Ah, insan öyle fani ki, yaşadığından gerçekten emin olduğu bu dünyada bile, varlığının tek bir gerçek iz bıraktığı bu dünyada bile, sevdiklerinin ruhunda ve hatıralarında o da sönüp kaybolacak, hem de çok çabuk!
Bir başkasının onu nasıl sevebildiğini, sevmeye nasıl hakkı olduğunu bazen anlamıyorum, çünkü onu yalnızca ben o kadar yürekten ve o kadar fazla seviyorum ki, ondan başka ne bir şey tanıyor, ne bir şey biliyorum; ondan başka da bir şeyim yok zaten!
"Karşılaşacağız, her tür canlının bulunduğu yerde birbirimizi tanıyacağız. Gidiyorum." diye sözüme devam ettim, "gönüllü gidiyorum, ama sonsuza kadar desem, buna dayanamam. Hoşça kal Lotte! Hoşça kal Albert! Tekrar görüşmek üzere."
Yaşamındaki en sevgili varlığı başkalarının taşımasına insan nasıl katlanıyor diye zaman zaman düşünüyorum, yine de siyah giysili adamların anneciklerini mezara taşımasından ötürü uzun zaman üzüntü duyan çocuklar kadar bunu kimse derinden hissedemez!