• Okumam için sırada bekleyen Kırlangıç Çığlığı’nı az önce bitirmiş bulunuyorum. Anlatılanlar, üslûp ilk sayfadan itibaren insanı etkilemeye başlıyor. Hem bir an önce sayfalar akıp gitsin istiyorsunuz hem de böyle güzel bir anlatımın bitmesinden kaçınıyorsunuz. Öyle sürükleyi, akıcı bir kitap ki bazen cümleleri, kelimeleri ikişer üçer okumaya başladığımı fark ettim. Konusu çok fazla uzak olmadıdımız, özellikle ülkemizde de fazlasıyla gündeme gelen çocuk istismarı üzerine kurulu. Kitaptaki karakterlerle bütünleştiğimi hissettim. Pek çok kez tahminlerde bulundum ve kurgunun şahaneliği burada çıkıyor karşınıza. Şu ana kadar eksikliğini hissettiğim bir durumdayım çünkü Ahmet Ümit’in okuduğum ilk romanıydı. Vakit kaybetmeden diğerlerini de okumak için sabırsızlanıyorum. Herkese tavsiye ediyorum.
  • Ancak bu kadar çok anlatılabilirdi. Okumakta geç kaldığım için pişman oldum, okuduğum için de mutlu. Derda’ların hikayesi içimi burktu. Ülkemizde her gün birini duyduğumuz çocuk istismarı, günümüzde maalesef var olan çocuk evlilikleri içimi acıttı AZ ile daha ÇOK...
  • Çocuk parkında bırakılmış bir ceset ile başlıyor kitap, ensesinden tek kurşun ve yanında oyuncak bir bebek.

    Katil sıradan bir katil değil, oldukça zeki , ardında iz bırakmayan, işini titizlikle yapan bir katil. "Körebe" adı verilen bu katil çocuk tacizcilerini öldürüyor ve bunu bir ritüelle yapıyor.

    Kitap güncelliğini koruyan çocuk istismarı ve Suriyeli mülteci sorununu ele alıyor. Okurken gerçekten sinirleneceğiniz, üzüleceğiniz yerler çok fazla, para uğruna ruhunu satmış insanlar, gözümüzden sakındığımız küçücük çocuklara tacizde bulunan insanlar, hatta tecavüz eden sapıklar..

    Aslında her insan masum doğar ve küçükken yaşadıklarına göre de şekil alır. Öyle yerler vardı ki kitapta kötü olan karakterlere de üzüldüm. Çünkü onlarda bir zamanlar çocuktu ve istemeden kurban oldular.
    Mükemmel bir kurgu, merakla ve yüreğiniz burkularak okuyacağınız bir kitap.
  • Nazım Hikmet, Sabahattin Ali’yi anlatıyor
    sabahattin aliSertel’lerin çıkardığı «Resimli Ay» dergisinde bir çeşit teknik yazıişleri müdürlüğüyle musahhihlik yapıyordum. «Resimli Ay» o dönemde demokrasiyi savunuyor, emperyalizme karşı savaşıyordu. Faşizme düşmandı. Sovyetler Birliğiyle dostluğun berkleştirilmesini istiyordu.

    Bugün olduğu gibi o günlerde de, Sovyetler Birliğiyle demokrasi düşmanları, faşistler, turancılar, emperyalizm ajanları tek cephe oluşturmuşlardı. Bu birleşik cepheye kar­şı Resimli Ay da yayınlarıyla tek bir cephe kurmuştu.
    Dergide «Putları Yıkıyoruz» başlığı altında bir edebiyat tartışması yapılıyordu. Bu tartışma gerçekte, siyasal demokratik hakları savunuyordu. Aynı zamanda dergide, İstanbul’­ da pat!ak veren ulaştırma işçileri grevini savunan bir şiirle, Sovyet Azerbaycanı hakkında bir röportaj, İstanbul’daki Amerikan kolejleriyle, İncil Evleri ve Hıristiyan Gençleri Birliği (W. M. C.) örgütü aleyhine bir sıra makale yayınlanıyordu. Bunun sonucu olarak da Türk Ocağı, W. M. C. örgü­tü ve İstanbul polisi elbirliğiyle harekete geçiyor, «Resimli Ay» matbaası basılıyordu. Başta Zekeriya Sertel olmak üzere Sal:ıiha Sertel ve ben linç edilmek istenmiştik. Ama Resimli Ay mürettipleri ellerinde kumpaslarıyla matbaa koridorlarında görününce saldırganlar yüz geri etmişti. «Resimli Ay» dergisi hakkında bu kısa bilgiyi verişim boşuna değil. Bu dergi, Sabahattin’in hem edebiyat, hem de
    politika hayatında belirli bir yer tutar.

    Sabahattin’in «Bir Orman Hikayesi» Resimli Ay’da yayımlandı. Bu, onun ilk hikayesiydi. Dostluğumuz böyle baş­ladı. Resimli Ay idarehanesinde başlayan dostluğumuzdan söz ediyorsam, bunun da Sabahattin’in edebiyat ve politika hayatında yeri olduğunu sandığımdandır. Sabahattin’in ilk hikayesinin Resimli Ay dergisinde, o dönemdeki Resimli Ay da yayımlanması, yazarın o zamanki edebiyat, dolayısıyla politika akımları arasında belirli bir safta yer alması demekti. İlk yazısını bize getirişi Sabahattin’in antiemperyalist, demokratik eğilimini gösteriyordu. Gerek dostluğumuz, gerek Resimli Ay’ın o zamanki çevresine girişi, gerekse sonraları Sinop cezaevinde Türkiye Komünist Partisi üyelerinden bazılarıyla tanışması Sabahattin Ali’nin sosyalist dü­şünceleri benimsemesinde etkili oldu. Bu benimseyiş her gün biraz daha güçlendi. Sabahattin, Marks’ı, Engels’i, Lenin’i okuyor, uluslararası işçi ve halk hareketleriyle, Türkiye işçi, köylü ve zanaatkarlarının hayatıyla yakından ilgileniyordu.




    Sabahattin orta boyluydu. Tombulcaydı. Gözlüklerinin arkasında pusuya yatmaz, gözlüklerinin arkasından insanın
    gözüne dostça, hazan dost bir alaycılıkla bakardı. Bakışları arasıra mahzunlaşırdı. Bazan gereğinden çok telaşlandığı olurdu. Bazansa kendisine, sırf kendisine, gereğinden çok güvenirdi. Yumruklarına değil, zekasına. «Ben, elbette, bizim polis hafiyelerinden, komiserlerinden, müdürlerinden, içişleri bakanlarından zekiyim, akıllıyım», derdi.

    Sabahattin, elbette bütün bu saydıkları ve yamaklarından zekiydi, akıllıydı. Ama onlar sinsi, zalim ve kurnazdılar,
    örgütlüydüler. Oysa Sabahattin hiç bir örgüte bağlı değildi. Türkiye Komünist Partisinin çok yakın sempatizanıydı, ama üyesi değildi. Parti üyesi olsaydı, bu, hapislere girmesini, ya da katledilmesini belki yine de önleyemezdi. Ama o kahrolası faşist provakasyonuna o denli kolayca düşmez, bir ormanda öylesine kolayca katledilmezdi.

    Sabahattin’in saçları vaktinden önce ağardı. Öldürüldü­ğü zaman ardında vefalı bir genç kadınla bir kız bıraktı.
    Almancayı çok iyi bilirdi. Almanya’da bulunmuştu. Belki de bu yüzden ilk eserlerinde Alman romantiklerinin etkisi
    görülür. Ömrünün sonuna kadar da büyük Alman romantiklerinin hayranı kaldı. Fransızları, hele Fransız realistlerini çok severdi. Ama üzerinde Fransız edebiyatının bü­yük bir etkisi olmuştur denemez. Klasik Rus edebiyatıyla, hele Gogol, Tolstoy, Turgenyef, Çehov ve Gorki’yle tanış­ması yalnız edebiyat değil, sosyal çalışmaları üstünde de etkili olmuştur. Sovyet yazarlarından Şolohov’u çok sever, onu büyük Rus klasikleri değerinde sayardı.

    Sabahattin Türk folklorunu, halk edebiyatını çok iyi bilirdi. İyi şairdi de. Şiirlerinde halk şiirinin etkisini özellikle belirtirdi.

    Sabahattin Ali Türk edebiyatının ilk devrimci – gerçek­çi hikayecisi ve romancısıdır. Türk edebiyatında Sabahattin’­
    den çok önce natüralist, hatta eleştirel gerçekçi hikayeciler ve romancılar vardır. Bunlar üzerinde özellikle Fransız natü­ralizminin ve gerçekçiliğinin etkileri görünür. Ama eleştirel gerçekçilikle sosyalist gerçekçilik arasında ve sosyalist gerçekçiliğin aşaması olan reformist, halkçı ger­çekçiliğin Türkiye’de ilk hikayeci ve romancısı Sabahattin’dir.

    Türkiye edebiyatında şehir esnaf ve zanaatkarlarının, aydınların, köyün ve köylünün hayatlarını natüralist, hatta
    gerçekçi, hatta eleştirel gerçekçi bir gözle yazanlara Sabahattin’den çok önce rastlıyoruz. Burda şunu kısaca yazmadan edemiyeceğim, Mahmut Makal’ın ünlü «köy anılarından» hemen hemen elli yıl önce «Küçük Paşa» adında bir roman yayımlanmıştır Türkiye’de. Bu romanın birinci bölümünde anlatılan köyle elli yıl sonra Makal’ın anlattığı köy arasında, açlık, sefalet, cehalet, çocuk ve kadın istismarı vs. bakımından hemen hemen hiç bir ayrım yoktur. Her iki kitapta da natüralizm ağır basmakla birlikte eleştirel gerçekçi nitelikler bulmak da mümkündür. Evet, Türkiye orta sınıflarının, köylüsünün, yoksulunun hayatlarını bizde anlatan ilk yazar Sabahattin Ali değildir. Ama bunu büyük bir ustalıkla, devrimci, halkçı, gerçekçi bir görüşle yapan ilk hikayecimiz, romancımız o’dur.

    Geçenlerde bir edebiyat eleştirmeni, İstanbul’da çıkan bir burjuva gazetesinde, Türk edebiyatında, hele son dönem
    romanlarını incelerken, Sabahattin’in adını anmamazlık edemiyor da, Cumhuriyet döneminin en güçlü romancısı Sabahattin Ali’dir, diyor. Bunu demese, Türk edebiyatının son dönemindeki romanı yadsıyacak. Aynı gazete]er, Sabahattin’in katledildiği haberini nerdeyse sevinerek vermişlerdi.

    Aynı gazeteler, Sabahattin’in katilini neredeyse milli kahraman diye göstereceklerdi. Sabahattin Türk düzyasında bir okulun başıdır, başlangıcıdır. Sabahattin en usta Türk yazarlarından biridir. Sabahattin’in Türk düzyazısı üzerindeki, özellikle Türk hikayeciliği üstündeki etkisi büyüktür, olumludur. Türk edebiyatının halkçı demokrat, antiemperyalist, sosyalist kolu, tek sözcükle, Türk edebiyatının ilerici yazarları kendi aralarında Sabahattin Ali gibi bir yazarın bulunmasıyla onun sağlığında da övündüler, ölümünden sonra da övünüyorlar ve övünecekler.

    Sabahattin’in «İçimizdeki Şeytan» romanı hakkında kitabının önsözünde oldukça etraflı bilgi verilmiş. Ben buna bir
    şey katacak değilim. Yalnız, Sabahattin’in yazdığı dönemde ve şimdi, Türkiye’de sansür, sansür koşulları denildiğinde, bunu, kitaplar, dergiler, gazeteler filan yayınlanmadan önce bir sansür kurumuna gönderilir anlamına almamalı. Böyle bir sansür o zaman da yoktu, şimdi de yok. Ama bundan beter bir sansür var: Hapishane. Yani kitabını önceden sansür ettirmek zorunda değilsin. Ama kitabın yayımlanma­sından hemen sonra toplanabilir ve seni içeri atabilirler. Dahası var. Kitabını bir kitapçının, bir tüccarın yayımlaması gerekir çoğu kez. Bunun için de kitabının bu tüccarın ho­şuna gitmesi şarttır. Onu hapse düşmek tehlikesiyle karşılaş­tırmaması da şarttır. Ya da kitapçı, senin kitabından çok para kazanacağını hesaplamalı, hoşuna gitmese de, tehlikeli olsa da kitabını basmağa yanaşmalı. İşte gerek Sabahattin, gerekse arkadaşları böylesi sansür koşullarında çalıştılar, hala da her gün biraz daha keskinleşen böylesi koşullar altında yazı yazıyorlar.

    Sabahattin’in bazı hikayeleri Rusçaya çevrildi. «İçimizdeki Şeytan» Rusçaya çevrilen ilk romanıdır. Gönül isterdi ki, Sabahattin’in bütün hikayeleri, en ustaca romanı olan «Kuyucaklı Yusuf» da Rusçaya çevrilsin. Sabahattin sağ olsaydı, ona sorsaydınız, size şu karşılığı verecekti: «Tolstoy’un ve Lenin’in diline … » Bunu öyle laf olsun diye yazmıyorum. Bir gün bana kendisi aynen böyle dedi: «Halide Edip hanımefendiyi Rusçaya çevirmişler . . (Gözlüklerinin arkasından ilk önce alayla, sonra kederle yüzüme baktı.) Bir gün beni de çevirirler mi dersin? (Gözlüklerinin arkasından yüzüme sevinç­le bakıyordu.) Boru mu bu? Geleceğin en büyük diline çevrilmek, yüzmilyonlarca insanın seni okuması, halkını ve seni sevmesi .. »

    Sabahattin Ali’yi, Puşkin’in ve Lenin’in dili sayesinde yalnız Ruslar değil, Çinliler, Bulgarlar, Ukranyalılar, Moğollar, Macarlar, kısacası yetmiş yedi millet okuyor. Doğrudan doğruya Rusçadan okuyabiliyor, kendi diline çeviriyor. Mayakovski’nin ve Lenin’in dili sayesinde yetmiş yedi millet Sabahattin Ali’nin halkını, Türkiye halkını ve onun dilini seviyor. Çünkü Sabahattin, Türkiye halkının ve Türkçenin en namuslu, en vatansever, en yetenekli evlatlarından biridir.

    Nazım Hikmet

    Not: Sabahattin Ali’nin “İçimizdeki Şeytan” romanının 1955 Rusça baskısı için yazılmış, kitabın sonunda yayınlanmıştır.
  • İlk kez polisiye türde bir roman okudum, klasik tarz bir cinayet romanı beklerken ilginç bir konu ve sürükleyici bir roman buldum. Her sayfasını heyecan ve merakla çevirdim.

    Romanın ana konusu Türkiye'nin çok büyük bir sorunu, son yıllarda gazetelerde çokça rastladığımız çocuk istismarı. Yıllardır 'uzmanlar' konunun nasıl çözüleceğini ekranlardan tartışıyor, siyasiler ise meydanlarda hadımdan, idamdan bahsediyor. Fakat kitap konunun bu kadar basit olmadığı, sorunun toplumsal bir sorun olduğu gerçeğini bize hatırlatıyor.

    Ana konunun yanında değindiği diğer konular ile Türkiye'de yaşanan bir çok soruna ve yaklaşmakta olan felakete dikkat çekiyor. Özellikle emniyet içinde yaşanan sıkıntılar ve Suriyeli mültecilerin dramı gibi konuları gözünüzün önüne getiriyor.

    Konunun dışında çok sade ve akıcı bir dili var romanın, fakat biraz daha gerçekçi olabilirdi. Zira polis diyalogların da çok az küfür var :).

    Bir de kitabı okurken çoğu kez gözümde Behzat Ç. canlandı. Öyle bir havası var fakat karşımızda daha kibar bir başkomiser var.
  • Travmanın psikoloji literatüründeki yeri, kısa/uzun süreli olarak devam eden terör, tutsaklık, kadına yönelik şiddet, çocuk ihmali/istismarı, mağdurların aile ve çevre ile ilişkileri, travmalarda toplumun rolü, önleyici çalışmalar, tedavide kullanılan psikoterapi yöntemleri üzerine okunması gereken kitaplardan.