T. S. Eliot 1922’de yayımladığı “Çorak Ülke” şiirinde büyüsü bozulmuş, sırrı gitmiş, makineleşmiş, anlam ve özgürlükten yoksun, akıl ve erdeme sırtım dönmüş “yeni cesur dünya”nın hikâyesini derin bir kayıp, yabancılaşma ve parçalanma temaları üzerinden anlatır.
"Bir başka ülkeye,bir başka denize giderim”dedin.
Bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz yargısıyla karşı karşıya.
Bir ceset gibi gömülü kalbim aklım,
Daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede.
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam
Kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün
Boşuna bunca yılı tükettiğim ülkede
Yeni bir ülke bulamazsın,
Başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın.
Aynı mahallede koşacaksın
Aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma
Ömrünü nasıl tükettiysen burada,
Bu köşecikte öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.
Hangi köklerdir yapışıp onu kavrayan, hangi dallar
Uç verir şu moloz yığınından? Ey insanoğlu,
Söyleyemezsin bunu, kestiremezsin, çünkü senin bildiğin anca
Parçalanmış suretler yığınıdır, güneşin kavurduğu,
Orda ne ölü ağaç sayvan olur, ne cırcır böceği teselli
Ne de kupkuru taş su sesi bağışlar.
Bir tek
Bu kızıl kayanın altı gölgelik,
(Gel sığın bu kızıl kayanın gölgesine),
Sana başka, sabahları peşin sıra seğirten
Ya da akşam vakti seni karşılamaya duran gölgenden
Bambaşka bir şey göstereceğim;
Sana korkuyu göstereceğim bir avuç tozda.