Cüneyt

Cüneyt
@cuneytcuneyt
altını çizdiklerimi paylaşıyorum
İçe dönük ya da dışa dönük olmak gibi kişilik özellikleri hayatımızın ilk yıllarında şekillenmeye başlar. Bebeklikte yaşanan belirli deneyimler kişilik oluşumuna yardımcı olur. Çocukluk döneminde yaşadığımız deneyimler bütün hayatımız boyunca bizi etkilemeye devam eder. Bu yaşananlar tekrarlandıkça davranışlarımız hâline gelir. Kimlik oluşumunda önemli etkenlerden birisi de çevredir. Çevremizden gördüğümüz davranışları taklit ederiz. Farklı çevrelerden gelen insanlar bu yüzden farklı davranışlar sergiler. Herkesin birbirine bağırıp suçladığı bir ortamda yetişirsek, bu davranışlar bilinçaltımıza yerleşir ve tekrarlandıkça artık kendi alışkanlığımız hâline dönüşür. Gördüğümüz davranışları ve duyduklarımızı ayna nöronlarımız takip eder ve biz bunun farkında bile olmayız. Ayna nöronlar sayesinde karşımızdaki kişiyi taklit etmeye başlarız. İçinde yaşadığımız aile ve kültür ortamı bize kalıplaşmış algılar kazandırır. Korku kültüründe yetişen bir birey, bastırılmış duygu ve düşünceleri nedeniyle kendini ifade etmekte zorlanır. Karşısındaki kişiyi ezmeye çalışır, neyin doğru olduğunu sorgulamaz ve hep kendi dediğinin olmasını ister. Sevgi ve saygı ortamında yetişen bir birey ise "kimin dediği olacak" tartışmasına girmek yerine, doğru olanı yapmaya gayret eder. Yaşadığı çevrede insana ve düşüncelerine saygı vardır. Çevresinin bir kalıba sokmadığı bir ortamda yetişen çocuklar, sağlıklı iletişim kurabilir, gelişimlerini kendi algı ve düşünceleriyle sağlarlar.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İletişim kurmanın tüm teknik ve bilimsel gereklerini yerine getirdiğimizi düşünsek bile duygu, düşünce ve davranışlarımız devreye girip bize müdahale eder. Geçmişte yaşadıklarımız, korkularımız, önyargılarımız ve pişmanlıklarımız iletişim şeklimizi doğrudan etkiler. En büyük iletişim kazaları, öfke ve benzeri güçlü duyguların etkisindeyken verdiğimiz tepkilerden kaynaklanır. Bu nedenle duygularımızı olumlu yönde geliştirmek, sağlıklı iletişim kurabilmenin en önemli ön koşullarından birisi olarak karşımıza çıkıyor. Duygularımızı keşfetmek, anlamak ve tanımamız gerekiyor. Başka bir deyişle, iletişimde başarı, önce kendimizi tanımakla başlıyor.
“Bir insanla iletişim kurmak istiyorsanız, kendi bildiğiniz dili değil, onun anladığı dili konuşmalısınız.” -Nelson Mandela
“Karanlıkta bir dostla yürümek, ışıkta yalnız yürümekten daha iyidir.” -Helen Keller
Doğduğumuz andan itibaren yaşadığımız her olay ve içinde bulunduğumuz çevre algılarımızı şekillendirmeye başlar. Farkına varmadığımız bu süre zarfında algılar normal düşünce tarzımızı oluşturur ve sürekli bizi takip eder. Davranışlarını yorumlarken karşımızdaki kişinin algı sistemlerinin farklı olabileceğini her zaman göz önünde bulundurmamız gerekir. Algılarımız düşünceye dönüşür ve oluşan bu düşünceyi duygusal olarak değerlendirmeye başlarız. Hissettigimiz duyguyu mantıklı şekilde analiz edebildiğimizde düşünce şeklimizi ve dolayısıyla iletişim tarzımızı değiştirebiliriz.