Hazret-i Resul-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: "Kalplerinizi, çok yemek ve içmekle öl-dürmeyiniz. Çünkü kalp fazla su altında kalan ekin gibi ölür." Zira insan bedeninde, mide kalbin altında fokurdayan bir tencere gibidir ki, buharı kalbe yükselir. Böylece de midenin yoğun buharı kalbi karartır ve sıkıştırır.
Yemeği, onun hamallığını yapacak kadar değil, seni taşıyacağı kadarıyla ye. Yine yemeği, onun seni yemiş olacağı kadar değil, senin onu yemiş olacağın kadar ye. Eğer onu sen yemiş olursan; yediklerinin tümü gönlüne nûr saçar. Eğer o seni yemiş olursa; gönlün kara dumanla dolar.
Gayesi yemek içmekten ibaret olanın hayatı hayal ve seraptan başka bir şey değildir. Aşırı yiyen ömründen yer ve ömründen yiyen de erken göçer. Midesinin kölesi olan kimsede ne akıl olur, ne şuur, ne görüş ve ne de duyuş... Hep bedenini doyurmakla meşgul olan kimse, şehvetinin kölesi olur ve bütün ömrü hayvan gibi o yolda harcanır.
Açlık, ilim ve zekå keskinliği kazandırır. Tokluksa; cehaletin ve karanlığın sebebidir.
En hoş yemek açlıktır. Nefis düşkünleri açlıktan çok sızlanırlar. Açlık Hz. Mevlẩnın has kullarına ziyafetidir. Tokluk, akıl ve zekânın yitirilmesine sebeptir. Kim nefs hayvanını açlıkla keserse o, marifet nûruyla kalbine hayat kazandırır.