• Ve yaşamak bir köprünün rüyasında dolaşan bir tren ıslığı
    Daracık bir uçak penceresinden görülen bir bahçedir Yaşamak.
    Yaşamak, gökyüzüne fırlatılan roketin haberi,
    Ayın bir yalnızlığına dokunuş,
    Ve yaşamak başka gezegende bir çiçeği koklama sanrısıdır.
    Yaşamak bir tabağın yıkanmasıdır.

    Yaşamak yol kenarındaki kanalda on kuruş bulmaktır.
    Yaşamak aynanın kareköküdür.
    Yaşamak gül üssü sonsuzluktur.
    Yaşamak yerin kalbimize çarpmasıdır.
    Yaşamak nefeslerin basit ve aynı geometrisidir.
  • Uzunca zamandır okumayı istediğim bir kitaptı ve neden bunca zaman beklemişim diye de kendime kızdım. Gerçek yaşam hikâyeleri anlatan kitapları çok seviyorum.
    Yazar kendi yaşantısını kaleme almış. Bir kadının tek başına nasıl onca zorlukları aştığını çok da güzel anlatmış.
    Afrika'da kadın olmak nasıldır sizce? Bu sorunun cevabını hep merak ederdim. Dünyada kadın olmak zorken Afrika'da kadın olmak bunun binlerce katı kadar daha zormuş bunu anladım. Waris tam anlamı ile savaşçı bir ruha sahip olan kadın. Ülkesindeki kadınlar gibi kaderine boyun eğmiş biri değil. Çoğu kız gibi o da küçükken 'sünnet' olayından nasibini alıyor. Kızların sünnet edilmesi de neyin nesi? Hiçbir anestezi uygulanmadan, hijyen ortamı olmadan yapılan iğrenç bir olay. Kimisi dayanamayıp ölüyor, kimisi sakat kalıyor, kimisi de hayatta kalsa da izlerini ve belli başlı sağlık sorunlarını beraberinde götürüyor. Waris bunları bizzat yaşıyor ve yine de güçlü durabiliyor. Ben o satırları okurken iki büklüm oldum. Aklım hayalim şaştı kaldı, mideme kramplar girdi adeta. Binlerce kez şükür ettim öyle bir ülkede doğmamışım iyi ki diye. Ve bunların hâlen devam ediyor olması da insanı ayrı bir üzüyor. Her şeye rağmen onca zorluklara rağmen ayakta durabilmiş. O çok güçlü bir kadın. Katı kurallara karşı geldiği için kimileri tarafından yadırganmış ama hiçbir şeye boyun eğmeyerek de çok kişinin sesi olabilmiş. Helal olsun gerçekten. Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum herkese. Muhakkak okuyun!
  • Her insanın hakikate giden bir yolu vardır.

    Yazar insan ruhunun karanlıklarına bir meşale yakmış ve suallerin arasında saklı cevapları kendi ruhunda biriktirdiği sözcüklerle anlatmış. Aslında hem anlatmış hem dinlemiş.
    İnsanlara öğüt vermekten ziyade neyi nasıl yapacağını izah ederken daha çok hayatın her duygusunu hissettirmeye çalışmış.

    Kitabı okumaya başladığınızda iklimler bahçesine girmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Gökkuşağı'nın renkleri içinde gezinirken siyahın da varlığına şükreden bir insan portresine takılı kalıyor gözleriniz. İnsanın özünde sevgi ile iyilikten yazılmış şiirlerin varlığını yine şiir gibi cümlelerle söylüyor.

    Suçlu yada bir suç değil aradığı aslında her eylemin ardında gizli ve gözle görünmeyeni görünür hale getiriyor bakalım ve görelim diye bize tuttuğu kalbinin aynasında.

    Hüzünlendiğinde dahi acıyı yükleyemiyor manaya. Bir yüreği incitmekten bir çiçeği soldurmaktan korkuyor günahların ateşi değil aslında yanacağı zannettiği.

    Suya hasret kalmış topraklarını çöl sessizliği ile susturuyor sevgiye hasret yüreklere sağanak gibi yağarken sözleri. Ve sonsuzluğa açılan bir kapıya doğru yürürken adımları uzaklar çağırırken bir gün batımı vedasında sesleniyor şehrin kalabalığına. yeniden doğmak için bir günü sabahına ve karanlığına kandil olmak için başka bir gecenin sükutuna...

    Bir kaç söz değil aslında söylediği..Hayatın yazdığı şiirden çalınmış bir kaç hüzünlü mısra..
  • Acıya o kadar aşinayız ki artık gözyaşları değil sözler akıyor. Yaşlılar içten dua ederken onları incelerim ve bir şey fark ettim; onların göz yaşları yoktur, ihtiyarların gözyaşları sözlerinden akar. 21.yy dışı genç içi yaşlı ne çok genci var. O kadar ağladık ve üzüldük ki akıtacak sözler kaldı bi tek.

    Bütün kitaplar ya empatinin ya da biyografinin ürünüdür. Kurguları, fantastik olanlar dışında hep hayatın içinden alıntılar, bu yüzdendir kalbe ve ruha kitap en iyi arkadaş.

    Kime sorsanız hayatımı yazsam roman olur derler. Roman olmanın önemini bilirler. En cahilinden tutun en bilgilisine herkes okumanın ve yazmanın bir çığlık olduğunu, bende varım, yaşıyorum ve yaşadıklarım bence çok zor, gücümü ayakta duyurmamı sağlayan bir çok şey var diye bir ifade şekli olarak romanı seçer.

    Anlatsak roman olur her birimizin hikayesi. Tıpkı parmak izleri gibi eşsiz hikâyelerimiz vardır, romanlaşacak hikayeler. Başlangıçta belki aynıdır bir başkasıyla hikayemiz orda şöyle bir söz duyulur "ama benim böyle bir farkım var, daha fazlasını yaşadım" der ve eşsiz hikayesini romanlastırır insan. Ama ile önceki benzerliği çürütmüş kendini ifadeye başlamıştır bile.

    Hikayeler de benzerlikten başlar yaşadıkça değişir. Tıpkı bir anne ve bebeğin arasindaki ilk bağ gibi. Ilk doğduğunda bebeğin topuk izi ve annenin parmak izi aynı olur. Zamanla bebekte erişkin olur ve işler değişir. Artık hayat, Allahtan rahime verilen ve ordan dünyaya sorunsuz gelen canıyla birey olarak yoluna devam eder.

    Waris de böyleydi. Annesine çok benziyordu. Zamanla coğrafyasının dayattığı acıları, inançları onu da buldu. Üstelik 3 yaşında bir bebekken. Bakın bebek diyorum kadın değil. Cinsiyet farkındalığı henüz başlamamış bir canlıyken, büyüklerin çokta iyi bildiği cinsiyet farklılığını yaşamaya aday bir bebek.


    Çoğu zaman midem bulandı, okuyamadim. Okurken yer değiştirdim durdum. Huzursuz oldum, şükür ettim, yeri geldi ağladım, tüylerim diken diken oldu. Sonra boşluğa daldı gözüm bunlar gerçek hala bunlarla karşılaşan binlerce bebek var, dünya hala bir bebeğin kız oluşuyla sessizliğe gömülüyor diye var olan dehşeti tekrar yaşadım.


    Dünyanın her yerinde farklı kültürler vardir ve bu farklar icinde ortak bir nokta kız çocuğu namustur algısıdır. Namus algısı kadından gecer. "Kırmızı Pazartesi" Gabriel Garcia Güney Amerika'nın kasabalarının birinde gecen namus cinayetini anlatırken, bir sözcükler dizi kurar "...bir sessizlik oldu, kız çocuğu doğdu sanki." Türkiye'den tutun Amerkaya böyle bir tabiri kadın yazısında ortak dile getirebiliyorsunuz. Dünyanın en eski tarihlerinden tutun günümüze her zaman kadın hakları ile ilgili tartışmalar ve çareler aranmıştır. Kıymetli ve çok zor bir şeydir kadın olmak. Toplum onu korumak istemiş ama neden. Hep erkeğe verilen kıymetin ürünü bu paravan değerler.

    Islamiyet öncesi kız çocuklarının diri diri gömülmesi geliyor aklıma. Bu düzeni değiştiren dinime şükür ediyorum. Şükür ederken aklıma her şeyini kızına danışan Peygamber (s.v.s) geliyor. Kızı Fatma (a.s) odaya girdiğinde ayağa kalkan bir Peygamber (s.v.s). Sonra erkek çocuk düşkünlükleri geliyor aklıma; Allah en sevdiği Peygamberimizin (s.v.s) soyunu kızından sürdürmüş. Tüm erkek çocukları ayaklanmadan göçüp gitti dünyadan. Apaçık kıymet verdi dinimiz. Kur'an-ı Kerim okunup anlaşılsa gerçek manasıyla yeryüzünde en kiymetli varlığa kadın dediğinin açık delilleri ile doludur. Cenneti o vaad edilen sonsuz güzelliği annelerin ayaklarına serecek kadar bir kıymet. Ve her uyarı ve korunma ayeti duygusallıktan, kırgınlıktan dolayı geldi. Kadın narindi ve onu ondan güçlü olan erkek korumalıydı. Böyle şükürlerin kaynağından bahsetmeden gecmek istemedim.

    Diğer yandan kültürlerin kızları sakınma ve koruma şekilleri farklıdır. Burda şunu diye biliriz;

    "Cografya kaderdir."

    Ibni Haldun

    Coğrafya kaderdir. Türkiye'de töre adına bir takım şeyler olur. Töre diyince akla kadın gelir, oysa töre toplum kurallarının yazısız sosyal hali olarak gecer. Kadın=Töre tabiri nerden çıktı. Tabi ki namus sadece kadındır algısından. Biz böyle kaderleri yasarken, yeryüzünde farklı adetlerle yine kadın olmaya dayatılan ağır bedeller var.

    Afrikada halen sürdürülen, hatta göç ettikleri batıda bile bu adetleri sürdüren insanlar var. "Kadın sünneti" Waris bunu büyük bir cesaretle dünyaya duyurdu. Hala bunun olmaması için savaş veriyor. Çeşitli çalışmaları var.

    Waris: Çöl çiçeği demek. Çölün ortasından acılarıyla yeşeren bir çiçek. Adının anlamı ile özdeşleşen kaderini antacak en guzel isme sahip olan Waris; adının anlamını kitaba veriyor. Güzelliği ile tüm dünyanın ilgisini ceken bir guzellik. Bir manken. Güçlü bir kadın, her şeye rağmen topraklarına bağlı ve sevgisini her fırsatta dile getiren bir vefa.

    Waris'e ne oldu?

    Waris 3 yaşındayken çöl ortasında sünnet edildi. Kadınlığı alındı. Allah onu kusursuz yaratmışken, yaratılan kul onda hata aradi ve onu sakat bıraktı. Bu olay esnasında binlerce kiz ölüyor. Sağ kalanlar ise çeşitli sağlık sorunları yaşıyorlar.

    Waris 12 yaşına gelince babası tarafından yaşlı bir adamin 4.cü karısı olarak 5 deve karşılığı satılıyor. Burda başına gelen korkunç olaya dur diyemeyen o küçük kız artık dur deyip, kaçıyor. Yazgısında büyük işler vardı çölü aşıp Amerikaya gelene kadar bir cok olay yaşıyor. En sonunda dünyanın merkezi olan bu yerde güzelliği ile keşfediliyor ve bu keşif ona coğrafyasındaki sessizlik sembolü kızların çığlığı olma imkanı veriyor.

    Tüm dünyaya ben sünnet edildim deyip, ilgiliyi coğrafyaya çekiyor. Ve artık cesur bir ses dimdik durup Tanrı'nın kusursuz yarattığında kusur aramayın diyor.


    Gercek bir hüznün hikayesi bu. Otobiyografik eserler okurken insan tuhaf oluyor. Kurgu yok ve direk gercekle başbaşasın üstelik bunu yaşayanın sözleri ile. Acaba yazarken nasıl ruhlara büründü? Şüphesiz can acıtıcı her sözü dışa akmasada içe akan yaşlarla dökmüştür.

    Farkındalıklar adına okunmalı! Okumak istemeyenler için filmide var izlenebilir. Rahatsız edicide olsa dünyadan gelen seslere kulak vermeliyiz. Bizi duymalarını isterken biz sağır olmaya kalkışmayalım.


    Keyifli okumalar!
  • hayatta kalmanın yalnızca kişinin isteğine ve kararlılığına kaldığını anlıyorum
  • "Sadece ölüm bedava."
  • Cânım Efendim,
    Şimdi çok uzaklardasınız. Ama hayır! Sinemde, kalbimin tâ derininde olduğunuzu lütfen biliniz. Sizi dâima görüyor, sizi yaşıyor ve sizi seviyorum. Kalbimi aşkınız çarptırıyor, nabzım sizin isminizi durmadan ve durmadan heceleyerek atıyor. Siz damarlarımda akıp beni sarhoş eden şaraptaki hakikatsiniz.Heyhât ki uzaklardasınız! Ama ben aşk kadar sabırsız, âşık kadar da sabırlıyım. Kim oldugumu biliyorsunuz,lütfen sormayınız,en azından bildiğinizi bileceğinizden emin olunuz.Dâimâ sizi sevdim, seveceğim, bekledim, bekleyeceğim. Sizi kalp gözümle görüyorum ve karşılaştıgımızda sizi ,yanagınızdaki onurlu yara izinden tanıyacagım.lütfen bana bu nişane ile geliniz.sözünü ettiğim nişane çok önemlidir. Şunu da asla unutmayın: Cennetim sizsiniz. Bir çift kanadım olup cennete yükselmem için kavuşmamız yeter. Sevincim beni kanatlandıracaktır. Aşkın beni uçurması için bir bûseniz yeter. Ama biliyorum ki beni özlemediniz.çünkü hala beni aslında tanıdıgınızı bilmiyorsunuz.Canım efendim! Lütfen bana itimat ediniz.Artık yanıma geliniz.Siz olmadan sokaklar, saraylar ve payitahtlar boş! hayat boş! Siz olmadan dünya koskoca bir çöl. Burayı ancak siz bana cennet kılarsınız.Lütfen artık yanıma geliniz. Beni bulmanız ve size kavuşmam için talimatları yerine getirmeniz yeterli.Bana itimat ediniz.Aşıkların birbirlerine söyledikleri, bu tür yalanlardan değildir.Tereddüt ettiğiniz her dakika,her saat,her gün ve her hafta benim için eziyet olacaktır.Sizin için açan çiçeği,yani beni soldurmayınız.

    Hasretle

    Hamiş:size ancak bir mektup yazabilirim.Lütfen siz de bana sadece bir mektupla cevap veriniz.
    İhsan Oktay Anar
    Sayfa 92 - iletişim