Geri Bildirim
  • "Eğer birini seviyorsan ve o seni
    sevmiyorsa bundan çok güzel kaos çikar.
    Bir sürü şiir,sağlam bir roman ve anlatacak bir sürü hikaye çikar.Uykusuz geçen geceler,parklarda içilen şaraplar,
    yerli yersiz kıskançlık krizleri çikar.
    Ama sevgine karşılık veren çikar mı.
    O biraz zor işte."
  • ***
    İyiyi, ''güzel ve yüksek şeyleri'' ne kadar çok anladıysam, o kadar derinlere battım, sıkıştım kaldım içlerinde.
  • Ayn, Şın, Kaf. Üç harf tek kelime ama anlatması da anlaması da bir hayli zor. Ahmet Paşa, Bâkî, Şeyh Galib ve daha nice şairden de alıntıların yapılarak anlatımın zenginleştirildiği çok güzel bir kitaptı. Bitmesin dediğim kitaplar listesindeki yerini aldı. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
  • İlk 50 sayfasında hayran bırakıp geri kalanında hayal kırıklığı olan bir kitaptı benim için. Evet fikir güzel, Allah'ın isimlerini anlatan bir kitaba hepimizin ihtiyacı var ama o kitap bu kitap değil malesef. Birçok şey havada kalıyor. Verilen örnekler kıssalar yeterli ya da yeterince açıklayıcı değil. Diğer kitaplarıyla karşılaştırırsak, Uğur Koşar kendini oldukça geliştirmiş ama daha çok yolu var bence. Anlatmak istediklerini ifade ediş şeklini doğru bulmuyorum. Hele bir cümle var ki kitapta sürekli kullandığı -"Siz Allah'ın temsilcisisiniz."- o anlamda kullanmasa bile bana şirk gibi geliyor. Biz kimiz ki Allah'ı temsil edelim? Haşa. Bazı yerlerde sürekli tekrara düşüyor, alakasız yerlere geçiş yapıyor, çelişkili ifadeler kullanıyor. Kuran'daki gibi kendinden bahsederken biz demesi ayrı bir irrite sebebi benim için. Bir de en alakasız yerde araya özel hayatıyla ilgili bir şeyler sokuşturup bana iftira attılar demesine pes! Allah'ın isimlerini anlatıyorsun be adam kendine gel! Hele kitabın en sonundaki stv dizilerinden hallice olan mektuba ne demeli... Tatmin edici değil.
  • Daha önce Ahmet Ümit okumamıştım, sadece çevremden duyduğum kadarıyla bu yazarla ilgili bilgi edinmiştim. Kitapçıya gittiğimde alacağım kitaplar arasında değildi, fakat aldım ve Ahmet Ümit okumaya ilk romanı ile başladım.

    Sis ve Gece...

    Kitabı çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim ne yazık ki... Dili akıcıydı, fakat çoğu yerde sıkılarak okudum. Belki de bu polisiye tarzı şeylere pek ilgim olmadığındandır ya da okurken sürekli yazarın ilk kitabı olduğu için böyle hissediyorum diye düşündüm.
    Konusu çok sıradışı değildi ya da ben ilk kez Ahmet Ümit okuduğum ve çevremden duyduğum aşırı beğenme sözlerinden dolayı beklentimi yüksek tutmuş olabilirim. Çok mu hayal kırıklığına uğradım? Hayır.
    Fakat kitaptaki ana karakteri gerçekten hiç ama hiç sevmedim, kitap ilerledikçe bir şey olsun da şu karaktere karşı duygularım değişsin, dedim kendi kendime ama olmadı. Aslında hiçbir karakteri sevmedim. Yazarın bazı ifadelerini de pek beğenmedim.
    Kitapta hoşuma giden şeyler rüya tasvirleri oldu. Özellikle son bölümdeki rüya güzel anlatılmıştı. Onun dışında kitabın son sayfaları beni biraz titretti sadece, genelde bu tür sonlara karşı biraz hassasım. Kitabın sonu tahmin edilebilir miydi? Evet, ama herkes tahmin edebilir diye de kesin bir şey söyleyemem.

    İlk Ahmet Ümit deneyimim bu romanla oldu. Yazara karşı biraz ön yargılı başlamış olabilirim, fakat diğer kitaplarına da bir göz atmak istiyorum.
  • Dünyada çok dişi var, kimileri de çok güzel ama ben, her bir hattı, hatta her bir kırışığı bana hayatımın en büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan bir yüzü bir daha nerede bulabilirim? Senin tatlı çehrene sonu gelmez acılarımı, yeri doldurulmaz kayıplarımı bile okuyabilir ve senin tatlı yüzünü öptüğümde acıyı öperim.

    Karl Marx
  • "Tek gerçeğin karanlık ve sessizlik olduğu bir dünya, ne korkunç değil mi? Dünyadaki pek çok kadın için reva görülen, çıkışsız, sonsuz, geri dönüşsüz gerçek…"

    (Şule Tüzül / Edebiyat Haber)

    Kitap ilk başta distopik kurgulardan alışkın olduğumuz ve gotik yanlarıda bulunan bir mekanla karşılıyor bizi. Bunca karanlık ve dehlizli bir okuma deneyiminden sonra ütopik bir dünyaya açılarak ferahlatıyor, umut ve özgürlük aşılıyor.

    Ürpertici ve boğucu bir karanlıkta güzel ve büyülü bir dünyaya açılan kapı.

    Tenar'ın eril ve sınırları belirlenmiş kapalı bir dünyadan özgürlüğe doğru yol alışının hikayesi.

    Kendisine biçilmiş olan kadınlıktan kurtularak kendi oluşturacağı bir kadınlığa yol alışı.

    Ona bu kapıyı açan Ged.

    Ne güzel değil mi. Genelde erkekler kadınlara dünyayı dar ederler. Fakat burada büyücü Ged mezarlıklar rahibesi Arha'ya bir pencere oluyor.

    Daha sonra Arha bu karanlık labirentlerle dolu kapalı dünyada içine gömdüğü gerçek kimliğinin Tenar'ın sırrına ulaşıyor.

    Bence her kadının, dünyanın her yerinde yazgısı aynı olan Arha'ların içlerindeki Tenar'ı keşfetmede kılavuz olacak bir kitap.

    Okudum ve şu an kendime soruyorum. Ben gerçekten kendimin tercih etttiği bir 'ben'miyim. Serinin üçüncü kitabını şimdiden merak ediyorum.