Giriş Yap

Johann Wolfgang Von Goethe

Yazar
8.1
25,8bin Kişi
105bin
Okunma
4.899
Beğeni
126bin
Gösterim
Reklam
·
Reklamlar hakkında

Hakkında

Johann Wolfgang von Goethe (28 Ağustos 1749, Frankfurt - 22 Mart 1832, Weimar), Alman edebiyatçı. Aynı zamanda çeşitli doğa bilimleri alanlarında araştırmalar yapmış ve yayınlar çıkarmıştır. 1776 yılından itibaren, Weimar dukalığının bakanı olarak çeşitli idari ve siyasi görevlerde bulunmuştur. Goethe, şiir, drama, hikâye (düzyazı ve dörtlük şeklinde), otobiyografik, estetik, sanat ve edebiyat teorisi, ayrıca doğa bilimleri olmak üzere birçok esere imza atmıştır. Bununla birlikte, zengin bir içeriğe sahip olan mektup çeşidi, önemli edebi eserlerindendir. Fırtına ve Coşku (Sturm und Drang) döneminin en önemli öncüsü ve temsilcisi olmuştur. 1774 yılında Genç Werther'in Acıları adlı eseri ile bütün Avrupa'da ün yapmıştır. Daha sonra, 1790 yılından itibaren, Friedrich Schiller ile birlikte ortak ve dönüşümlü bir şekilde, içeriksel ve biçimsel olarak, Antik kültür anlayışı üzerinde yoğunlaşarak, Weimar Klasik'in en önemli temsilcisi olmuştur. Goethe, aynı zamanda, yurtdışında da Alman Edebiyatı'nın temsilcisi olarak kabul edilmiştir. Değeri, ölümünden sonra azalmaya başladığı sıralarda, Goethe, 1871 yılından itibaren, Alman ulusal kimliğiyle, Alman Kraliyet'inde taçlandırılmıştır. Sadece eserlerine yönelik değil, aynı zamanda örnek alınacak yaşantısına yönelik de bir hayranlık oluşmuştur. Goethe, bugüne kadar, en önemli Alman edebiyatçı olarak kabul edilmiş, eserleri ise dünya edebiyatı zirvesinde yerini almıştır. Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Johann_Wolfgan...
Tam adı:
Johann Wolfgang von Goethe
Unvan:
Alman Edebiyatçı , Politikacı , Ressam ve Doğabilimci
Doğum:
Frankfurt, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu, 28 Ağustos 1749
Ölüm:
Weimar, Alman Konfederasyonu, 22 Mart 1832
Reklam
·
Reklamlar hakkında

İncelemeler

Tümünü Gör
176 syf.
·
28 saatte okudu
·
Puan vermedi
werther'in kendisine tenkitname
Eser güzel, hakkını yiyemem lâkin ahlaki bir kaç sorunu var: Biz insanlar ahlakımızla varız ve ahlakımız kadar insanız. İşte bu cihetten bir eser kaleme alınacaksa eğer muharririn en ufak bir ahlâk açığı vermemesi gerektiğini nazarımda elzem addederim. Çünkü biz okuyucular okuduklarımızdan etkileniyor ve kalbimize alıyoruz. Ve belki de en kötüsü doğru olmayan şeylere alışıyoruz, normal karşılıyoruz. Hayat çok kısa, onu en güzel şeylerle doldurmalı ve yaşantımızda en az payı hataya/günaha vermeliyiz. Yusuf Kaplan beynin bir çöp kutusu olmadığını, buraya her kitabın alınmaması gerektiğini söyler. Bu kitap çöp mü peki, hayır değil, içinde bir çok hikmetane sözler barındırıyor fakat göz yumulmayacak yanlışları da var. Bu kitabı bir ergene okutmayın mesela ya da hayata dair sağlam bir bakış açısı olmayana da. Gelelim benim kusur addettiklerime; Aşk, hayatı yaşanmaya değer kılan yegâne güzelliktir. Platoniği zehir, karşılıklı olanı yegâne mutluluk sebebidir. İlk görüşte aşka tabiki inanıyorum ama " İnsan sevdiğini anar, andığını sever" sözüne de behemehal katılıyorum. Nitekim şöyle bir durum da vardır ki aşık olunacak kişiyi biz seçemeyiz ve bu bazen yanlış bir kişi de olabilir. Böyle durumlarda yapılması gereken çok önemli bir şey vardır, kişiyi unutmaya çalışmak, kalbe atılan aşk tohumu filizlenmeden kalbi ve aklı başka şeylerle meşgul etmek ve gerekirse uzaklara gitmek. Mecnun olmak istemeyenler için verilen tavsiyeler bunlar ancak Mecnun şanslıydı aşkı karşılıklıydı ama platonik Werther n'apsın bu tavsiyeler onaydı... -Bundan sonrası spoiler içerir- Romanın kahramanı Werther ilk görüşte aşık oluyor amma olmaması gereken bir kişiye yakında evlenecek olan birine. Her ilk görüşteki tutulmaya da aşk diyemeyiz, aşkı hayranlıkla karıştıranlarımız kahir ekseriyette. (Burada ayran gönüllere de ufak bir nasihat: "Sen piknik yeri ya da mesire alanı değilsin, her gelen gönlüne girmemeli.") (Bu arada benim tek suçum aşık olmak deyip binbir rezilliği yapan insanlar var, belki de benzeri bir durumu Werther de gördüğüm için yaptıklarını ve aşkını doğru bulmadım.) Gelelim Werther'e, o ilk görüşte aşık oluyor ve bu imkansız aşkın peşine düşüyor ve içine düştüğü aşk çıkılmaz bir hâl alıyor. Werther'in başta bir hayranlık çerçevesinde gelip gittiğini ardından gerçekten aşık olduğuna kani oldum. Ulvi düşüncelerle ve her an sevgiliyle olduğunu göstererek aşkını biz okuyuculara kanıtladı, lâkin... Lâkin Werther'in aşkına sonradan çirkin düşünceler bulaşmaya başladı ve o zaman dedim ki Werther aşık değil ve üstelik Werther nefsinin kurbanı, Werther kendine aşık. İstediği şeyler olsun istiyor ve maşukunun duyguları düşünceleri onun için önemsizleşmeye başlıyor, maşukunun gözünde kendini görmek istiyor. Varlığını maşukunda görmek istiyor. Biz biliriz ki gerçek aşk maşukta yok olmaktır, fena olmaktır. Aşık kapıyı çalınca, maşukun sorusuna "sen geldin" diye cevap vermeli, "ben"in b'si bile toz duman olmalıdır... (Her neyse bunlar ulvi mevzular, gayri müslim olmasına rağmen yine de Goethe'u tebrik ettim. Nefs/ şehevi ihtiraslar yine de en az bir şekilde bulaşmış Werther'in aşkına, belki de okuyucularına moral olsun diye yaptı bir şeyleri bunu bilemeyeceğim) Romanın sonuna doğru Werther niyetini bozuyor ve ne yazıkki aşkının kalitesini yerle yeksan ediyor. Üstelik kadın evli ve kocasıyla mutlu bir evliliği var. Werther bu çirkinliği yapmayacaktı madem seviyorsa aşkını kalbine gömüp yaşamasını bilecekti. Ya da ne bileyim aklın atıp mecnunane çöllere düşebilirdi ama Werther aklını hiçbir zaman terketmedi. Kadına söylediği sözleri korkunçtu, kocasının ya da kendisinin ölmesini dâhi ölmesini istemiş, "üçümüzden birisinin ölmesini istedim lakin ardından bu ölen ben olmalıyım(!) deyip kendi canıma kıymayı tercih ettim" diyor. Hadi buna eyvallah diyelim, başkalarına değil kendine kıyma yürekliliğini gösterdi. (Ya benimsin ya kara toprağım diyenler var ve bu korkunç.) Sevgili uğruna bir pervane misali ölmesi güzel lâkin ölmek isterken bile kendisini düşünüyor, aşkını kanıtlamaya çalışıyor. Bencil aşık. Bunu ergenler okumamalı dedim çünkü onlar duygularının esiri ve en ufak bir şeyde akıllarına gelen tek şey "ölmek". Bir şey olunca denemeye kalkıştıkları ilk iş intihar. İsmet Özel'in bu konuda söylediği çok güzel bir sözü vardır; "40 yaşıma kadar hep intiharı düşündüm, ama 40 yaşımdan itibaren insanların intihar etmeye değmeyeceklerini düşünmeye başladım. Bana göre intihar, geride kalanlara yönelik ağır bir suçlamadır. Bu mesajı verebileceğin tıynette insan olmadığını düşününce de intihar etmiyorsun." Anlayacağınız bir beşer için ölmeye değmez dostlar, ölecekseniz illa "o en güzel olan" için ölün. Başkalarında gördüğümüz O'nun bir tecellisi değil midir zaten... Mecnun aşkının doruklarında niçin Leyla'ya "sen Leyla'ysan bu içimdeki Leyla kim" dedi... Bunlar derin mevzular, burada bitiyorum müsaadenizle... "Hiçbir aşık sevgilisine varlığını göstermeye kalkışmaz." Feriduddin Attar Hazretleri
·
9 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.14