"Sabah uyanır uyanmaz üstünü giyinip dışarı çıktığında Sofya'da havanın oldukça güzel olduğunu fark etti.Bu nedenle çalışmaya geçmeden önce şehrin elit bir mekânına geçip bir şeyler içmeye karar verdi.İçeceğini yudumlayıp düşüncelere daldığı esnada, yan masadan gelen gürültüyü duydu. Garson, masalardan birinde oturan kötü giyimli bir köylüyle tartışıyordu. Ayağında eski bir çift çarık, dizlerine kadar yün sargılar inen, sırtında kaytan işlemeli cepkenle garsona sitem eden köylü bir şeyler sipariş etmek istiyor fakat garson mekânın ona uygun olmadığını ve kalkıp gitmesi gerektiğini söylüyordu. Köylü ise beklenmedik şekilde mekândan kovulamayacağını çünkü Bulgaristan'ı barış zamanında kendisinin ürettiği buğdayın beslediğini, savaş zamanındaysa döktüğü kanın koruduğunu haykırdı. Garson, bu kararlı çıkış karşısında mekânına yakıştıramadığı köylü karşısında geri çekilmiş ve siparişini alıp hizmet etmeye mecbur kalmıştı.
"İşte ideal köylü," diye iç geçirmişti Mustafa Kemal. Türk köylüsü de günün birinde böyle olmalıydı.Hakkını böyle savunmalı ve memleketin efendisi olduğunun farkına varmalıydı."
"Mustafa Kemal yaz tatilinde Fransızcayı ilerletmiş ve iyi derece de vals öğrenmişti.Dansın gerekli olduğunu ve arkadaşlarının da bilmesi gerektiğini söylüyor, ders aralarında onlara da öğretiyordu."
"1899 yılında Kara Harp Okulu'na girmeyi başaran Mustafa Kemal, öğrenim hayatı boyunca tarih, felsefe ve siyaset kitapları okuyan, kendini geliştirmeye hevesli bir gençti."