"Çocukların hırpaladığı, korkuttuğu ve ellerinden gelen her türlü zararı verdiği zavallı bir kediciğin görünüşüyle kıyasla yıp durur; çocuklar zavallı kediyi haince yakalamış, yerden yere vurmuşlardır ve kedi sonunda ellerinden kurtulup bir sandalyenin altına, karanlık bir yere sığınmış, etrafta kimse olmamasına rağmen bir saat boyunca tüyleri dimdik, kendi kendine homurdanıp, yaralı burnunu patileriyle temizlemiş tir; bu kedicik artık çok uzun süre doğaya, yaşama, hatta merhametli hizmetçi kadının mükellef bir sofradan onun için ayırdığı bir parça yemeğe bile düşmanca bakmaz mı?"
"Size ise üzülmek kalır; o geçici güzellik öyle çabuk, öyle geri dönülmez biçimde solup gitmiş, gözlerinizin önünde öyle al datıcı biçimde, amaçsızca parlayıp sönmüştür ki... maalesef daha onu sevmeye bile vaktiniz olmamıştır..."
"Gökyüzü öyle yıldızlı, öyle berraktı ki, onu gören kendine sormadan edemezdi: Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız, kaprisli insan yaşayabiliyor?"