• Dünyada ki en zor şey insanların  yaşadığı o belirlenmiş  kavanozlarda kalmasıdır. O kadar çok alışmışızdır  ki o kavanozlarda yaşamaya çıkıp birbirimizi göremeyiz bile. Bazı kişiler istemez zaten çıkmamızı, onun üzerine bi sistem kurar, beynin okadar çok alışırki kafanı çıkarmak iste suç olur  insana . Oysa hep bundan korkulmadımı? birlikten, dirlikten, istekten, arzudan bir bütün olmaktan.  O tertemiz kafalar bi çıksa ordan, sorgulasa bazı şeyleri işte o vakit herşey yoluna girecek. Bu dünyada dinin,  dilin, teninin rengi farklı olabilir ama insan gibi yaşamak herkes için  aynıdır. İnsanların derdine çare değil insanların değinmicek yerlerinden açtılar konuları çözümü değil sorunu yarattılar. Bizede sadece kavanoz da yaşamak kaldı. Hayırlı işler sistem...
  • Gün doğmadan, seher'i görmeden, bir çırpıda biten 12 öykücük. İlk başta bende biraz tereddütle yaklaştım. Ama beni düşündüren adamın siyasi yönü değil bana göre öykü yazmak şiir ve roman yazmaktan daha zordur. Hafızada ve gönülde kalıcılığı bir şiir gibi değildir. Her neyse
    Kitap 12 öyküden oluşuyor. Kapağı açtığınız gibi küçük bir çocuğun gülümsemesiyle karşılaşıp , mutlulukla başlamanızı sagliyor. "İçimizdeki erkek"i geçtikten sonra kitaba adını veren 'seher' öyküsüne geliyorsunuz. Hikaye biraz daha cok 10 yıl önceyi anlatıyor gibi. Hala yok mu öyle hayatlar tabi ki var inkar etmiyorum ama şu an sadece başka biçimlere girmiş desek daha doğru olur. Değişmeyen tek şeyin öldürülen kadınlar, şiddet gören kadınlar vs olduğunu belirtmek isterim. O an bir burukluk yaşıyorsun geçmişi bugünü ve yarınını düşünmeye başlıyorsun ama hep bir karanlık hep kan kokusu yüzüne çarpıyor. Seher gibi niceleri yok mu hayatımızda...
    Sonra 'temizlikçi nazo'
    'bildiğin gibi değil'
    'kara gözlere selam olsun'
    Cezaevi mektup okuma komisyonuna mektup'
    'denizkızı'
    'halep ezmesi'
    'ah asuman'
    'Annemle hesaplaşmalar'
    Tarih kadar yalnız
    Sonu muhteşem olacak
    gelip teşekkürler ile bitiyor.
    Oldukça yalın sade anlaşılır ve sanki biri size oturup bir şeyler anlatıyor hissi veren yazılar.
    Çok mu mükemmel?
    Değil ama ilk kitap olmasına karşın çok iyi
    Favorim tabi ki 'tarih kadar yalnız'
    İyi okumalar
  • Rahman ve Rahim olan Adına sığınarak, 
    Açtım iki elimi, kor gibi iki yaprak. 
    Bir edep ölçeğinde umutlu ve utangaç, 
    İşte dünya önünde, benim ruhum Sana aç. 

    Bu seyriyen ellerle, Senden Seni isterim, 
    Senden Seni İsterken, canımdan çıkar tenim. 
    Sana âşık ruhumdur, merceği yakan ışık 
    Gözlerim, Cemalini görmeden de kamaşık 

    Bir mirasyediyim ben, iflasın eşiğinde, 
    Hep sabırla çürüyor, ihlas bileşiğinde. 
    Kimin kimlik ararken, hem güler hem ağlarım 
    Yükseklerden dökülen, sular gibi çağlarım. 

    Çok tuzlu bir denizim, her anım med ve cezir, 
    Sana âşık olalı, yüreğim kutla esrir. 
    Döşeğim kara toprak, yorganım kara bulut, 
    Ben Seninle doluyken, vurgun yapamaz umut. 

    Her insan günah işler, Sen’den saklanır mı sır? 
    Tövbe dilekçesiyle sırttan kalkar bu nasır. 
    Kainatı yarattın, donattın, rızık verdin, 
    Kimine sonsuz körlük, kimine ışık verdin. 

    ”Yanlış adım atmayın! ”, diye indi her kitap, 
    Sana açılan eli, geri çevirmezsin Rab. 
    Ulu Birsin, sineden Peygamberler gönderdin, 
    Gökyüzüne yıldızlar, yere çiçekler serdin. 

    Senden önce bir Sen yok, kâinatta ilk Sen’sin! 
    Bu kâinat bir meta, hepsine mâlik Sen’sin! 
    Rabb’im Seni tanıyan, bilir doluyu – boşu. 
    Kapına geldi işte, yorgun bir aşk şarhoşu. 

    Garibim, muzdaribim ama umutsuz değil, 
    Seninle dost olanlar, cihanda mutsuz değil, 
    Kulunun Kurbanıyım, Rabb’im Senin mülkünde, 
    Garip kulun, lütfeyle gülümse dilekçeme. 

    Senin için verince, verenin feyzi artar, 
    Gönülden bir sadaka, dağca bir ömrü tartar. 
    Kainatta ne varsa, hepsinin zikrinde Sen! 
    Hamd ve şükür Sanadır, her şey Sen’inle esen! 

    Sen ki Sana geleni, çevirmezsin eli Boş, 
    Âşık boşa dememiş: Lütfûn da kahrın da hoş! 
    Bir Beyaz Dilekçedir, Sana her yalvarışım, 
    İmanımla amelim, hem perdem, hem nakışım. 

    Çalı bile, kendine sığınan kuşu itmez, 
    Sen Gafursun, Azizsin, Senin Keremin bitmez! 
    Geldim işte kapına, kul Senden ırak olmaz 
    Sana adanmamışsa, yürekte yürek olmaz! 

    Her müslüman bir kartal, vurulur da pes etmez, 
    Oruçtan tad alanlar, kemik peşinde gitmez. 
    Bezm-i elest’te Sana, secde eden ruh için; 
    Verdiğin söze sadık, doğru giden ruh İçin: 

    Hiç kimseyi vatansız, milletini devletsiz, 
    Gönülleri sevdasız, şehirleri mabetsiz; 
    Bayrakları rüzgârsız, ocakları ateşsiz 
    Bırakma ulu Rabbim, asi kul değiliz biz. 

    Benden önce esirge, Muhammet Ümmetini, 
    Esen gitsin her kervan, en sona ula beni! 
    Kâinat bir mozaik, her şeye sahip Allah! 
    Ey gizli ve âşikâr, her derde tabip Allah!
  • Albert Camus'un dünyasına ilk kez Yabancı ile girmiş bulundum. Yazıldığı dönemden bu döneme değişmeyen bir nokta dikkatimi çekti. Yabancıyız; evrene, topluma, komşumuza, sevdiğimiz kişiye ve de en önemlisi kendimize. Bizi yalnızlaştiran nedir , kimbilir? 'Bugün annem öldü ' ne kadar acı verici bir cümle değil mi? Sonrası...
    Bende büyük bir boşluk ve ağlama hissi uyandıran bir eserdi. Meursault çok haklısın, "Fakat herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir. "
  • Elimden gelse keşke. Gelse de size, bana yaşattığı tüm duyguları aktarabilsem. Küçük Zeze ile onun Minguinho ve Portugo’su...

    Bu kitaba ne denir bilmiyorum. Duygu aktarımını öyle başarılı yapmış ki yazar; kendimden geçtim okurken. Boğazın düğüm düğüm olmasının ne demek olduğunu bir kez daha tecrübe ettim.

    Küçük Zeze’nin yaşadığı büyük olayları o çocuk kalbiyle nasıl masum açıkladığına şahit oluyorsunuz. Ve itiraf etmeliyim özellikle yaralı kalpleri olanlar için dayanılmaz bir kitap. Zeze’nin küçük duygu girdabına kapıldınız mı bir daha çıkamıyorsunuz.

    Aile yaşamının özellikle küçükler için ne kadar önemli olduğunu anlatmış Vasconcelos. Ama bu nasıl bir anlatmadır? Vasconcelos nasıl bir çocukluk geçirmiş de sadece 12 günde böyle bir kitap yazabilmiş diye düşündüm. Tabi ki beni etkileyen şey yalnızca Zeze’nin o masum, tatlı ve zekice kurduğu cümlelerdeki büyük tespitler değil, kendimden de çok şey bulmamdı.

    Bunları yazarken bile derin derin nefes alıyorum. Hâlâ dudaklarımı ısırıyorum. Ve benim gibi geç kalanlar varsa daha fazla geç kalmadan bu kısa ama büyük yapıtı bir an önce okumalarını tavsiye ediyorum.

    İyi okumalar sevgili kitap dostları.
  • Ben kimim? Bu olmaya çalışan bir kozanın hikayesi aslında. Bir gün kelebek olacak ve kısa bir süre sonra da fosilleşip toprağa karışacak. Ben. Üç harften oluşan can. Milyonlar içinde milyonlarım. Aslında hepinizden biri fakat herkesten biraz daha uzak. Herkes beni bilir sen diye. Ben üç harften öte neyim ki ha bir de Türkçe'deki birinci tekil şahıs. Şahıs olmaya en yatkın bir numaralı şampiyon. Ben bencil cümlelerin başlangıcı gibi sanki. Biz olmalı hep beraber el ele tutuşur gibi.
    Hayatım dediğim oyunun bas karakteriyim. Her gün çabalayan ve çabaladıkça da güçlenen. Dünyadaki pek çok şeyi bilmeyenim. Bilmemek öğrenmeye itiyor çünkü her seferinde. Benim gücüm öğrenmekten ve bildiklerimi de öğretmekten geliyor. Yaşadığım hayatta en iyisini hedefledim her zaman, elimi attığım her işte daha iyi nasıl olur diye sordum. Her sabah mutlu bir suratla uyanmak için güzel seyler düşlerim, bazen rüyalarım müsaade etmese de. Her gün başında bir güzelliğe sebep olacağımı düşünerek fırlamak isterim hep yatağımdan bazı sabahlarsa o yatağı sırtıma bağlayıp kaplumbağa gibi dolanasım gelir. Her sabah gülücük saçmak isterdim ama bu pek mümkün olmuyor ne yalan diyeyim. Düşünen varlığım sonuçta ve düşündükçe bazen kara deliklerin içine düşüyorum bazen orada karanlığın tuzağına düşüp kayboluyorum, peki söyleyin bana her zaman nasıl güleyim o halde.
    Ne mükemmel bir ailem var sahip olduğum ne de mükemmel bir hayatım. Herşey mükemmel olsa canım sıkılırdı kesin. İnsan bir şeyi elde ettiğinde değersizleşir ya o sahip olduğu, sanırım hayatım ve ailem mükemmel olsa birşeyler yine eksik kalırdı diye düşünüyorum.Çabalama insanı her zaman dinç tutuyor ve hayattan tat almayı sağlıyor.
    Mutlu olmak için sebep aramayalı uzun zaman oldu. Aramadığımda buluyorum her seferinde. Bazen güzel bir gülümseme bazen mavi gökte uçan kuş sesleri, bazen içimi ısıtan güneş... Çok var bunlardan. Anladım ki gözlerimi değil gönlümü açmam gerek görmek için, mutluluk sebeplerini.
    Beni anlattım ya şimdi biraz, 'olmak' nedir bunu anlatmalıydım oysa... O da nereden çıktı demeyin şimdi. Ben olmaya çalışıyorum. Ne olmaya diye sormayın sakın. Neden insanlar hep bir tanım ister? Olmak istiyorum sadece Sonsuzlukta bir iz belki. Ya da düşlerim olmalıyım. Bilmiyorum illa bir tanım istiyorsanız 'şu anki beni hep aşmış bir ben olmak' istiyorum.
    Okumak istediğim milyonlarca kitap, görmek istediğim binlerce yer, izlemek istediğim binlerce film ve enstrümanla çalmak istediğim binlerce şarkıyım belki de. Eee hep benden bahsettik. Peki ya sen kimsin?
  • Kapitalizmde, zenginliğin ölçütü, çalışma süresidir, bu zaman içinde üretilen değerlerdir, yani, paradır, metadır. Ancak, zenginliğini metayla, nesneyle ölçen toplum, aslında yoksul bir toplumdur. Komünizm, o denli çok maddi nimet üretecektir ki, toplumsal zenginliklerin nesneyle ölçülmesi zorunluluğu kalmayacaktır. Komünizmde gerçek zenginlik, bütün bireylerin gelişmiş üretim güçleri olacaktır. Zenginliğin ölçütü ise, çalışma süresi değil, Marx'ın insanın gelişme zamanı dediği, boş zaman olacaktır. Marx'a göre, komünist toplumun temel zenginliği, ilk kez, toplumsal gelişmenin en baş değerine, amacına dönüşen insanın bizzat kendisidir.