İtiraf etmek gerekirse başlangıçta birtakım hayat telaşeleri nedeniyle sürüncemeyle okuyabildim hayatımda derin bir iz bırakacak olan bu kitabı. Zeze kadar olmasa da özellikle hayatımın bir döneminde yoksulluğu kıyısından tanımıştım. İnsanın yaşadığı her şeyi iki misli zorlaştıran bir durum. Öyle ki Zeze’nin gözlerinde daima duran gözyaşı damlası ve her sayfaya yerleşmiş hüzün benim de çocukluğumun bir bölümünde içime dolmuştu. Şeker portakalını okurken tanımadığım ama zezeyi ellerinden keşke bir tutuşta koparıp alabilseydim dediğim o dayakları vücudumda hissettim. Bu sözde çocukluğu aşmış yaşıma rağmen burnum kanadı onunla , yüzümde ellerimde morlukları seyrettim. Kitabın sonuna geldiğimde Zeze büyürken, çok büyük kayıplar onun hayal gücünü de sürükleyip götürürken bu sefer hikayesinin devamına karşı büyük bir ilgi duydum. Gerek yaşamın en içinden oluşu gerek çocukluk kavramının önemi ve derinliğinin yetişkin kalplerine işlenmesi konusunda sizi kendine hapsedeceğini düşündüğüm Şeker Portakalı mutlaka zihninizde bir şeyler değiştirecektir. Belki de yakınınızda bir çocuğa ya da anımsadığınız çocukluğunuza olan borcunuzu ödemeniz için fırsat sunacaktır size. Lütfen sadece çocuklarla değil yaratılmış her şeyle sevginizi paylaşın. Somurtkan yüzünüzü, inciten bakışlarınızı çekin ve Zezenin hikayesini anımsayarak onun ve çocukluğu çalınmış herkesin yerine gülümseyin.