Gönül Yakınlıkları

7,7/10  (11 Oy) · 
41 okunma  · 
12 beğeni  · 
1.374 gösterim
Gönül Yakınlıkları simgesel bir dizge içinde evlilik ve aşkla ilgili bir roman gibi görünebilir, oysa ne zaman bu simgesel dizge imgesel ve metaforik anlatılarla başka ikiliklere; gelenek ve çağdaşlığa, kimya ve simyaya, bağımlılık ve bağlılığa, sorumluluk ve göreve, mutluluk ve erdeme, arzu ve akla, ruh ve bedene, iman ve inanca, din ve bilime göz kırpmaya başlarsa, o zaman farklı yorumların gelişimine de çanak tutar. Dolayısıyla Gönül Yakınlıkları söz konusu ikiliklerin sahnelendiği ve bu ikilikleri taşıyan karakterler aracılığıyla sanki sadece fikri düzeyde cereyan edecek olan düşüncelerin ete kemiğe büründüğü bir roman olarak karşımıza çıkar. Bir başka ifade ile fikri olanla gündelik olanın etkileşime sokulduğu ve elde edilenlerin imgesel düzeyde yeniden yapılandırıldığı bir romanla karşı karşıyayız.

Walter Benjamin'in metni ise bu eseri Goethe'nin sanat teorisiyle bütünleşik bir şekilde yeniden düşünme imkânı sağlar. Ona göre Gönül Yakınlıkları'nda edebiyatın iki farklı yüzü net olarak ortaya çıkar: maddi içerik ve hakikat içeriği.
Goethe'nin bu eserinde edebi ve fikri tadları duyumsarken sorulması gereken belki şu soru: Benjamin'in mite karşı kolektif hayal gücünden beslenen bir kültürel belleği karşımıza çıkarması, geçmişle devrimci bir kopuş yaşamak için gerçekten gerekli olan mıdır?
-Bora Erdağı-
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2014
  • Sayfa Sayısı:
    360
  • ISBN:
    9786056477515
  • Çeviri:
    Sadi Irmak
  • Yayınevi:
    Patika Yayınları
  • Kitabın Türü:
Nurhan Işkın 
03 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · 10/10 puan

1807 yılında yazılan eser, dostluk ve özellikle aşk üzerine kaleme alınmış...

Eduard eşi Charlotte'den dostu olan Yüzbaşı'nın onlara kalmaya gelmesi konusunda ikna etmiş, karşılığında ise Charlotte'nin genç yiyeni Ottilie'nin de kendilerinde kalmasını kabul etmişti. Malikane ve arazi üzerinde araştırmalar yapan bu dört arkadaş birbirleri ile sürekli iletişim halinde olup fikir birliği ile yaşadıkları ortamı daha da yaşanır hale getirmek için çaba sarf ediyorlardı...

Ottilie, genç ve güzel olmasının yanı sıra erken kayıpları yüzünden teyzesinin ona açtığı yuvaya değer veriyor, Charlotte'nin her dediğini sorgusuz yerine getirmeye çalışıyordu...Ta ki Eduard'ın ona olan duygularının kendi yüreğinde karşılık bulduğunu anlayıncaya kadar...

Kitabın bu bölümünden sonra evlilik ve aşk arasında yaşananlar, yapılan fedakarlıklar, üzüntüler, kayıplar, boşanmanın o dönemde ki zorlukları, aşkın insan üzerindeki etkileri, olumsuzluklarını konu ediyor. Çıkmaza giren ve bir arada yaşayan bu dört insanın nelerden kimler için vazgeçtikleri, yollarını yeniden çizmeleri gerektiğini ama en önemlisi aşk mı minnettarlık duygusunun mu ağır geleceğinin seçiminin kişiler üzerindeki etkilerini psikolojik çelişkiler ile anlatıyor...

Yazar, bu eserinde kendi hayatında yaşadığı olaylardan esinlenmiş gibi görünüyor. Düşes Charlotte ve Ottilie yaşadığı dönemde hayatına giren kadınlardan sadece ikisi. Eserde Charlotte fedakar, bilgili bir karakter olarak verilmiş, Ottilie ise genç, güzel ve insanın içine işleyen masumluğu ile tasvir edilmiş...

Okurken sıkılmayacağınız bu klasik eser; Charlotte'nin ve Ottilie'nin fedakarlıklarının hayatlarına nasıl yön verdiğini ve kazananın ve kaybedenin eşit olduğu konusunda çelişkiye düşmenizi sağlayacak...