• 344 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Düşlerin ötesin iki insan yaşarmış bu insanlar birisi fakir birisi vok zenginmiş bunlar bir gün bilinmedik yerde karşılaşmışlar bunlar birbirlerini ilk görüşte aşık olmuşlar bu iki kişi birbirinden hoşlanarak bir birlerleri ile oyunlar oynamaya başlamışlar sonra cok güL eğleniyorlar o kadar eğlencenin dibine vurmuşlarki bir bakmışlar akşam olmuş kız eve gitmek istememiş cocukta kızn ailesi onu merak etiklerini düşününce kızı eve bırakmış kızın ailesi zenginmiş cocuğun ailesi ise ne zengin ne de fakirlermiş erkek kızı eve bırakmış kız ona senden hoşlandım demiş erkekte aynısını demiş ve kız eve gitmiş erkekte evine gitmiş ve o günden sonra bunlar hergün birbirleri ile buluşuyormış en son bunlar bir ara hayal kurmuşlar birbirleri işe evlenme hayaleri kurmuşlar ama her ikiside boş hayal kurmuşlar bir gün erkek kızı evine bırakmış sonra bir daha erkek ortadan kayıp olmuş kız hergün o erkekle buluşma ve evlenme hayali kuruyormuş erkekte aynısını kurmuş ve bunlar hi bir daha bulaşamamışlar bütün gün hayalerini kuruyorlarmış ...
  • Gerçekten de, gerekli olanlar dışında, sözcüklerimizin ve edinimlerimizin büyük bir bölümünden vazgeçersek, daha çok zamanımız olur ve daha erinç içinde oluruz. Bunun için her fırsatta kendi kendimize yinelemeliyiz: bu gerekli bir şey mi, değil mi? Yalnızca eylemleri değil, gereksiz düşünceleri de ortadan kaldırmalıyız; çünkü, böylece, bu düşüncelerin ardından gelecek gereksiz eylemler önlenmiş olur.
  • 71 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Kitap gayet akıcı, anlaşılır ve kısa. Okumanızı tavsiye ederim. Fakat okuduktan sonra Stefan Zweig'in hayatının araştırılmasını daha çok tavsiye ederim. Kitap işte o zaman sizin için daha fazla anlam içermeye başlayacaktır buna emin olabilirsiniz. Yazılan her satırda, her cümlede yaşanmışlık hissi veren bu kitap, bu kadar az yaprakta size daha iyi hitap edemezdi.

    Kitabi iyi ki okumuşum, Stefan Zweig ile tanışmam bu kitap ile oldu ve okumayı hedeflediğim kitaplar arasında kesinlikle bu yazarımızın eserlerini araştırıp okumayı düşünüyorum .
  • Gayet yakın arkadaş olduğunu düşündüğün biri hakkında aslında hiçbir şey bilmediğini fark etmek insanın kendisinden daha çok karşısındakini sorgulamaya itiyor. Genellikle aldatılmışlık hissi ağır basıyor böyle durumlarda. Gerçek bu.
    Tarık Tufan
    Sayfa 35 - Profil Kitap
  • Belki zaman içinde birine -mutlaka çok sevdiği biri olmalı- söylemeye cesaret etmiş, belli ki daha fazla tutamamış içindekileri, gönlü taşmış, kendini uzun uzun anlatmış ve sonra karşısındakine bakıp hiçbir şey değişmediğini, onun küçücük bir merhametini bile celp edemediğini görünce, yaşadığı büyük hayal kırıklığının da etkisiyle bir daha kimseye bir şey anlatmaya gerek duymamış gibiydi Jülide. Üzeri karalandıkça karalanmış, çözülemeyince bir kenara fırlatılmış bulmaca gibi. Eski bir tren garının emanet odasında kalmış, ne zamandır orada durduğu belli olmayan, üzeri tozlu, ecnebi malı, hakiki deriden yapılmış kıymetli bir çanta gibi. Yapraklarının yarısı koparılmış, kalan yarısı sararmış, eski yıllardan kalma bir takvim gibi. Hep yüreği ağzında. Tasa sahibi. Tasa sahibi olduğu için de her vakit elleri soğuk.
    Tarık Tufan
    Sayfa 12 - Profil Kitap
  • 160 syf.
    ·1 günde·8/10
    Kitabı okurken şimdiki aşkların ne kadar yavanlaştığı geldi aklıma. Tabiki de aşk çok farklı bir duygu ve onu yaşayan bilir aşkı ama sevgilerin ifade ediş biçimlerinin içi boşaltıldı. Demek istediğim artık kelimeler koflaşmaya başladı içerideki duyguları dışarıya dökmek için kullanılan o güzel sözler havada kalıyor artık.

    Tek bir satırında bile düşünmeden edemedim. Bir günümüze baktım, WhatsApp'taki yazışmalarımıza, bir de Sabahattin Ali'nin mektuplarına baktım ve bakakaldım. Demek ki eskiden insanlar birbirleriyle mektuplaşırken aynı zamanda bir sanatı da icra ediyorlarmış. Yazarken zaten düşünmeleri gerekiyordu, çünkü düşünmeden yazmanın cezası mürekkep ve kağıtdı. Mürekkebe batırılan bir kalem, yazıları yazdığı kağıt, kağıtta mürekkepte kısıtlı, dolayısıyla kısa ama öz cümleler yazılması gerekiyordu, üstelik mektubun iletilmesi en az bir hafta sürüyor, alıcının mektubu hemen yazıp postaladığını varsayarsak, gönderilen bir mektubun cevabı iki haftadan uzun bir sürede gelecektir.

    Günümüzde halbuki, mürekkep vekalem derdi yok. Çünkü dijital ortamdan iletiyoruz mesajlarımızı ve süre derdi de yok, artık saniyeler bile bizim için fazla.

    Sabahattin Ali bunları görseydi ne kadar mutlu olurdu . Acaba bu zamanları görseydi sanatsal cümlelerle bezenmiş mesajlar gönderecek miydi Aliye'ye ve Filiz'e ?
    Bence hayır neden mi?

    Edebiyattaki önemli isimlerin bir ortak özellikleri de çok sıkıntılar çekmiş olmalarıdır eğer Sabahattin Ali Aliye'den uzakta, çalışmak zorunda kalmasaydı ve saniye başı onunla mesajlaşma şansı olsaydı konuşmaları bizler gibi olabilirdi. Neyse ki öyle olmamış ve ben de böyle buram buram sevgi kokan ve safi duygularla yoğrulmuş mektupları okuma şansı yakalamış oldum.

    Kesinlikle Sabahattin Ali'yi ve onun eserlerini anlamak için okunması gereken ilk eser olduğunu düşünüyorum çünkü onu ve onun kitaplarını anlayabilmek için hayatındaki bazı dönüm noktalarını görmek lazım böylece "İçimizdeki Şeytan"daki Ömer kimmiş ve dahasını daha iyi tahmin edilebileceğimize inanıyorum.ğ