Uğur, Solak Defterler'i inceledi.
4 dk. · Kitabı okudu · 5/10 puan

Murathan Mungan' ı çok severim. Külliyatını da tamamlamaya çalışıyorum. Daha önce okuduğum Yaz Geçer isimli şiir kitabı fena değildi. Ancak bunu beğenemedim maalesef. Güzel şiirler var mıydı? Elbette, ancak birkaç taneden ibaretti benim için. Benim aklım, gönlüm hala Şükrü Erbaş' ın Yaşıyoruz Sessizce' sinde kalmış, bunu anlamış oldum. Yalnız kitabın kapak tasarımı muazzam olmuş. Kullanışlı mı? Hayır, ama çok güzel. :) Neyse şiir sevenler muhakkak tadına bakacaktır. Şiir sevmeyenlere ise kesinlikle önermiyorum. Tüm ahaliye ise ısrarla Şükrü Erbaş' ın Yaşıyoruz Sessizce' sini öneriyorum, alın ne olur!

FATMA AKSU, Karanlık Yalanlar'ı inceledi.
15 dk. · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Layana ve Brant kahramanlarımız...
Layana...Zengin bir kadın, güzel bir hayatı var. Eğer içindeki o boşluğu saymazsak mutlu da...Bu durum Brant ile tanışana kadar devam ediyor. Onunla zaman geçirdikçe boşluk da dolmaya başlıyor.Aşık oluyor hem de ne aşk, ama aşkı için çok çabalaması gerek hem de çook..
Brant ise, yakışıklı, zeki mi zeki daha doğrusu dahi, fazla konuşmayı sevmeyen, dinlemeyi bilen, çok çalışan , yalnızlığa alışmış , kendi dünyası olan bir adam, sürekli icatlar yapıyor. 11 yaşında iken bir bilgisayar yapmış ve Yirminci yaş gününde bir teknoloji milyarderi olmuş.
Layana'nın bir gece dernek balosunda tanıştığı ünlü, zengin ve yakışıklı bilgisayar dahisi Brant ile tanışınca işler değişir. Çevresinde olan tiplerden tamamen farklı bir adamdır. Brant Layana'ya deli gibi aşık O hayatına girdiğinden beri hayatı tamamen değişiyor. Çok mutlu Onu kaybetmek istemiyor 4 kez Layana'ya evlenme teklifi yapıyor ve hepsin de de reddediliyor. Layana'nın Onu aldattığının farkında ama bilmiyormuş gibi yapıyor. Çünkü ondan vazgeçmek istemiyor.
Fakat Layana'nın işleri Lee olaya dahil olduğunda tamamen değişir. İki adam, iki zıt karakter. Layana ikisine de farklı şekilde aşık. Bunu okuyunca çok sinir oldum Brant'i aldatmasını kabul edemedim. Aşk üçgeninin arasında kalıyor. Ne Brant'e kıyıyor ne de Lee'ye ikisini de istiyor. Bu kadar aç gözlülük olmaz diyorsunuz. Bir gün Lee Layana'dan bir tercih yapmasını ister; ya ben ya O diye.. İşler o zaman karışıyor. Ortada bir çıkış var ama yolun sonuna kadar dayanmak çok zor. Ve ikisini de kaybetmesi var sonuçların arasında....
Aslında tüm hikaye bir sırrın üzerine yazılmış ve ben bu sırrı tahmin edemedim... Edemediğim için de öğrendiğimde şoka girdim. Hatta beynim tüm işlevselliğini yitirdiği için bir sonraki şoka hiç hazır değildim. İkinci sırrı öğrendiğimde ise ne yapacağımı bilemedim. Kitabı bitirmek için sabırsızca okudum. Şok üzerine şok yaşıyorsunuz. Her şey o kadar hızlı açıklandı ki çözüme nasıl kavuşacaklarını, ana karakterlerin akıbetinin ne olacağını öğrenmeden duramazdım. Bir çırpıda hiç kımıldamadan okuyup bitirdim.
Daha fazla anlatamıyorum Çünkü okumanız lazım asla tüyo veremem....
Bir de uyarayım erotik sahneler var ama böyle bir hikayeyi okumaya kesinlikle değer...

2 bardak aşk, 2 kaşık ayrılık, bir tutam felsefe ve aldığı kadar da şiir ekleyip tadına doyulmaz bir kitap ortaya çıkmış.

Adam aslında çok güzel yazıyor ama bir o kadar da kötü yazıyor. Evet biraz saçma bir cümle oldu. Yani anlattıkları bir şeye benzemiyor ama anlatım dili çok güzel. Sanki o iki kişinin yanında üçüncü kişi sizsiniz o kadar gerçekçi anlatıyor. Boş konuları gayet akıllıca betimlemelerle anlatıyor. Bu anlattıklarını başkası yazmış olsa kesinlikle okunacak bir kitap değil ama öyle coşkulu cümleler kurmuş ki merak uyandırıyor zorla kendini okutuyor kitap. Değişik bir anlatım biçimi var. Kitap bitti ama yine ortasından rast gele sayfalar açıp okuyorum.

Okumak isteyenlere link https://yadi.sk/i/kbN952CS3PvBnS

aakin, Şeker Portakalı'ı inceledi.
18 dk. · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

İlk okuduğum kitaplardandır. Şeker tadında bir kitaptı. Hikayesini çok hatırlayamıyorum artık. Ama üzerimde bıraktığı güzel hisleri hala anımsıyorum.

İçimiz ferah değil...
Emin değiliz halimizden tavrımızdan...
Eylemlerimizin rutininden, seçimlerimizin hakikiliğinden şüphedeyiz...
Ve güzel sözlerin imdadımıza yetişeceğini sanıyoruz.
Teselliyi onlarda arıyoruz.
Özü çoktan kayıp özlü sözler...
Gündelik hayata dair kolay bir reçete sunuyormuş gibi yapan ama kimseye temas etmeyen anlamlı öneriler...
Birbirinden veciz sosyal medya paylaşımları...
Aslında bensiz, sensiz, bizsiz, sizsiz...
Sonuç?..
Aforizmalar anaforunda boğulan milyonlar...

***

Mesela mesaiden eve döndükleri anda terliklerini giymeden facebook ya da instagrama giren ve oraya "aptal insanlar kişileri, akıllı insanlar olayları konuşur" sözünü koyanların hastasıyım.
Nasıl da farkındalar kendilerinin ve çevrelerinin!
Günün "aptalca" geçtiğini nasıl da biliyorlar!
Ama mesaj saçmaya doyamıyorlar.
Oysa gecenin bir vakti whatsapp mesaj gruplarında konuşulacaklar da belli.
Ahmet, Necdet, Leyla, Necla...
Kim, kimle ne yapmış; kim iyiymiş, kim kötüymüş...
Böyle yapmayanlar mı?
Onlar ya sıkıcı bulunuyor ya da tuhaf.

***

Zaten "olay" denilen şeyin tarifi değişeli çok oldu.
Muazzam egosantrik (benmerkezci) bir hayat kültürü ürettik. Herkes çaktırarak ya da çaktırmadan "benim varlığım olay, yokluğum koyar" iddiasında.
Eh, bu ortamda...
Gel de kişileri geri itip meseleleri öne çıkar!
Zor, çok zor.
Yine sosyal medyadan biliyorsunuzdur; biraz olsun maneviyattan nasibini almış olanlar bu ortama karşı "dervişane sözler"le direnmeye çalışıyor.
Oluyor mu? Genellikle olmuyor.
Nihayetinde söz işte!
"Hal" değil...
Tekrarlandıkça naylonlaşıyor, sakız gibi çiğnendikçe tatsızlaşıyor.
Dahası, bu yolla insanlar birbirine derviş gibi görünüp içinde yaşadığı hırs, haset dünyasının üzerini örtüyor.
Sanırım, en fenası da bu!

Haşmet Babaoğlu.

Anıl Kaya, bir alıntı ekledi.
24 dk.

Tarar Saçımızı Ölüm
"..Neden en çok acı ustası şairlerdir
En çok taşırlar çünkü aşkları.

Ben ki yatağından tedirgin bir suyum
Besbelli ki aşka ve ölüme çalışıyorum. ..

Güzel Irmak, İlhan BerkGüzel Irmak, İlhan Berk
Anıl Kaya, bir alıntı ekledi.
29 dk.

Bir Düz Yazıyımdır Belki De Ben
"..Senin yüzün denize inen sokaklar
Dörtyol ağızlan, su saatleri senin yüzün

Ne zaman eğilsem yüzüne ben
Yüzün erkenden açan çarşılar

Sen ki bir nilüfersin ölçüsüz uyaksız
Anla ki beyaz, masmavi hohlarım seni

Sanki çok uzun bir şiire çalışıyorum da ben
Yüzün ona en uzun uyaklar düşürüyordur

Hem kim bilir yüzünden sürülmüş
Bir düz yazıyımdır belki de ben..

Güzel Irmak, İlhan BerkGüzel Irmak, İlhan Berk
Şirvan Tıflı, bir alıntı ekledi.
53 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

İnsan çalar saat değildir, erteleyip duramazsın
Bugün aramazsan, yarın bulamazsın
Dinlemezsen, öğrenemezsin
Kaç şehir, kaç ülke gezersen, dünya bildiğin o kadardır.
Okuduğun kitap sayısı kadar kelime konuşursun
Kaç insana karşılıksız yardım edersen, o kadar karşılıksız yardım görürsün
Küçük insanların hikayelerine değer vermezsen büyük adam olamazsın
Birini sadrce kavga ederek yenemezsin
Zengin olabilirsin ama saygın olmak için eğitim almalısın
Büyük görürsen küçük, küçük görürsen büyük sayılmazsın
Yalnızca düşünerek hayallerini gerçekleştiremezsin
Hiçbir şeyden korkmazsan kaybedersin
Kaybetmeyi öğrenmeden kazanamazsın
Çok güzel gülmek istiyorsan çok güzel ağlamalısın
Ertelemek ile bir gün mutlaka yapacağım arasındaki bağı kavramazsan hiç başaramazsın
Sadece para sayarsan zamanla insan sayamazsın
Sınırların olmaz ise boğulur, kimseye izin vermezsen yalnız kalırsın
Özğr dilemek, teşekkür etmekle alçalmazsın

Her şeyi kalbinle yap
Unutma sen insansın

Gökyüzü Durağı, Umut Güner (Sayfa 70)Gökyüzü Durağı, Umut Güner (Sayfa 70)

Candan Badem yazdı: Mehmet Perinçek Büyük Sovyet Ansiklopedisi’ni nasıl sansürledi?


Mehmet Perinçek, Rus Devlet Arşivlerinden 150 Belgede Ermeni Meselesi (İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, genişletilmiş altıncı basım, 2013) adlı kitabında ve başka yerlerde Ermeni milliyetçi partisi Taşnaksütyun’un işlediği cinayet vb. suçlara dair çarlık ve Sovyet arşivlerinden belgeler yayımlayarak bunların güya “Türkiye’nin tezlerini esas olarak doğruladığını” ve Ermeni Soykırımı’nın “uluslararası bir yalan” olduğunu “tartışmasız bir biçimde gözler önüne serdiğini” iddia ediyor (agy, sf. 22). Yine Perinçek’e göre “halklar arasında karşılıklı kırımlar (mukatele) yaşanmıştır”, “Çarlık Rusyası ordularında 200.000 Ermeni askeri savaşmıştır”, “Osmanlı/Türk devleti ile çeteler arasında çatışmalarda karşılıklı kayıplar verilmiştir” ve “Osmanlı devleti ve Müslüman halk savaş önlemleri almış ve ayaklanan Ermeni çetelerini bastırarak haklı bir savaş vermiştir, kendi vatanını savunmuştur” (agy).

Hemen söyleyeyim, Perinçek’in bütün bu iddiaları yalandır, çarpıtmadır, eksik bilgidir, tahrifattır, falsifikasyondur. Örneğin Çarlık ordusunda 200.000 Ermeni askeri olduğu doğrudur, ancak bunlar 1) Rusya tebaasıdır, 2) Bunların ezici çoğunluğu Kafkas cephesinde Osmanlıya karşı değil Batı cephesinde Almanya’ya karşı savaşmışlardır. Bu örnekte görüldüğü gibi Perinçek gerçekliğin sadece bir yüzünü göstererek tablonun tümünü görmemizi engelliyor. Perinçek’in yöntemi faşizmin yöntemidir: Devleti 1913’te darbeyle ele geçirmiş olan İttihatçı çetenin, 1915’te, silahsız, suçsuz, sivil Osmanlı Ermeni halkına ve askere alınarak eline silah verilmeden amele taburlarında çalıştırılan Ermeni erkeklerine karşı, ülkenin her yerinde, savaşla ve çetelerle ilişkili olup olmadığına bakmaksızın, planlı ve programlı bir şekilde, devletin polisi, jandarması, Teşkilat-ı Mahsusa çeteleri ve Türk ve Kürt sivil faşist çeteler eliyle kadın, çocuk, yaşlı demeden bütün Ermeni halkına karşı (İstanbul Ermenileri kısmen hariç olmak üzere) uygulamış olduğu ve yüzbinlerce Osmanlı Ermenisinin ölümüyle sonuçlanan soykırım veya etnik temizliğin karşısına Taşnak ve başka Ermeni çetelerinin ve Rus ordusundaki birkaç bin Ermeni gönüllüsünün sadece belli yerlerde (çoğu Doğu Anadolu’da ve esas kısmı Osmanlı devleti dışında, Kars, Iğdır ve Azerbaycan’da) meydana gelen, çoğu intikam amaçlı ve Osmanlı tarafındaki kurbanları binlerle ifade edilen kör milliyetçi terör, katliam ve etnik temizliğini koymak ve bunu “karşılıklı” kırım ve “vatan savunması” diye sunmak. Buna göre, Edirne’de, İzmit’te, Bursa’da, Konya’da, Ankara’da vb yaşayan, Doğu Anadolu’daki savaşla hiçbir ilgisi olmayan, tek suçu Ermeni olmak olan 70’lik ninelerin ve küçücük çocukların, politikaya bulaşmayan, işinde gücünde çalışan insanların, yolda ve gittikleri yerde hayatta kalmaları için hiçbir tedbir almaksızın Suriye çöllerine doğru ölüme gönderilmesi, yolda çeteler eliyle soyulması, katledilmesi ve tecavüze uğraması “vatan savunması”dır! Buna inanmak için miliyetçi düşmanlıkla gözü kör olmak, faşist tezlere angaje olmak, ayrıca çok vicdansız olmak gerekir.

Bu kısa yazıda Perinçek’in ve öteki soykırım inkarcılarının bütün tezlerine yanıt vermek mümkün değil tabii. Bu yazıda Bolşeviklerin sözleri ve eylemleri kesinlikle bu soykırım inkarcılarının bize “Türkiye’nin tezi” diye sundukları sağcı, milliyetçi, inkarcı resmi tezi doğrulamadığına değineceğim. Bolşevikler iktidara geldiklerinde soykırım büyük ölçüde olup bitmişti ve Taşnak Partisi’nin İngiliz, Fransız ve ABD emperyalizmine uşaklık eden politikasından dolayı ve Rusya’da süren iç savaşta hem Beyaz ordular hem de dünya emperyalizminin kıskacında olan Bolşeviklerin onlara karşı savaşmaktan ve Kemalistlerle işbirliği yapmaktan başka çareleri yoktu. Sovyet Rusya desteğiyle Ermenistan’da Sovyet iktidarı kurulmasaydı Gümrü’yü işgal etmiş olan Karabekir ordusu Erivan’ı da işgal ederek Ermeni devletini tamamen yok edebilirdi ve halklar arasındaki düşmanlık ve savaş artarak devam edebilirdi. Perinçek’in arşivlerden cımbızlayarak seçtiği belgeler Taşnakların terörünü kanıtlar, ancak Ermeni milleti Taşnaklardan ibaret değildir.

Şimdi Perinçek’in belgeleri ve o belgelerin içindekileri nasıl cımbızla seçtiğine örnek olarak Sovyet etnolog ve şarkiyatçı Vladimir Aleksandroviç Gurko-Kryajin’in Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (BSA) 1926’daki birinci basımına yazmış olduğu “Ermeni Sorunu” maddesini yukarıda geçen kitabında nasıl sansürlediğini ve çarpıttığını görelim.

Perinçek kitabına birinci belge olarak BSA’daki makaleyi almış ve benim saptadığım kadarıyla ikisi hiç belirtilmemiş, yedisi de (...) işaretinin arkasına saklanmış olmak üzere dokuz yerde sansürlemiş ve bir cümlede ciddi bir çarpıtma yapmıştır. Şimdi bunları teker teker görelim:

1) Perinçek, agy, sf. 32’de sansürlenen pasajda, BSA yazarı Gurko-Kryajin, Abdülhamid'in “Ermenileri bitirerek Ermeni meselesini bitirmek” (pokonçit s armyanskim voprosom, pokonçiv s armyanami) politikasından ve Ermeni pogromları için Hamidiye alaylarını kurmasından söz ediyor.

2) Perinçek'in kitabında sf. 32'de sansürlediği ikinci pasajda BSA yazarı Abdülhamid'in Ermenilere uyguladığı kitlesel kıyımlarından, 1894-1896 katliamlarından söz ediyor.

3) Perinçek, sf 33'te 2. satırda BSA yazarı 1908 devrimi sonrası 1909 Adana katliamını anlatıyor, mahdum Perinçek burayı da sansürlemiş, üstelik bu kez (...) işareti de koymamış! Perinçek’in kırparak değiştirdiği ve sansürlediği cümlenin tam çevirisi şöyle: “Yeni rejimde Ermenilerin durumunda en ufak bir iyileşme olmadı: 1909’da Kilikya’da yeni bir kıyım oldu, bu kıyımda 20 binden fazla Ermeni mağdur oldu ve Jöntürk hükümeti suçlulara hafif cezalar vermekle yetindi”.

4) Yine sf. 33’te, Perinçek’in “Türk hükümeti buna sert önlemlerle karşılık verdi. (...) Sonuç olarak savaşta 300.000 kişi öldürüldü.” diye verdiği pasajın orijinalinden tam ve doğru çevirisi şöyle: "Türk hükümeti buna çok zalimce baskı önlemleriyle karşılık verdi, Rus askerlerinin Türkiye-Kafkasya cephesindeki başarıları ortaya çıkınca da Ermenileri planlı ve herkesi kapsayacak biçimde yok etmeye girişti. Bu sonuncusu güvenilmeyen Ermeni nüfusu askeri harekat bölgesinden Mezopotamya’ya göç ettirme görüntüsü altında gerçekleştirildi. Ancak pratikte bu örgütlü ve olağandışı zalimlikte bir kıyıma dönüştü. Sonuçta yaklaşık 300 bin kişi öldürüldü.” Görüldüğü gibi Perinçek hem işine gelmeyen cümleleri sansürlemiş hem de bir cümleyi çarpıtmış: BSA yazarı "sonuç olarak yaklaşık 300 bin kişi öldürüldü" derken Perinçek bunu "sonuç olarak savaşta 300 bin kişi öldürüldü" diye çevirmiş ve araya metnin Rusça aslında olmayan "savaşta" sözcüğünü eklemiş! Tahrifata bakar mısınız! Bu pasajın Rusça orijinalini buraya alıyorum: “Турецкое правительство ответило на это жесточайшими репрессиями, когда же обнаружился успех русских войск на турецко-кавказском фронте, оно приступило к планомерному и всеобщему уничтожению армян. Последнее совершалось под видом переселения неблагонадежного армянского населения из зоны военных действий в Месопотамию. Однако, на практике, оно свелось к организованной и необычайной по жестокости бойне. В результате было умерщвлено ок. 300 т. ч.”

5) Perinçek, sf. 34, 5. satırdaki gizli sansüründe "özellikle Kars ve Erivan illeri ve Azerbaycan'ın Ermeni nüfusu zarar gördü" cümlesi yok edilmiş.

6) Perinçek, sf. 34’teki ikinci sansürlü pasajda BSA yazarı Bakü'nün sovyetize oluşu sayesinde "Daşnak çetelerinin sıkıca yuvalandığı Karabağ'daki" Ermeni halkının yok olmaktan kurtulduğunu yazıyor.

7) Perinçek, sf. 35'teki sansürlü pasajda BSA yazarı Fransızların Kilikya'dan vazgeçmesinden sonra Ermeni pogromlarının yeniden başladığını ve Ermeni nüfusunun ancak acınası kalıntılarının Suriye, Kıbrıs ve Mısır'a kaçtığını yazıyor.

8) Perinçek, sf. 36'daki sansürlü pasajda BSA yazarı Kazım Karabekir ordusunun yolu üzerindeki Ermeni nüfusu yok ettiğini yazıyor.

9) Perinçek, sf. 37'de metnin sonundaki son sansürlü pasajda ise BSA yazarı Avrupa devletlerinin Ermeni nüfusunun Mardin, Ayntab ve Urfa'daki son kalıntılarının yok edilişini ve kovulmasını soğukkanlılıkla izlediğini yazıyor.

Ben şimdilik bir iki belgeye daha değinip kalanını başka bir yazıya bırakacağım. Kuşkusuz öteki 149 belgeyi de incelemek gerekiyor. Perinçek kitabında sf. 297’de 132. Belge olarak verdiği Stalin’in 4 Aralık 1920 tarihli Pravda yazısından da bir pasajı (...) ile göstererek sansürlemiş. Perinçek’in sansürlediği Stalin’in cümlesi şöyle: “Ne Ermeni çıkarlarının “yüzyıllık savunucusu” İngiltere’nin sahte teminatları, ne Wilson’un meşhur on dört maddesi, ne de Cemiyet-i Akvam’ın her yerde ilan edilen vaatleri ve Ermenistan’ın yönetimi için sunduğu “manda” Ermenistan’ı kıyımdan ve fiziksel yıkımdan kurtaramadı (ve kurtaramazdı da!). Sadece Sovyet iktidarı fikri Ermenistan’a barışı ve ulusal yenilenme imkanını getirdi”. Perinçek bu yazıda bir pasajı daha sansürlemiş ancak orası konumuz açısından önemli değil.

Esasen Perinçek’in cımbızlama yöntemine güzel bir örnek burada karşımıza çıkıyor. Perinçek kitabına Stalin’in bu yazısını alırken, Stalin’in toplu eserlerinde bu yazıdan hemen önce gelen ve yine Ermenistan’ı ilgilendiren 30 Kasım 1920 tarihli Pravda röportajını almıyor. Neden acaba? Acaba sebebi o yazıdaki şu pasajlar olabilir mi? Stalin’den ilgili pasajları çeviriyorum, okur kendi kararını versin:

“Daşnak Ermenistanı kuşkusuz onu Türkiye’nin karşısına çıkaran ve sonra da utanç verici bir biçimde Türklerin eziyetine terk eden İtilaf devletlerinin kışkırtmasının kurbanı olarak düştü”. “Genelde Türkiye’ye ve özelde Kemalistlere karşı çıkarılan Sevr Antlaşması dönemi sona eriyor kuşkusuz. Kemalistlerin İtilaf devletleri ile mücadelesi ve bu zeminde İngiliz sömürgelerinde güçlenen karışıklıklar bir yandan, Vrangel’in bozgunu ve Yunanistan’da Venizelos’un düşüşü öte yandan, İtilaf devletlerini Kemalistlere karşı politikasını önemli ölçüde yumuşatmaya zorladı. İtilaf devletlerinin mutlak “tarafsızlığı” altında Ermenistan’ın Kemalistlerce bozguna uğratılması, Trakya ve İzmir’in Türkiye’ye geri verileceğine dair söylentiler, Kemalistlerle İtilaf’ın ajanı Sultan arasında görüşmelere ve İstanbul’un tahliyesine dair söylentiler ve nihayet Türkiye’nin Batı cephesindeki sessizlik – bütün bunlar İtilaf devletlerinin Kemalistlerle ciddi bir biçimde oynadığının ve Kemalistlerin poziyonunda belki de belli bir oranda sağa kaymanın belirtileri.

İtilaf devletilerinin oyunları neyle sonuçlanır ve Kemalistler sağa doğru kayışlarında ne kadar ileri giderler söylemek zor. Fakat bir noktada kuşku yok ki birkaç yıl önce başlatılan sömürgelerin kurtuluşu mücadelesi güçlenecektir, bu mücadelenin kabul edilmiş sancaktarı olan Rusya her şeye rağmen bu mücadelenin taraftarlarını bütün gücüyle ve bütün araçlarıyla destekleyecektir ve bu mücadele, ezilen halkların kurtuluşu davasına ihanet etmezlerse Kemalistlerle birlikte veya onlar İtilaf devletleri kampında yer alırsa Kemalistlere karşın, zafere ulaşacaktır. Batı’da alevlenen devrim ve Sovyet Rusya’nın büyüyen gücü buna tanıklık ediyor” (Vurgular aslında, Pravda, n. 269, 30 Kasım 1920, Stalin, Soçineniya, cilt 4, Moskova: OGİZ, 1947, sf. 410-412).

Son olarak iki küçük örnekte Perinçek’in Rusça bilgisinin zayıflığını göstermek istiyorum. Belge 44’te (sf. 119) Perinçek “sel. Verh. Kotanlı” yani “Yukarı Kotanlı köyü” ifadesini “Verh, Kotanlı köyleri” şeklinde çevirmiş.

Belge 131’de (sf. 294) Perinçek “Bütün Ermeni komünistleri Moskova’dan kovmak lazım” cümlesini başlığa çıkarmış. Rusçasına bakıyoruz “Neobhodimo gnat iz Moskvı armyan kommunistov. Otpravte nemedlenno Tergabrielyana” diyor. Burada söz konusu olan Moskova’daki Ermeni komünistleri kovmak değil, acele Ermenistan’a göndermek. Nitekim devamındaki cümlede “Hemen Tergabrielyan’ı gönderin” diyor. Çünkü Ermenistan’da Sovyet iktidarı kuruluyor ve komünist Ermenilere ihtiyaç var. Perinçek ise bunu ya Rusçası yetersiz olduğundan ya da çarpıtmak için “kovmak” diye okuyor!