"burada hiçbir şey yok. ne çiçeklerin açtığını görüyorum ne rüzgarın estiğini işitiyorum. hangi pencereden baksam çıplak tuğla duvarlar, yıkılmış kum tepeleri. kafam sepet gibi vücudum boş bir çuval. ne için yaşadığımı artık bilmiyorum."
"kendi yarattığı dalgada boğulan zavallı çocuk. önüne çıkan her söküğü belki kendisi sebep olmuştur diye özenle dikmişti. yoluna dikilen her çöpükendi bıraktığını sanarak toplamış, her kırığı kendi sonucu sanmış, dikkatle yapıştırmıştı."
"o kadar yabancı geldi ki ona bir zamanlar kendisinin olan bu yüzler, şu an, şimdi ölse, hangi yüzü taşıyan bir kendisi onu karşılasın isterdi? hayatının hangi devresine dönmek ve orada ebedi kalmak isterdi? bir cevap bulamadı."
ben ve annem. her birimiz tek başına isyankar. iki kişi yanılmış da biri günahkar. birini yoldan çıkaran var biri sadece kendisi. çocuk kötülük yapar ama yaptığının farkında değildir. adını koyamaz çünkü. bir çocuktu benim annem. hâlâ çocuktu. hâlâ bihaberdi. açıkça söyledi. açıkça söylemese böyle kısalmazdı yolları. bir yanı öbür yanını önce yıktı sonra sonra yıltığının başına diktiği taşı okşayarak ağladı. bu yüzden bana en fazla kötülük yaptığı anda bile annemden nefret etmedim. zalimdi ama masumdu benim annem.