizin için bir anne kalbi çarpmaktadır ve onun kalbi sizin doldurduğunuz duygularla öylesine oyulmuştur ki derinliğini hiçbir zaman bulamazsınız. Evet, enginliğini hiçbir zaman kav ray a maya cağ ız bir sevgi var içimde size karşı! Bu sevginin olduğu gibi belirmesi için sizin şu parlak zekânızı kaybetmeniz gerekir; o zaman da bu bendeki bağlılığın nereye kadar gidebileceğini anlayamazsınız. Üç aşağı beş yukarı hepsi de yapmacıklı, alaycı, kendini beğenmiş, hoppa, müsrif olan genç kadınlardan sakınmanızı, nüfuz sahibi kadınlara, teyzem gibi akıllı uslu, size yararı dokunacak, sizi alçakça yapılmış suçlamalara karşı koruyacak, sizin söyleyemeyeceğiniz sözleri, sizin adınıza söyleyebilecek yaşlı ve azametli dullarla ahbaplık etmenizi başka ne gibi bir sebeple söylemiş olabilirim ki? Kısacası, yüreğinizdeki bütün sevgiyi o ilerdeki temiz meleğe saklamanızı öğütlerken bir ruh cömertliği göstermiş olmuyor muyum? Asilin yükü ağırdır demiştim, bu söz ilk uyarmalarımın büyük bir kısmını ifade ediyorsa .kadınlarla ilişkileriniz hakkındaki fikirlerimi de şu şövalye sözüyle özetlemek mümkündür:
    Hepsine hizmet et, ama yalnız birini sev.
    Geniş bir bilgi hazineniz var; acının muhafaza ettiği kalbinizde tek leke yok; her şey güzel sizde, her şey iyi; isteyin öyleyse! işte şimdi bütün istikbaliniz büyük adamlara özgü olan bu iki kelime içinde. Henriette’inizi dinleyecek, sizin hakkınızda ve sosyete ile ilişkileriniz üstüne düşüncelerini söylemeye devam etmesine izin vereceksiniz, değil mi çocuğum? Çocuklarım için olduğu gibi, sizin için de ileriyi gören bir göz var benim ruhumda; izin verin de bu yeteneği, hayatımın sükûn içinde geçmesiyle kazandığım, ve zayıflayacağı yerde, yalnız ve sessizlik içinde büyüyen o esrarlı vergiyi sizin için de kullanayım.
    Buna karşılık bana büyük bir mutluluk vermenizi istiyorum: başarılarınızdan bir teki bile alnınızda üzüntü kırışığı uyandırmadan, insanlar arasında yükselmenizi görmeliyim; kısa süre içinde, adınıza lâyık bir yer yaparsanız ve yükselişinize; bunu istiyor olmaktan fazla bir yardımda bulunduğumu düşünebileyim istiyorum. Bu gizli işbirliği, kendime tattırabileceğim biricik zevktir.
    Bekleyeceğim. Size Allahaısmarladık demiyorum. Ayrılmış bulunuyoruz, elimi artık dudaklarınızın altında bulamayacaksınız, ama yüreğimde nasıl bir yer tuttuğunuzu biliyorsunuzdur herhalde.
    HENRİETTE’