...
Zirvesine göz koyduğum dağlara bak
Koşup takıldığım çitlere bak


Cahit Zarifoğlu

Zeynep Can, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Sharp'ın 198 Eylem Biçimi;
90. sıradaki "gelir reddi", Antik Çin'de vergi ödemek istemeyen halk tarafından uygulanmış. Vergi toplayıcıların yola çıktığı haberini alanlar mallarını gömme veya dağlara kaçırma yoluna gitmişler. 57. sırada, Antik Yunan'da kullanılan "Lysistratik eylemsizlik" var. Bu eylemde kadınlar savaşı bitirmek için erkeklerle cinsel ilişki kurmayı reddediyorlar.

Dünyamızı Nasıl Değiştiririz, John-Paul Flintoff (Sayfa 54 - Sel Yayınları)Dünyamızı Nasıl Değiştiririz, John-Paul Flintoff (Sayfa 54 - Sel Yayınları)
mahmut yiğiter, Hasretinden Prangalar Eskittim'i inceledi.
 17 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

Ahmed Arif’in bu şiir kitabını bir türlü okumaya fırsat bulamamıştım. Bu sefer şansa bırakmadım. Gerçekten çok beğendim. Bir solukta okudum ve artık başucu kitabı olarak kitaplığıma kaldırıyorum. Ahmed Arif şiirlerinin güzel yanı herkesin kendinden bişeyler bulabilmesidir. Doğu Anadolu'yu, Güneydoğu'yu Anadolu ile bütünleştirir. Onun şiirlerinde Karacaoğlan 'ı , Pir Sultân Abdal 'ı , Yunus Emre'yi, Şeyh Bedrettin 'i ve daha sayamacağım bir çok ismi bulabilirsiniz.
Ahmed Arif şiirlerinde dağlara dil olur . Dağları söyler, asi dağları söyler. Uyrukluk tanımadan söyler. O şiirlerini deniz görmemiş çocuklara adar.
Memleket sevgisi, ve halk sevgisini, isyancı ruhu,başkaldırıyı simgeler. ..
Kendisi benim hemşehrim olur. Yolu Diyarbakır'a düşenlerin Ahmed Arif halk kütüphanesine uğramasını ve bu şiir kitabını orda okumasını tavsiye ederim. .
Bu vesileyle kendisini rahmetle ve özlemle arıyorum. ..

Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
17 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bak, şimdi ben; dünyanın hây-u hûyuna bir gönül huzuruyla hoşça tebessüm edebileceğim kadar ölümün bana yakıştığı yerdeyim. Herkesi affedebilecek kadar yunmuş yıkanmış, her şeyi anlayabilecek kadar gadre uğramış. Kalkışına t olduğum her gece otobüsüne bir yüreklilikle Allah kavuştursun, diyebilirim. Dilenecek bir tek helâllik kaldı. Dünya beni hiç terk etmeyecek bir korku bırakmış bu dağlara, keşke o dünyanın geçiciliğine dair iki kelâm da ben edebilseyı Veya daha iyisi, sözü küçümseyebilseydim.

Cam Irmağı Taş Gemi, Nazan BekiroğluCam Irmağı Taş Gemi, Nazan Bekiroğlu
zeyneb, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okuyor

Bize nikâh düşmez artık, çünkü unuttuk
Nur içinde yatmayı, hem aşk içinde
Oysa biz evvel zaman içinde
Kar olmayı düşlerdik, dağlara yar olmayı
Ve bilirdik:
Mezarlıklardır saatlerin midesi
Erkeğe güven verir bir közü karıştırmak
Yaşamak... Yamacındaki şehri
Aş eren yanardağ gibi...

Peltek Vaiz, İbrahim Tenekeci (Sayfa 22 - Profil / veryansın)Peltek Vaiz, İbrahim Tenekeci (Sayfa 22 - Profil / veryansın)
Nilüfer Kuzu, bir alıntı ekledi.
21 saat önce

Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.

(İsra Suresi, 37. Ayet)

Kuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (Sayfa 219 - Altın Post Yayınları)Kuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (Sayfa 219 - Altın Post Yayınları)
Ebru, bir alıntı ekledi.
Dün 06:23 · Kitabı okuyor

Artık bütün günümü ve gecemi burada geçirecektim. Etrafımı çeviren insanların hepsini kendimden çok iyi, çok namuslu, hani demin söylediğim evine dönen “müsrif çocuk” ruhuyla seyrediyordum. Niyetim yazı yazmak bile değildi. Balığa çıkacaktım. On kuruşa kahve, yirmi kuruşluk Köylü sigarası içecektim. Kaybettiğim her şeyi; insanlığı, cesareti, sıhhati, iyiliği, safveti, dostluğu, alınterini, sessizliği yeniden bulacak; belki yeniden bir adam olmasam bile bir temiz hayatın içinde hayran, meyus ve mahcup ölümü bekleyecektim. Aklıma ara sıra esen yazı yazmak arzusunu, arzusunu değil kötü huyunu, bu tek kötü huyu muvaffakiyetler, şöhretler düşünmeden, “Düşünürsem Allah canımı alsın!” düşüncesiyle yeniden bulabilirsem, kalemsiz kağıtsız dağlara fırlayacak, balığa çıkacaktım. Yazmayacaktım. Biliyordum ki, insanlar beni pek sevmeyeceklerdi. Bir adam ki onlar gibi değildir. Balığa çıkacak olsam, “Koca evi barkı var. Ne bok yemeye balığa çıkar? Deli midir nedir? Pay da almaz" diyeceklerdi. “Baba fırını has çıkaran enayi, çalışmıyor, bereket ki, anası var, yoksa satar savar, sürünür" diyeceklerdi. Hiçbir zaman yeniden damla damla, dakikaları duya duya, sıkıla patlaya; rüzgârı, balığı, denizi, ağı seve seve, ölümü beklediğimi bilemeyeceklerdi. Ne zararı vardı. Ben onları hayalimde adanın insanlarıyla ölçe ölçe, en büyük kusurlarını müsamahasızlıklarında bularak mahcup sevecek; bir sigara, bir adaçayı, bir kâğıt oyunuyla rüzgârlı günü bitirdikten sonra yatağıma yeni doğmuşçasına günahsız, hatıraları kova kova; iyileri, kahramanları, namusluları, hak yemezleri, alınteriyle sert tabiattan kavga ve dostlukla ekmeğini çıkararak, birbirlerine fedakârlıklar ederek yaşayanları seyirden duyduğum hazla derin ve rüyasız bir uykuya dalacaktım. Sabahleyin yine rüzgârla, yağmurla uyanacaktım. Camları buğulu bir kahvenin içinde elleri nasırlı, yüzleri güneş ve rüzgârla çizgili insanların arasında, bugünü de bir günah, daha doğrusu bir kötülük işlemeden bitirecektim.

Son Kuşlar, Sait Faik Abasıyanık (Sayfa 69 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Son Kuşlar, Sait Faik Abasıyanık (Sayfa 69 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)

"Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde;
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını, dağlara dönmeli yüzünü insan."
~Can Dündar~

İnsanın umudu dağlara kar yağdığı zaman dağdan mı vazgeçmeli ? Karları mı temizlemeli ?

Ayşe Y., Tatar Çölü'ü inceledi.
 Dün 02:15 · Kitabı okudu · Puan vermedi

(İnceleme yeniden yazılmıştır.)
DROGO’YA,
Tatar Çölü’nü yeniden okurken adım adım yaşadığın her ana şahitlik ettim... Sen yaşadığın kenti, anneni, arkadaşlarını ve tüm sevdiklerini “bir eylül sabahı” terk ederken yanındaydım. "Yıllardan beri hep bu anı, gerçek yaşamının başlayacağı bu günü” beklemiştin, sezmiştim bunu. Başlangıçlar her daim heyecan verir insana, heybende güneşli günlerin beklentileri, yeni dostlukların hevesleri, dolu dolu yaşanacak bir hayatın heyecanları vardı, halinden bildim… Gerçi sana hayat veren yazar “terk etmek” fiilini bilinçli mi seçti acaba?” diye bir an tereddüt geçirmedim değil. Sonra senin gidişin için sonbaharın seçilmesi, sonbaharın da ayrılığı, hüznü filan çağrıştırması da kafama takıldı, ama ben yine de umutlarına yoldaşlık etmeyi seçtim, başka türlüsü olamazdı zaten, sen öyle hayat ve heyecan doluydun ki benim başka türlü düşünmeye hakkım yoktu.
Sonra yolculuk başladı, senin kafanın içinden geçenleri duyabiliyordum yazar sayesinde.:) Yolun başında yakın olarak gördüğümüz Bastiani Kalesi’nin aslında zannettiğin kadar yakın olmadığını fark ettiğinde gözlerinde ilk hayal kırıklığını gördüm, ama önemsemedim. "Olsun, uzak olsun, ne çıkar, yollar aşılmak için değil midir?" dedim kendi kendime, sen de öyle düşünüyordun. Sonra Yüzbaşı Ortiz’le karşılaştık. Pek iç açıcı bir sohbet yaptığınızı söyleyemem. Senin heyecanlı hallerine karşın onun donuk bir yüz ifadesi vardı ve sana da pek yardımcı olmadı aslında. Sen Ortiz’e sordun: " Kalede insanın canı sıkılmıyor mu, yüzbaşım?” Ortiz’in kayıtsızca “İnsan alışıyor.” diye cevap vermesi zihninde ilk soru işaretlerinin oluşmasına neden oldu ama heyecandan bunu da çok önemsemedin.
Kaleye ulaştığında hiçbir şey hayal ettiğin gibi değildi, bunu biliyorum. Geri dönmek, bazılarının yaptığı gibi oradan ayrılmak için bir süre mücadele ettin, ama sonra yavaş yavaş alışkanlığın tatlı rehaveti tüm bedenini sardı. Alışkanlıklar ve monoton hayatın kendince ritmi zamanla kanına işledi ve Bastiani Kalesi'ni senin için aşamadığın bir hapishaneye dönüştürdü. Öyle ki “kale”nden biraz uzaklaştığında onu arar, özler hale geldin.
Bir keresinde "odanda hüzünlü ve yitmiş bir biçimde, bir lambanın ışığında yatağının kenarında otururken" görmüştüm seni. "Gerçek yalnızlığın" ne olduğunu o zaman anladım. “Çirkin olmayan, tamamen lambri kaplı bir oda, geniş bir yatak, bir masa, pek rahat olmayan bir divan, bir dolap”tan ibaret odanda kendi dünyana gömülmüş bir şekilde yaşamaya çalışıyordun. Seni “bekleyen yaşamı düşünüyor, kendini bu dünyaya, bu dağlara, bu yalnızlığa yabancı hissediyordun” sanki. "Annene mektup yazmaya başladın sonra, birden kendini çocukluğundaki gibi hissettin. Yapayalnız bir fenerin ışığında, artık kimsenin seni görmediği bir anda, tanımadığın bir kalenin ortasında, evinden uzakta, bildik ve güzel şeylerin hepsinden uzakta, en azından yüreğini tamamen açabilmenin bir teselli olacağını" düşünüyordun. Olmadı, yazmak da, "saatleri unutacak kadar okumak" da, dostların da, kasabadaki küçük eğlenceler de teselli olmadı yalnızlığına. Geri dönmek de mümkün olmadı, kabullendin ve “Bastiani Kale”nin duvarlarını aşamadın, kendine yabancılaştın, hüzün, yalnızlık ve melankoli seni esir aldı. Gidenler vardı oysa, sen kalmayı seçtin. Seçim senin seçimindi. Ben yanında sessiz sedasız seni izlerken, tüm hayal kırıklıklarına teker teker şahitlik ederken, senden çok şey öğrendim. Yazarına ve sana çok teşekkür ediyorum...

Benim senden öğrendiklerime gelince: Ömrümüz aslında hep bir şeyleri beklemekle geçiyor, taa çocukluk yıllarımızdan itibaren mutlulukları beklemeye şartlandırılıyoruz adeta. Ânı fark etmek, ânın tadını çıkarmak yerine hep belirsiz olan bir şeyleri bekliyoruz ve mutluluğun o beklenilen şey gerçekleştiğinde yaşanılacağına inanıyor, bu şekilde kendimizi teselli ediyoruz. Oysaki zamanımız sınırlı ve geçen her saniye aleyhimize işliyor, hayat kaçıyor, yaşanmadan, yaşanamadan, bekleyerek geçip gidiyor. Yazar romanda metaforik bir anlatımı tercih ediyor. İnsanın hayatta heyecanını yitirmesiyle birlikte sıradanlaşan, monotonlaşan, birbirinin aynı haline gelen günlerinin onu nasıl yavaş yavaş tükettiğini, ruhunu nasıl boşalttığını anlatıyor bize. İnsana, insanlığa bir uyarı yapıyor aslında. Monotonluk bir zehir gibi girer insanın kanına. İnsan, rahatlığa, alışkanlığa esir düştüğünde bu durum onun içine kapanıp kaldığı bir kaleye dönüşür adeta. Aslında bu kalenin surlarını aşmak başlangıçta kolay gibi görünür, ama zaman geçtikçe insan daha da gömülür kendi kalesine ve sonunda içinden çıkamaz hale gelir.
Buzzati, insan ruhunu iyi tanıyan bir yazar ve romanıyla bizleri alışkanlık tuzağına düsmememiz konusunda nazik bir şekilde uyarıyor. Etrafımızda bizi bundan alıkoyan onca engel varken hayatın anlamını keşfedip kendimizi aşmak, beklemek yerine faaliyete geçip şartları değiştirmek hiç kolay değil. Ama her şeye rağmen harekete geçmek ve makus talihimizi yenmek "bizim elimizde" yeter ki bu farkındalıkla yaşamayı öğrenelim. Anahtarlar içimizde...

Not: Yazıda yer yer kitaptan alıntıları kullandım, bu alıntıları tırnak içinde verdim. Akışı bozmamak adina sayfa numaralarını belirtmedim, ancak yaptığım tüm alıntılar sayfamda mevcuttur.



BU KİTAP HAKKINDA YAZDIĞIM DİĞER İNCELEMEMİ ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIMLA BLOGUMDAN OKUMAK ISTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...-uzerine-dusunceler/