• Murat Gulsoy'un okudugum ilk kitabı oyku olmasindan dolayi sanirim bana pek hitap etmedi. Bir öyküden bile cok daha kısa parcalardan olusan sayfaları okurken hemen bitsin istedim cok sıkıldım. Kitap isminden dolayı belli bir derinlige sahip gibi görünüyor ama sanılanın tam aksi yönde benim gibi aldanipta beklenti icine girmeyin. Baya uzun süredir akıntıya kapılmış gibi sürükleniyorum o sirada guzel kitaplar eslik etsin istiyorum ruhuma, ama aradigimi her zaman bulamiyorum tabii başka insanların böyle umarsız oluslari garibime gidiyo yani bu da bi yeti zor bi yandan da cunku gerçi ben bir sürü şey için zorlanıyorum daha önce içinde bulunmadığım durumlara alışmak zamanüstü bi çaba gerektiriyo burda sınırsız demek istiyorum düşünüyorum bazen platon’un mağara alegorisindeki gibi arkadan vuran isigin gölgesiyle nereye kadar devam edilebilir diye çünkü her şey sadece sahte geliyo ve zahmetli ayrica ben daha cok derinlige girdim kitapta bu kadar sorgulama yoktu o yüzden burada noktaliyorum vee okudum ama bu kitabi ne okuyun diyebilirim ne de okumayın size kalmış ama tabiki okumakla kalalım!
  • Yalnızlığın yarattığı insan öyküsüdür. Bir kafa tutma kitabıdır. Öykülerindeki Panco kimdir? Kimlerin bileşenidir büyük bir muğlaklıktır. Yazar büyük bir düştedir. Düşle gerçeklik öykülerinde iç içe geçmiştir.
    Sait Faik sürrealist yanını çok güzel yansıtmış.
    Türkçe yazılmış en iyi öykü kitaplarından biridir.
  • lafı uzatmaya gerek yok gibi. tüm kitapçılarda gözüme çarptı ve alıp okumak istedim. okudum ve beklentilerimin çok ama çok altında kaldı. ben beğenmedim. kitabın tek güzel yanı var. o da kapak tasarımı. ve artık anladım ki, adını ilk kez duyduğum ödül törenlerinden ödül almış hiç bir sanat eserine para vermeyeceğim. net
  • Korku filmlerini, öykülerini, oyunlarını çok severim. Ama bu sevgimle çelişen bir korkmama durumum da var. Korku filmleri beni eğlendirir, fakat korkutanı bulmakta zorlanırım. Günümüzün klasik "jumpscare" korkuları benim üzerimde bir etki yaratmıyor ve maalesef artık korku sineması (istisnalar var elbette) bunlarla dolmuş durumda. Türk korku sinemasının halinden zaten bahsetmeye gerek yok. Can Evrenol sağolsun son zamanlarda gerçek korkunun ne demek olduğunu gösteren örneklerle karşımıza çıkıyor. Dünya sinemasından da yakın zamandan örnek verecek olursak, izleyicilerin beğenmediği fakat eleştirmenlerden ve tabi ki benden tam puan alan It Follows'u öne çıkarabilirim. Çünkü korkunun asıl amacı bana göre, yerinden sıçratmak olmamalı. Korkunun asıl amacı içinde barındırdığı dehşeti karşıdakine aktarmak olmalıdır. It Follows bunun güzel bir örneğiydi. İzlerken dehşete düşüp kendinizi filmin içinde düşünmemeniz elde bile değildi.

    Neden böyle bir giriş yaptım? Aslında üzerinde durmak istediğim konuyla son derece alakalı. Yüce Tanrı Pan, korku edebiyatının ilk örneklerinden. H.P. Lovecraft'ın bile ilham aldığı bir eser. Aynı zamanda Guillermo Del Toro'nun Pan'ın Labirenti adlı, üç Oscar'a layık görülmüş şaheserinin de ilham kaynağı. Yani görüyorsunuz ki, kısacık bir korku hikayesi geçmişten günümüze etkisini hala ilk günkü gibi gösterebiliyor. Yüce Tanrı Pan'ı okurken, asıl korkuyu ve asıl dehşeti hissedebiliyorsunuz. İnsanlara saldıran ve arkasından cesetler yığını bırakan bir yaratığın kısa maceralarını okumuyorsunuz. Bu yaratığın fikrinin ne kadar dehşet verici olduğunu okuyorsunuz. Ve işte asıl korku böyle olmalı.

    Anlatımındaki teknik unsurların çağına göre mükemmel olması göze çarpan ilk unsurlardan. Ayrıca karakterlerin gerçekçiliği ve öykü anlatıcılığının temposu zaten kısa olan öykünün akıp gitmesini sağlıyor.

    İthaki'ye kitap baskıları konusunda kızgınım. Zaman Çarkı serisinin altıncı kitabını hiçbir yerde bulamadığım için başlamaya korkuyorum ve yayınevinden bu konu hakkında sorularıma cevap alamıyorum. Koca bir fantastik destanı bünyesi altına aldıktan sonra beraberinde getirdiği tüm sorumlulukları da üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum yayınevinin. Ama yiğidi öldür hakkını yeme; Karanlık Kitaplık derlemesi son zamanlarda yaptıkları en iyi iş olabilir. Devamını da edinmeye başladım. Tavsiyem, kısa zamanda bu eserlere ulaşın, baskısı bittikten sonra ne olur bilemiyorum.
  • sanırım bu zamana kadar aldığım en güzel hediyelerden biri olan; hem çok kısa, hem de çok uzun bir kitap. sayfa sayısı az ama içerik öyle yoğun ki roman okur gibi sayfa çevirmek mümkün değil. dura dura, düşüne düşüne, kimi zaman aynı cümleyi tekrar ede ede, pek yapmadığınız bir şey olsa bile altını çize çize.. karamsar ve/veya gerçekçi bir ruhla dünyayı anlamak ve hatta ona emil michel cioran'ın gözlüklerinden bakmak için okursunuz.

    '' insan - geriletilmiş arzuları olan hayvan - her şeyi kapsayan ve hiçbir şey tarafından kapsanmayan, bütün nesneleri gözetim altında tutan ve hiçbiri üzerinde tasarrufta bulunamayan açık zihinli bir yokluktur.'' insanın her kelimesi yerli yerinde ağır, böylesi dolu başka bir tanımını düşünebilir misiniz?
  • İsmet Özel; kırk yaşına kadar yazdığı şiirleri topladığı kitabına ''Erbain'' ismini koymuş.
    *
    Nedir bu erbain?
    Türk Dil Kurumu sözlüğünden verelim manayı:
    ''Rumi takvimde 22 Aralık'tan 31 Ocak gününe kadar süren kırk günlük kış dönemi''
    *
    Bu döneme halk arasında ''zemheri'' ayı denilir.
    *
    Ne iyi isim bulmuş değil mi; 40 yaşına kadarki şiirlerine çetin ve sert zemheri günlerinden oluşan 40 günlük zaman parçasının adını koymak... çok güzel.
  • Grangé'ın nerdeyse tüm kitaplarını okudum. Özellikle son kitaplarından eskisi kadar keyif almıyordum. Evet güzel yazar, eserleri hep dolu doludur ancak ilk kitaplarındaki heyecanı duyamıyordum.
    Lakin bu kitap bambaşka bir şeydi. 600 sayfalık bir kitabın bir sayfası mı boş olmaz? Her sayfasında mı koşturmaca yaşanır?
    Peki ya Morvanlar? Hepsi manyak, hepsi çılgın. Erwanın kitap boyu koştuması, Loic ve Gailein yaşadıkları değişimler.. Hepsi çok güzeldi.
    Grangé'ın tüm kitaplarında olduğu gibi kültür yüklemesine tabi tutulduk. Şaşıyorum bir insan nasıl bu kadar bilgili olabilir? Özellikle afrika bilgilendirmeleri için çok sağolsun. Kendisi sayesinde hem macera yaşıyoruz hem öğreniyoruz.
    Dolu dolu yazılmış, okuru tamamen dünyasına çeken, tansiyonu sürekli yüksek tutan şahane bir roman. Tavsiye edilir.
    Yalnız iki kitaplık serinin önce ilki Lontano'yu okumayı unutmayınız.