• 142 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    138 sayfalık kitabın içindeki müthiş bilgiler karşısındaki aciziyetimden başlayacağım.
    Anlatılan Osmanlı tebası, mükemmel bir uyum içinde farklı din, ırk ve mezheplerle. Ulu Hakan'ın merhameti, dış kuvvetlere karşı duruşu kesin ve net. Bu nasıl bir sabır 33 sene, bu nasıl bir başarı? Ama işte "Bize emrolunan bu kadardı." Bu cümleden ne anlıyoruz? Ulu Hakan'ın pes etmediğini, ahir zamanın geldiği için satranç oyununda bilerek şah mat olduğunu anlıyoruz.
    33 yıl boyunca 30 ilde ermeniler tarafından yakılan köyler kasabalar hepsi Ulu Hakan'ı kışkırtmak içindi milletiyle beraber sûkutunu bozmamıştı. Bu sûkutu korkaklık sanan zalimler Cuma selamlığında SAATLİ BOMBA SUİKAST TEŞEBBÜSÜ, DÜNYADA İLK KEZ SULTAN ABDÜLHAMİD HAN'A ERMENİLER TARAFINDAN YAPILMIŞTI.
    Dünyanın her yerinde devlet başkanına yapılan suikastin cezası doğal olarak idamdı. Ancak Ulu Hakan cezanın müebbet çevrilmesini talep eder. "BU ADAM CAMİME KADAR GELİP BENİ ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS EDECEK KADAR HESABINI KİTABINI ÇOK İYİ BİLEN, HEM DE CESUR BİR ADAMSA BU ADAMI, AVRUPA'YA BENİM HAFİYEM OLARAK YOLLAYIN;HER DEFASINDA PARASINI VEREYİM"
    İşte Ulu Hakan bu şekilde savaştı ömrü boyunca.
  • 312 syf.
    2000 senesinde Boğaziçi Üniversitesi tarafından zorunlu okutulacak kitaplar listesine de alınmış olan Peygamberin Son Beş Günü, akademisyen, öykü ve roman yazarı, denemeci, eleştirmen ve çevirmen Tahsin Yücel'in 1992 yılında yayımlanan ikinci romanıdır .

    1993 Orhan Kemal Roman Ödüllü bu eserde,herşeyden önce ,oldukça yalın,net ve keskin bir dil kullanmış Yücel.Naif olay örgüsü ve eleştirel üslubu da çok iyi düzeydeydi. Zaten kelime dağarcığı oldukça zengin bir Türkçe sevdalısı olarak Türk edebiyatında adeta bir gösterge, dilbilim peygamberi misyonluğu da üstlenmiş durumda.

    Hikayenin geneline , inceden bir alay,bir yergi hakim.Mevcut düzenin trajikomik olaylarını masaya yatırmış yazar.Gerek sağ gerekse sol kesim ,bu yergilerden nasibini temiz almış ! Dönemin ideolojilerini daha doğrusu bağlı gibi göründükleri ideolojilerin hakkını vermeden,körü körüne yaşayanlara,yaşatanlara sitem etmiş.Zannımca bu durumu, halkçılığın modern hayata yenik düşmesi olarak adlandırabiliriz.
    Kitabın ismine ve kitabı okuyanların fikirlerine istinaden ana karakter Rahmi gibi görünse de bence kesinlikle Feride idi.Zira Rahmi'yi Peygamber yapan Feride'nin ta kendisiydi.Her ne kadar pasaklı ve pis olsa da bence sağlam çizilmiş güçlü bir kadın karakterdi Feride..

    Şimdi tanıyalım Rahmi kimdir,Feride kimdir?
    Kitabımız iki bölümden oluşuyor.Peygamber'in Kısa Yaşam Öyküsü adlı ilk bölümde,kahramanlarımızın çocukluk ve gençlik dönemleri ele alınıyor.Peygamber'in Son Beş Günü adlı ikinci bölüm ise romanın şaha kalktığı asıl bölüm.(Gerçi bu kısım biraz muamma çünkü Yücel,bu eseri için roman değil anlatı demiş ancak yayıncı roman olarak bastırmakta ısrarcı davranmış)
    Rahmi Sönmez ve Fehmi Gülmez,babaları da sıkı ahbap olan iki çocukluk arkadaşıdır.Aynı mahallede doğmuş,aynı okullara gitmiş,askerliğe kadar da birbirlerinden hiç ayrılmamışlardır.
    Rahmi bir ozan,Fehmi ise eleştirmen olma hayalindedir.Üniversitede iktisat bölümünde okumayı tercih ederler ve bu karar tüm hayatlarını değiştirir.Sınıf arkadaşları Feride,her iki delikanlının da gönlünü kazanır ancak O Rahmi'yi tercih eder.Feride'den öğrendiği Marksizm öğretisini,Çiçek Pasajı'nda arkadaşları ile yaptığı sohbetler esnasında öyle ikna edici bir şekilde anlatır ki Rahmi, arkadaşları ona Peygamber lâkabını takmadan edemezler.Olaylar da bundan sonra hızla cereyan etmeye başlar zaten.Rahmi Sönmez,yoldaşları işkence görürken,darp bile edilmediği için kahrolan bir şairdir artık...

    Ne Rahmi'yi,ne kızını ne de torununu benim bünyem kabul etmedi,bunu da belirtmeden geçmeyeyim.

    Kitabı bitireli birkaç gün olmasına rağmen ben hala parçaları yerleştirip,bütünü tamamlayamadım.Sanırım karakter isimlerinin Peygamber,Meryem,Nazım ve Feride gibi okkalı isimler olması aklımı bulandırdı.Tahsin Yücel bize bir mesaj vermiş,buna eminim,bu Peygamber reelde kim acaba? Şifreyi çözen bana da söylesin n'olur?
  • 443 syf.
    ·6 günde·Beğendi·7/10
    Netflix dizisiyle oldukça yankı uyandıran Cursed kitabıyla da gönüllere taht kuracak gibi görüyor.
    Kızıl Paladinler tarafından köyü yakılan Nimue, halını kutarmak için annesinin ölmeden önce verdiği Güç Kılıcı'nı Merlin'e götürmelidir. Ama bu yolculuğu pek de kolay olmaz.
    Kitapta çizilen Melin portresi bana çok değişik geldi; ayyaş , yaşlı ve büyü güçlerini yitirmiş. Kitap olay odaklı olduğu için ben çok sevdim, gereksiz ayrıntılara girilmeden net bir şekilde yazılmış. Temposu başından sonuna kadar düşmeyen heyecan ve merakla okunan bir kitap olmuş. Hem siyah beyaz hem de renkli çizimlerle kitabı okuması daha da keyifli hale gelmiş. 2. kitap umarım en kısa sürede çıkar, neler olcağını çok merak diyorumm.
    Fantastik severlerin okumasını kesinlikle tavsiye ederim.
  • 288 syf.
    ·Puan vermedi
    kitap çok fazla tekrara düşüyor, doğru. ama inanın her harfi gerçek... sistem böyle işliyor, neye ikna olursan onu yaşarsın bu çok net... insan başına gelen her şeyi mutlaka önce zihninde yaşamıştır...
  • 144 syf.
    ·Puan vermedi
    Notos’un dergilerini çok seviyorum. Düzenli olarak dergi okuyan biri değilim ama Notos kesinlikle gördüğüm en nitelikli edebiyat dergisi. Bu benim baştan sona okuduğum üçüncü sayısı ve yine çok doyurucuydu. Yerli sinema namına birçok şey öğrenip kendime izleme listesi oluşturdum. Emin Alper ve Özcan Alper gibi son zamanların parlayan yönetmenlerinin söyleşileri de vardır. Ve her zamanki gibi satır aralarında geçen, öneri mahiyetindeki kitap isimleri. Derginin yazarlarınca hazırlanmış, sırf kitap tanıtımı ve tavsiyelerine ayrılmış birkaç sayfa ayrıyeten var zaten. Bir de Mortimer J. Adler’in “Kitaplar Nasıl İşaretlenir?” diye tercüme edilmiş bir yazısı vardı ki okurken o pasajları burada alıntılamaya doyamadım. Kitaplara nasıl davranacağımı bilemediğim zamanlar olmuştu, satırların altını çizmeli miyim çizmemeli miyim ya da sayfaların üzerine not almalı mıyım almamalı mıyım gibi sorular. Bir süredir kitaba kalem değdirmekten çekinmeyi bırakmıştım zaten ama bu yazı sayesinde daha da net emin oldum ki ben bu şekilde (satır altlarını çizme, notlar düşme) okuduğum kitaplara iz bırakmayı çok seviyorum.

    George Perec’in de kısa, keyifli bir röportajı var.

    Dergiyle ilgili olumsuz tek eleştirim içeriğindeki öykülerin fazlalığı. Bu da benim öykü türüne olan mesafemden kaynaklanıyor muhtemelen. Notos, genç yazarları destekleyen ve her sayısında okurlardan gönderilmiş ve seçilmiş öykülere yer veren bir yayınevi ama ben bu öykülerin nicelik olarak dergide fazla yer kapladıklarını düşünüyorum. Okuduğum önceki sayılarda da hoşnutsuz olduğum bir durumdu bu. Şahsen son 2-3 sayfada yer alan, Fadime Uslu’nun okurların gönderdiği ama yayınlanmaya değer bulunmayan öykülere kısa kısa eleştiri ve değerlendirmelerde bulunduğu yazılarını okumayı daha çok seviyorum. Benim o taslarda tarağım yok ama yazarlık, özellikle öykü yazarlığı konusunda hevesi olanlara çok katkısı olacak yorumlar yapıyor bence.
  • «
    « Kendini dünya ile dünyadan temizlemek isteyen,
    ateşi samanla söndürene benzer.
    Bu ise çok zordur. »
    İmam Gazali
    Sayfa 479 - Bedir Yayınevi
  • 224 syf.
    Toplumlar ne kadar erkek egemenliği üzerine kurulmuş olsalar da, kadınların birçok konuda erkeklerden daha üstün oldukları gerçeğini değiştirmiyor. Kadın ve erkek beyninin nasıl çalıştığı ve aralarındaki farkları,çok anlaşılır bir şekilde anlatan mükemmel bir kitap. Ne kadar hızlı bir şekilde bitirdiğimden de anlaşılacağı gibi kitap gayet akıcı bir şekilde ilerliyor. Şu bölümü de bitirip öyle bırakıyım derken,kitap nasıl bitti anlamadım :)

    Kitabı bitirdikten sonra üzerinde düşünebileceğim kitapları seçmeye özen gösteriyorum. Bu kitap da onlardan biri oldu. Bir çıkarım yapabileceğim, üzerinde kafa yorabileceğim gayet bilgilendirici bir kitaptı. Bilmediğim ya da doğru olarak bildiğim şeylerin yanlış olduğunu fark etmemi sağladı. Anlatım tarzı da çok hoşuma gitti. Herkesin anlayabileceği şekilde basit bir dille yazılmış. Okuru zorlayacak fazla tıbbi bir terim yok. Olanları da hemen açıklıyor. Hiçbir şey havada kalmıyor. Kitabın içinde yarım kalan hikayeyi merak ediyorum şimdi. Bitirdikten sonra sizin de merak edeceğinizi düşünüyorum.

    Kitabı okuduktan sonra kadın-erkek ilişkisine daha başka bir gözle bakabileceğinizi düşünüyorum. En azından ben kendi adıma öyle düşünüyorum. Kafamda bazı şeyleri değiştirdi. Kadın- erkek ilişkisinde yaşanan sorunların temelinde neler olduğu çok net bir biçimde aktarılıyor.. Birçok konuda bilimsel araştırmalar ve deneylerle desteklenmiş durumda. İnsanların birbiri ile olan ilişkilerinde fevrilikten uzak, sağduyulu bir şekilde birbirine yaklaşması birçok sorunun çözümünde faydalı olacaktır. Bizim en büyük sorunumuz dinlemiyoruz. Dinliyormuş gibi göründüğü halde kimse kimseyi dinlemiyor. Dinlemediğin bir insanı da anlamak mümkün değil zaten. Dinlemeden yargılama hastalığımız yüzünden sorunlar bitmiyor maalesef.

    Kitabın içindeki hikaye duygulandırsa da, genel olarak keyifle okudum diyebilirim. Bilmediğim bir şeyleri öğrenmem keyiflendirdi belki de. Herkesin birbirine daha duyarlı olduğu bir toplum daha sağlıklı ilişkiler kurmamız açısından yararlı olacaktır. Bunun için de en başta herkes kendinden başlamalı. Farklılıklarımız bizi birbirimizden uzaklaştırmaya yetmiyor. Bu yüzden onlarla beraber yaşamayı öğrenmeliyiz.

    Kitaplarla ve sevgiyle kalın !

    Kitabın arkasındaki iade garantisi dikkatimi çekti. İlk defa böyle bir şey gördüm. Beğenmezseniz iade edebilirsiniz :)