Şimdi tam 34 yaşındayım. Yıllar önce yazdığım yazıları okudukça bir tebessüme bürünüyorum. Hani küçümseyici veya toymuşum gibi değil. Ellerim önümde pençe saygınlığa eğiliyorum. O kadar büyük ki gözümde o aşkım ve sevdam hatta hayellerim ve yüreğim şimdiki halime acıyorum. Ne sevdama sahip çıkabilmişim nede hayallerime çoğumuzda olduğumu gibi paranın peşine gitmiş acınası bir insan görüyorum. Pahalı evlerin lüks arabaların hiçbir anlamı olmadığını o yaşta biliyorken nasıl yeni öğrenmiş olabiliyorum. 90Lı çocukların hepsi yaşadı aslında benim yaşadıklarımı. Nasıl bir jenarasyona denk geldik farkında olmadan nasıl bir hayat yaşadık şöyle bir düşününce oturuyor herşey aslında. Teknoloji bile bizimle büyüdü. Şöyle bir düşünüyorumda akıllı telefonların hayatımıza girişi hemen öncesindeki tuşlu telefonlar, dijimonlar, pokemonlar, bilyeler, oyun kartları, komşudaki ateri, internet kafelerdeki counterlar. Bir sms in 3 ekmek parası olduğu zamanlar. Kelimelerin ne kadar değerli olduğunu biz o smslerden öğrendik. Az kelimeyle çok şey anlatmayı. Şiir yazmayı. Yani ev telefonundan akıllı telefona evrilen teknoloji bize ne yaptığını anlamadık. Mükemmeldi aslında ama ayak uyduramadık. Hayatı seven mahalleyi seven insanı sevmeyi bilen o nesil bir anda internetle tanıştı gerisi malumunuz. Yanlış anlaşılmasın söylediklerim eski bayramları övmüyorum. Eski sevdaları övüyorum. Adabıyla giyinen sevgilileri ve beyefendi gibi giyinen sevdalıları övüyorum. Delikanlılar vardı yanlış bir hareketinde eşini uyaran. Hanım efendiler vardı eşinin yücelten ve yanlış yaptığını söyleyebilen sonuna kadar arkasında duran. Dışarıdayken ses etmeyen diyeceğini evde diyen eşler vardı. Birbirine asla kötü bir laf etmeyen noldu onlara. Milletin içinde hakaret etmek küfür etmek ne zaman normalleşti. Benim