Geri Bildirim
Adı:
Bilmek ve İstemek
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
144
ISBN:
6050201482
Kitabın türü:
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Yayınevi:
Say
"Karanlıktan şikâyet eder, bir bütün olarak varoluşun anlamını, fakat özellikle de bizimle bütün arasındaki münasebeti anlamadan ömrümüzü tükettiğimizden yakınırız. Şu halde sadece hayatımız kısa değildir, fakat bilgimiz de bütünüyle onunla sınırlıdır; çünkü ne doğumumuzdan önceki zamana ne de ölümümüzden sonraki zamana bakabiliriz. O nedenle bilincimiz, deyim yerindeyse, geceleyin bir an için çakıp sönen bir şimşekten başka bir şey değildir. Dolayısıyla sanki bir ifrit, şaşkınlığımızdan [ve onun verdiği sıkıntı ve tedirginlikten] şeytanca bir zevk almak için bilgimizin kalanının tamamını bizden muzırca bir niyetle esirgemiş gibidir.

Bizim hayatımız ölümden alınmış bir borç olarak görülebilir; uyku da bu durumda bu borç için her gün ödenen faiz olacaktır. Ölüm açıkça kendisinin bireyin sonu olduğunu ilan eder, fakat onda yeni bir varlığın tohumu yaşamaya devam eder."

Eğer bilmemiz gerektiği gibi bilseydik, istememiz çocukların istemesinden farksız olur muydu? Ve böyle sınırsız sorumsuz istemeyle dünya bugün olduğu gibi yangın yerine döner miydi?
Schopenhauer deyince aklıma Roberto Benigni'in Hayat Güzeldir adlı filminden bir sahne gelir: "Schopenhauer'a göre iradenle her şeyi yapabilirsin. Yani ne olmak istiyorsam oyum dersin. Mesela uyuyan biri olmak istiyorsan uyuyorum, uyuyorum, uyuyorum dersin ve uyku başlayıverir."

Schopenhauer felsefesinin anlatıldığı kitap temelde iki bölümden oluşuyor. İlk dört alt başlık filozofun felsefesini anlattığı bölüm olmakla beraber son bölümde yer alan beşinci alt başlık bu felsefenin yorumunu oluşturuyor.

Filozofun felsefesine göre irade; istenç, kendinde şey, duyularla algılanamayan varlıktır. Bu istencin temelinde ihtiyaçlar vardır. İhtiyaçlar aşırı hale gelirse ortaya acı ve ıstırap çıkacaktır. Şiddetli arzuların kesilme safhası Nirvana denilen asıl amaca yani hiçlik durumuna kavuşturur. Fenomen ise duyularla algılanan varlığın şekilsel halidir. Ancak fenomenler bizi doğruya ulaştırmaz. Onlar yalnızca birer yansımadır. Yaşam acı, ıstırap ve aldatıcı fenomenler dünyasıdır. Bilinç ve beden olarak fenomenin nihaî bir sonu vardır ancak kendinde şey olarak irade asıl gerçekliktir. Yani "Dünya benim tasavvurumdur." (s.75).
Schopenhauer bu yanılsama fenomenlerine karşın Kant felsefesinin savunucusudur.

İrade deneni biliyorum. Varlığın temeli olarak ona inanıyorum. Fenomen dünya yansımalarının ıstırabından sıyrılmak için ölüm kurtuluşunu istiyorum düşüncesiyle ölüm, bedenî hiçlik, yok oluş, buna karşın ölüm sonrası hayat ele alınır. "Ölüm açıkça kendisinin bireyin sonu olduğunu ilan eder, fakat onda yeni bir varlığın tohumu yaşamaya devam eder. Dolayısıyla ölenlerin hiçbiri ebediyen ölmez; fakat aynı zamanda doğan hiçbir şey bütünüyle ve temelli yeni bir varoluşa kavuşmaz." (s.81)

Kant felsefesinin yanısıra Buda ve Hint öğretisiyle de paralel seyreden filozof Doğu düşüncesini temel alır. Ölümünden sonra açılan kitaplığında yer almış eserler incelenir ve Doğu düşüncesiyle ilgili eski dönem eserler dahil yüz elliye yakın kitap olduğu ortaya çıkar.
Öncelikle şunu söylemem gerekir ki bu kitap "İsteme ve tasarım olarak dünya" kitabının kısaltılmış ve sıkıştırılmış metni olduğu için oldukça ağır ve anlaşılması çok güç. Kitabın içeriği Schopenhauer'un dört bölümü ve kitabı derleyen yazarın "yorum" adlı bölümlerinden oluşmaktadır. Schopenhauer, gerçekliği irade ve tasavur olarak ayırır. İrade yani isteme bunu kabullenişimizi ve ölümden sonra bir hayatın olacağını kısacası bir zorunlu varlık fenomenini bize mümkünmüş gibi olmasını sağlar. Doğmadan önce her ne isek ölümden sonra da o olacağımizin önüne bir set çeker ve doğduktan sonra insan hayatı ıstırap ve acıyla doludur ölümün olması hiç olmaması geren varoluşu bir tatmin yoluyla devam etmesini sağlar ve sonunda bir hiçlikle karşılaşır insan. Onun felsefesi daha çok Buda felsefesiyle ortak noktaları vardır, bunlar: Bütün fenomenlerin gelip geçici olduğu ve dünya hayatının bir yanılsamadan ibaret olduğudur, bir diğeri Tanrı düşüncesinin olamaması gibi. Buna karşın nirvana düşüncesi onun da dikkatini çeker ve olması gerektiği konusunda teyid eder. Kitabında aslında en çok "kendinde şey" düşüncesinin üzerinde durur ve gerçekliğin bize olası görünmesi fenomenlerin bizdeki yansımasıdır ki bunlar da aldatıcıdır. Bilinç kavramı hakkındaki tespitleri bir bakıma mantıklıdır ve şunu söyler canlıların aslında hemen hemen hepsinin bilinci olduğu ama insanın bilincinin en çok olduğunu söyler çünkü insandaki bilinç beyne bağlıdır ama diğer canlıların ki yaşama içgüdüsüne. Bu kitabı anlamak için "İsteme ve tasarım olarak dünya" kitabına da mutlaka bakılması gerekir.

Benzer kitaplar

Felsefesi çok derin ve gerçekten düşündürücü. Ama kitabın çevirisinden mi yoksa çevirmenin söylediği gibi metnin kendisinden mi kaynaklı bilemem ama dili oldukça ağır. Çok üst seviye bir metin.
Eğer kısa bir hayattan sonra bireyleri yok ettiği için dünya ruhunu suçlasaydık bize şöyle söylerdi: "Şimdi bak bu bireylere; onların kusurlarına, saçmalıklarına, bedhah ve menfur vasıflarına! Bunların sonsuza dek sürüp gitmesine izin mi vereyim?"
Bizim hayatımız ölümden alınmış bir borç olarak görülebilir; uyku da bu durumda bu borç için her gün ödenen faiz olacaktır. Ölüm açıkça kendisinin bireyin sonu olduğunu ilan eder, fakat onda yeni bir varlığın tohumu yaşamaya devam eder.
Eğer oyunun bir planı varsa o zaman bir kader onun yönetmenidir; eğer bir planı yoksa yönetmen kör zorunluluktur.
Eğer her şeyi bilmekten hoşlanan ama hiçbir şey öğrenmek istemeyen şu kalabalık güruhtan biri günlük konuşma esnasında ölümden sonra hayatın devam edip etmeyeceğini sorarsa en uygun ve haddi zatında en doğru cevap şudur: " Öldükten sonra doğmazdan evvel neysen ve nasılsan öyle olacaksın." Çünkü bu zorunlu olarak bir başlangıcı olan varoluş türünün bir sonunun olamayacağı iddiasının saçmalığını akla getirmektedir; fakat buna ilave olarak o iki varlık ve dolayısıyla iki yokluk türü olabileceği imasını da içinde barındırmaktadır.
Dünyanın bütün merkezi her canlı varlığın içindedir ve bu sebepten ötürü onun kendi mevcudiyeti onun için mevcudun tamamıdır. Bencillik de buna dayanır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bilmek ve İstemek
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
144
ISBN:
6050201482
Kitabın türü:
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Yayınevi:
Say
"Karanlıktan şikâyet eder, bir bütün olarak varoluşun anlamını, fakat özellikle de bizimle bütün arasındaki münasebeti anlamadan ömrümüzü tükettiğimizden yakınırız. Şu halde sadece hayatımız kısa değildir, fakat bilgimiz de bütünüyle onunla sınırlıdır; çünkü ne doğumumuzdan önceki zamana ne de ölümümüzden sonraki zamana bakabiliriz. O nedenle bilincimiz, deyim yerindeyse, geceleyin bir an için çakıp sönen bir şimşekten başka bir şey değildir. Dolayısıyla sanki bir ifrit, şaşkınlığımızdan [ve onun verdiği sıkıntı ve tedirginlikten] şeytanca bir zevk almak için bilgimizin kalanının tamamını bizden muzırca bir niyetle esirgemiş gibidir.

Bizim hayatımız ölümden alınmış bir borç olarak görülebilir; uyku da bu durumda bu borç için her gün ödenen faiz olacaktır. Ölüm açıkça kendisinin bireyin sonu olduğunu ilan eder, fakat onda yeni bir varlığın tohumu yaşamaya devam eder."

Eğer bilmemiz gerektiği gibi bilseydik, istememiz çocukların istemesinden farksız olur muydu? Ve böyle sınırsız sorumsuz istemeyle dünya bugün olduğu gibi yangın yerine döner miydi?

Kitabı okuyanlar 52 okur

  • HASAN KALKAN
  • Bedir Ozben
  • yol/açık
  • Atilla Oral
  • Yasemin
  • Veysel Kadir Şeker
  • Umutcan tatar
  • Ruveydâ
  • uğur kiraz
  • Pirali Çağrı Şensoy

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.2
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%22.6
25-34 Yaş
%54.8
35-44 Yaş
%9.7
45-54 Yaş
%9.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%37.7
Erkek
%62.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.3 (2)
9
%7.1 (1)
8
%28.6 (4)
7
%21.4 (3)
6
%21.4 (3)
5
%7.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0