• Anneler ya da hepimiz çocuklarımıza, yabancı biri çağırırsa gitme ya da bir yerine dokundurma, öptürme gibi şeyler söylüyoruz. Ama bunun içine akrabaları katmıyoruz ve hep yabancılardan bahsediyoruz. Fakat istismarı gerçekleştiren kişiler hep yabancılar değil. Mesela bir çocuk, yakını yanağını öptüğünde art niyet aramazken yabancıda arıyor. Ya da bir yerine dokunurlarsa. O yüzden istismara uğrarken sevildiklerini düşünüyorlar.
    Büşra Sanay
    Sayfa 62 - Doğan Kitap, 11. Baskı.
  • Hindistandaki gelir eşitsizliğini, kast sisteminin hala daha nasıl insanların yaşantılarını etkilediğini gözler önüne sermiş. Olayların bir kişinin gerçek yaşam öyküsü olması da olaya ayrı bir çarpıcılık katıyor. Aile içi şiddeti görüyoruz başında, sonra henüz on yaşında tecavüz edildiğini okuyoruz ve bunları öyle vurucu kelimelerle anlatıyor ki kanınız donuyor. Dünyanın sorunu gerçekten kaynak yetersizliği değil gelir eşitsizliği. Her birimiz kendimizden aşağı olanın hayatından çalarak daha iyi yaşam koşullarına sahip oluyoruz. Açıktan olmasa da giderek kastlaşıyoruz aramızda ve gözümüzü kapatıyoruz. Kitapta yaşanan şeyler bizim ülkemiz için de çok yabancı değil. Çocuk gelinler, çocuk istismarı bizde de maalesef yaşanan şeyler. Farkındalık için okunması gereken bir kitap
  • Kitabın ilk sayfasında yazarın şu sözleri yer alıyor:

    “Çocuk çocuktur, masumdur, paktır.
    Çocukluğunu yaşamalıdır.
    Çekin kirli ellerinizi, düşüncelerinizi onların üzerinden, bir anda büyümek zorunda bırakmayın çocukları
    Mağdur etmeyin...”

    “İnsan her şeyi anlatamaz. Zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez.”

    Tüm söylenecek sözleri bu satırlarda özetlemiş aslında Büşra Sanay. Öncelikle ensest kelimesi ne demek bununla başlamalıyım. Ensest, aile içi ilişki demek. Ne demek acı öyle değil mi? Aile içi ilişki diyip geçiyoruz biz ama bunu yaşayanlar bir türlü geçemiyor. Bir babanın kız evladına tecavüz etmesi ne demektir, asla bilemeyeceğiz. Sığındığımız liman olan annelerin öz kızını kocasının koynuna itmesinin ne demek olduğunu asla bilemeyeceğiz. Bir ağabeyinin kardeşini taciz etmesini ona tecavüz etmesini asla asla bilemeyeceğiz. Henüz 3 yaşında bir bebekken bu iğrençliklere maruz kalmayı kimseye güvenmemeyi asla bilemeyeceğiz.

    Etrafımızda sanki hiç çocuğa yönelik taciz, tecavüz yokmuş gibi davranıyoruz. Niye mi? Çünkü Müslüman bir ülkeyiz biz, olmaz burada öyle şeyler. Susun! Yok ya, o kadar değil, değil. Belki karşı dairemizde belki her gün geçtiğimiz bir evin bodrumunda belki okulda belki en yakın arkadaşımızın evinde... Nerede ne yaşandığını asla bilemeyiz. Günümüzde hala binlerce çocuk tacize ve tecavüze maruz kalıyor. Suçlular cezalarını çekmiyorlar. Çekseler bile bu cezalar yeterli olmuyor ya da iyi hal indiriminden hemen yararlanıyorlar. Ama hiç kimse o çocuğun neler yaşadığını düşünmüyor. İşte bu kitap bana düşünmeyi öğretti. Bu kitap beni uyandırdı. Bak dedi, etrafında neler var dedi, kimseye güvenme dedi, kendi gölgene bile güvenme! Masum bir çocuğu koru kolla dedi. Kötülükten sakın korkma, üstüne git o kötülüğü yok et. Zalimlere boyun eğme dedi...

    Kitaptan çıkartılacak en özel sözlerden biri şuydu: “Sırtımı insanlara dayayamayacağımı öğretti insanlar bana.” bu söz bir intihar mektubunda geçiyor. Abisinin tecavüzüne uğrayan bir çocuğun vedası bu sözler. Kız daha sonra intihar edemiyor ve hayatta kalıyor. Kitapta bu kızın da hikayesi yer alıyor diğer hikayeler gibi.

    Hiç unutamadığım olaylardan biri şöyle: Fakir bir aile toplam 11 kişilik. 9 çocuk 2 anneyle baba. Durumları iyi olmadığı için hepsi aynı odada yaşıyor. Baba 5 kız kardeşi de taciz ediyor. Ve onları tehdit edip susturuyor. Kızlardan birine tecavüz ediyor ve kız artık dayanamayıp bu durumu ağabeyine anlatıyor. Baba ve ağabey arasında kavga yaşanıyor. Baba bu olayı reddediyor ben öyle bir şey yapmadım diyip Kuran’a el basıyor ve ağabey babaya inanıyor. Maalesef ki tacizler devam ediyor. Kızlar bu sefer annelerine anlatıyor durumu. Kadın kocasıyla konuşunca adam yine bu sözlerin iftira olduğunu söylüyor ve karısını demirle dövüyor ellerini kırıp yamultuyor. Büyük kız tecavüzden bıktığı için aceleyle evleniyor ama aklı hala kardeşlerinde kalıyor. Bir gece tacize uğrayan kız dayanamayıp bağırıyor ve ağabey her şeyin farkına varıyor. Olay polise intikal ediyor... Peki sonra ne mi oluyor? Adam 100 yıl ceza alıyor ama olay zamanaşımına uğradığı için beraat ediyor. Bugün hala aramızda böyle sapıklar dolanıyor.

    Ne kadar acı değil mi? Kendi canın o, kendi kanın o. Minicik bedenlere bunu nasıl reva görüyor bir baba. Ya anne? O neden susuyor, neden karşı koyamıyor bu adama. Malesef ki kadınlarımız özgür değil, korkaklar, kocalarından ne olursa olsun medet umuyorlar. Tecavüzcü de olsa ses çıkartmıyorlar. Böyle bir şey kabul edilemez. Kitapta okuyup dona kaldığım tepkiler oldu. Kadın kızına diyor ki: “Sen yıktın yuvamı, kendi aramızda hallederdik. Baban içerideyken bize kim bakacak şimdi.” bu zihniyeti yok etmemiz lazım. Atsınlar bu kadını ateşlere atsınlar zindanlara. Çekin kirli ellerinizi çocuklardan.

    Sadece kız çocuklarına değil erkek çocuklara yapılan istismar da çok fazla. Peki bu istismarlar aileler tarafından nasıl fark ediliyor? Çocuk eğer son zamanlarda içine kapandıysa, bir şeylerden korku başladıysa, suskunlaştıysa, banyo yaptırırken kan fark ediliyorsa orada bir problem var demektir. Çocuk anne ve babasına her zaman güvenmeli ve onlara her şeyi anlatmalıdır. Bu durumda çocukları korkutmamak onlarla dost olmak onların güvenlerini kazanmak gereklidir.

    Bu istismarı sadece babalar ve ağabeyler yapmıyor. Kitaptaki bir röportajda ensest mağduru kişi öz amcasının kendisine tecavüz ettiğini anlatıyor. Başka bir röportajda ise dede torununa tecavüz ediyor. Ama aile buna rağmen yıkılmıyor. Eşler birbirine destek oluyor. Keşke bunu tüm aileler yapabilseler, çarelerinin daha sıkı sarılmak olduğunu anlayabilseler.

    Avusturya’ya şöyle bir olay yaşanıyor: Baba kızını gizlice evlerinin bodrumuna kilitliyor. Kız o zamanlar 17 yaşında. Anne bu olay sonrasında yıkılıyor ve televizyon programlarına çıkıp kızının kaybolduğunu söylüyor. Baba da tabi bu sırada televizyon da timsah gözyaşları döküyor. Ve kız bulunamıyor. Olayın üzerinden 19 yıl geçiyor ve kız babasından tam 7 bebek doğuruyor. Tam 19 yıldır o evin bodrumundan çıkmamış o kadın ve bebekler. Yani o kız kardeşlerini doğuruyor. Baba o çocuklardan birini öldürerek kalorifer boşluğuna atıyor hatta... Olay yıllar sonra ortaya çıkıyor ve baba cezaevine gönderiliyor. İşte mahvolan 8 hayatın öyküsü. Bundan sonra ne o çocuklar ne de o kadın asla mutlu olmayacak. İçlerine asla neşe dolmayacak. Yağmur yağınca koşarak cama gitmeyecekler. Kar yağınca doyasıya kar topu oynamayacaklar. Aldıkları her nefes onlara zehir olacak. Hiçkimsenin hiçkimseye böyle bir kötülük yapmaya hakkı yoktur.

    Kitabı okurken o kadar sinirlendiğim, kitabı yırtıp atmak istediğim, ağladığım yer oldu ki... Bir çocuk diyor ki:”Babamın sütü çok acı.” hangi vicdan kaldırır böyle bir cümleyi? Ya da “Babamın canavarı var. Her gece yatağıma gelip canımı yakıyor.” bu sözleri kim kaldırır? Ah be güzel çocuk sana sahip çıkamadık affet beni, affet bizi, affet insanlığı. Affedilecek bir yanımız yok ama sen yine de affet. Ne güzel demiş oysaki Aziz Nesin:

    “Öyle bir ağlasam
    Öyle bir ağlasam çocuklar
    Size hiç gözyaşı kalmasa

    Öyle bir ölsem
    Öyle bir ölsem çocuklar
    Size hiç ölüm kalmasa.”

    Bu kitabı okurken hep şunu sordum kendime: “Tüm bunlar yaşanırken ben neredeydim, ne yapıyordum?” Ben bir kahve içerken belki de bir kitap okurken o masum meleklere dokundular... Ben buna neden engel olamadım diye defalarca kendime kızdım. Ben mi kitabı bitirdim yoksa kitap mı beni bitirdi bilemiyorum.

    Affedin beni çocuklar sizi yemyeşil bahçelerde koşturamadım...
    Affedin beni çocuklar size gökkuşağını göstemedim...
    Affedin beni çocuklar sizi çocuk edemedim...

    10/10
  • Başkomiser Nevzat ve ekibi çocuk istismarı ve organ kaçakçılığı gibi günümüzün kanayan yarası olan konularının çevresinde katili bulmaya çalışıyor. Ali'nin yaşadıklarına çok üzüldüm tıpkı diğerlerine üzüldüğüm gibi. Günümüzde yaşananlara o kadar güzel dokunmuş ki içim parçalandı. Tüylerim diken diken okudum. Son sayfalarına kadar belli olmayan sürpriz bir katil bizi karşıladı. (Alıntı İçerir)
  • Bu topraklarda inkar edilemez şekilde çocuk cinsel istismarı
    yaşanmakta ve bizler de farkında bile olmayarak bu akışta yerimizi
    almaktayız. Karşı çıkanlar olacaktır ama bir durup düşünelim
    yıllar boyu söylediğimiz türküleri;
    "14 yaşında Nazife de hanım"
    ya da
    "Düz dolan düz otur ay kişi / Yaş diyesen yetmişi / Bir utan kızına
    3şık olur mu adam"
    ya da nicelerini nesillerce dilden dile bugüne taşıdık.
    Artık ikiyüzlülüğü bırakıp bu gerçek yüzleşme zamanı gelmedi
    mi?
  • Yeni Türkiye hali

    Türkiye'de hızla artan 10 şey:

    1- Cehalet
    2- Önyargı
    3- Dolar
    4- Kadın cinayetleri
    5- Çocuk istismarı
    6- Kutuplaşma
    7- Mülteciler
    8- İşsizlik
    9- Zamlar
    10- Atatürk'e hakaret
    *** *** ***
    İHANET!!!
  • Yazarın ikinci kitabı olan Üç Derin Nefes ilk kitabı gibi yine okunası, yine merak edilesi ve keyifli anlatımı vardı. Son günlerde sosyal ve güncel gündemde olan çocuk istismarı ile ilgili yazılmış etkileyici bir romandı. Örgülü ve Mavi 'nin çocukluktan başlayan dostluğu, yarenliği acıları, sevinçleri paylaşması aşmak zorunda kaldıkları zorluklar biraz da konu akışı gereği (ki harika bir konular arası bağlama olduğunu söylemeden geçemeyeceğim ) bilimsel psikolojik gerilimi ile adrenalin tavanda okunması gereken bir kitap. Yüzü ve gönlü güzel yazara selam olsun.