Ben bu hayatta bazen bazı şeylerin tam da olması gerektiği zamanda olduğuna inanıyorum. Olaylar, tanıştığımız insanlar ve geri kalan her şey — iyi ya da kötü — tam da olması gerektiği zamanda yaşanıyor. Mesela bir filmi 25 yaşında, hayatımın bu döneminde izlemem gerekiyorsa öyle oluyor. Ve yine bir kitaba tam da olması gerektiği zamanda denk gelip okuyorum.
Bu kitap da benim için öyleydi. Olasılıklar ve pişmanlıklarım üzerine çokça kafa patlattığım bu dönemde, Sylvia Plath’in incir analojisi sürekli aklıma geliyordu. Kitaba başlarken Sylvia Plath alıntısını gördüğümde, “Ah, evet, tamam, yine başlıyoruz.” dedim. Ama öyle olmadı.
Biterken gözlerim dolmuştu; ama üzüntüden değil, umutla doldum (abartmıyorum, gerçekten). Yazarın akıcı ve yalın dili sayesinde bir çırpıda okudum. Gerçekten çok sürükleyici ve keyifliydi. Filmi olsa nefis olur hissi verdi; her satır bir film sahnesi gibi canlandı kafamın içinde.
Özetle: Bence bu kitabı ağır bir dil ve edebi gösteriş beklentisiyle okumayın. Ama hayatın belli dönemeçlerinden birinde kafanızda soru işaretleriyle dolaşıyorsanız, bu kitap tam zamanında karşınıza çıkabilir ve size güzel bir eşlikçi olabilir. Ve belki de en güzeli, sizi ummadığınız anda umutla doldurabilir.