Güney dilleri canlı, tınılı, vurgulu, belagatlı ve enerjilerinden dolayı genellikle anlaşılmaz olmayı sürdürürler; Kuzey dilleriyse hala boğuk, sert, eklemli, cırtlak, tekdüze, elverişli bir yapıdan çok, sözcüklerinden dolayı açıktırlar.
Sadece tek bir nesne gören kişi için, yapılacak hiçbir karşılaştırma yoktur. Sadece az sayıda nesneyi ve çocukluğundan beri hep aynılarını gören de bunları birbiriyle hiç karşılaştıramaz çünkü onları görmenin verdiği alışkanlık onları incelemek için gerekli olan dikkati kişinin elinden alır
Yaşamını sürdürme zorunluluğu insanları birbirinden uzaklaşmaya zorlarken bütün güçlü duygulanımlar onları birbirlerine yaklaştırır. İnsanlardan ilk sesleri çekip alan açlık ya da susuzluk değil aşk, nefret, acıma, öfkedir.