İnsanların hareket etmek veya spor yapmak için doğal istekleri yoktur. Çünkü insan metabolizması enerji depolarını mümkün olduğunca az kullanmaya göre evrilmiştir.
Diyelim ki kendi kendini kullanan bir otomobilin içindesiniz ve bir çocuk aniden yola atlıyor. Varsayalım otomobil o kadar hızlı gidiyor ki, duramayacağını biliyor. Ama yine de direksiyon kırabiliyor ve çocuğa çarpmamak için sağa yönelebiliyor. Ama çocuğun annesi de yolun sağında duruyorsa otomobil nasıl karar vermeli? Devam edip çocuğa mı, sağa kırıp anneye mi çarpmalı? Böyle bir kararı nasıl programlayabiliriz? Yoksa otomobil, sizin canınızın çocuk veya anneden daha az değerli olduğunu hesapladıktan sonra bu iki seçenek yerine sola kırıp kendisini uçurumdan aşağı mı sürmeli?
Zeka bir bedene gömülüp fiziksel eylemler gerçekleştirdiğinde, davranışın doğruluğu daha kritik bir mesele haline gelir ve insan yaşamını bile tehdit edebilir. Bu endişenin gerçekleşmesi için söz konusu sistemin silahlı bir insansız hava aracı olması gerekmez; kötü bir şekilde sürülse, otonom bir otomobil bile silah haline gelir. Bu tür kaygılar devreye girdiğinde, beklenen değer veya faydacı yaklaşımlar artık geçerli değildir.
Örneğin beyindeki her kavram için bir nöron olması pek olası değildir; bu, beynimde sadece büyükannemi gördüğümde veya düşündüğümde etkin hale gelen özel bir nöron olduğunu savunan büyükanne hücre teorisidir. Bu, yerel gösterim demektir. Beyinde nöronların öldüğü ve yeni nöronların doğduğu bilinmektedir; bu nedenle kavramların, temel nöron yapısındaki fiziksel değişikliklere rağmen hayatta kalabilmelerine yetecek fazlalıkla, birlikte çalışan bir nöron kümesi üzerinde dağıtık bir gösterime sahip olduklarına inanmak daha mantıklıdır.